Sinif Mucadelesi

Yapay zeka: insan zekasının yerini mi alıyor yoksa onu özgürleştiriyor mu?

Cuma 14 Temmuz 2023

Geçtiğimiz Kasım ayında OpenAI şirketi, bir insanı taklit ederek herhangi bir konuda metin yazabilen bir program olan ChatGPT’yi piyasaya sürdü. Program birçok en iyi okulun final sınavlarını geçti ve ChatGPT tarafından yazılan kitaplar satışa sunuldu bile. Mart ayı sonunda, aralarında Apple’ın kurucularından Steve Wozniak ile Tesla ve SpaceX’in patronu Elon Musk’ın da bulunduğu, yeni teknolojiler alanında çalışan bir grup bilim insanı ve mühendis, yapay zeka olarak bilinen alandaki gelişmelerin insanlığa yönelik tehditleri konusunda uyarıda bulunarak moratoryum çağrısı yaptı. Teknoloji kapitalistlerinin bu alarm çığlıklarının arkasında ne var?

Bu yeni teknoloji insanlık için ne gibi umutlar vaat ediyor? Satrançta (Deep Blue bilgisayarı 1997’de dünya şampiyonu Kasparov’u yenmişti), çeviride ve yüz tanımada ustalaşan bilgisayarlar artık bir insanın yapabileceklerinden farkını anlamak mümkün olmaksızın otomatik olarak orijinal metinler üretebiliyor. Bilgi teknolojisindeki son gelişmeler ve bunların her alandaki potansiyel uygulamaları nefes kesicidir: bilgisayar destekli tıbbi teşhis ve cerrahi, giderek otonom hale gelen robotlar, doğal afet tahmini vb.

Yine de, ilk sanayi devriminden bu yana her teknik değişimde olduğu gibi, bu yenilikler de endişe kaynağıdır, çünkü milyonlarca işi yok edebilir, gözetimi daha yaygın hale getirebilir, kitlesel dezenformasyon üretebilir ve insan müdahalesi olmadan öldürme kapasitesine sahip silahlar üretebilirler.

Felaket tellalları bilgisayarların eninde sonunda tamamen otonom hale geleceğini ve insanlığın iktidarını ele geçireceğini hayal ediyor. Romancı Isaac Asimov tarafından tasvir edilen 1950’lerin robotların insanların yerini alacağı fantezisini yeniden canlandırıyorlar.

Ancak ne kadar sofistike olursa olsun bilgisayarlar hala makinedir. Bilgi teknolojisindeki son gelişmelerin toplum üzerindeki etkisi, her şeyden önce bu keşiflerin kimler tarafından ve hangi amaçlarla kullanılacağına bağlı olacaktır: 20. yüzyılın başında kimya alanındaki gelişmeler, tüm insan ırkını besleyebilecek gübrelerden ölümcül zehirli gazlara kadar her şeyin üretilmesini mümkün kılmıştır. Aynı durum, kanser tedavisinde ve enerji üretiminde kullanılabildiği gibi bomba yapımında da kullanılabilen radyoaktivite için de geçerlidir.

Son derece sofistike makineler, ama zeki değiller

Yapay zeka terimi, söz konusu programların beynimize benzer bir şekilde işlediğini ima etmektedir. Bu yanıltıcı bir düşüncedir, çünkü bilgisayarlar harikalar yaratırken, insan zekasının hüneri kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Bu farkı inkar etmek, insanlığı ve yeteneklerini küçümsemektir. Yine de bu fikirler giderek yaygınlaşıyor.

Yüzlerce araştırmacı ve dijital kapitalist, 29 Mart’ta Le Monde gazetesi da dahil olmak üzere çok sayıda medya organında yayınlanan son açık mektuplarında, "Yapay zeka sistemleri artık insanlarla rekabet edebilecek kapasitededir" demektedir.

İnsan zekası olmadan yapılması imkansız olduğu düşünülen daha fazla işin artık otomatikleştirilebildiğine işaret ediyorlar. 2016 yılında Collège de France’da verdiği bir konferansta, Facebook’un yapay zeka laboratuarının direktörü Yann Lecun yapay zekayı şöyle tanımladı: "Makinelerin normalde insanlar ve bazı hayvanlar için ayrılmış görevleri yerine getirmesini ve sorunları çözmesini sağlayan bir dizi tekniktir."

Bir makine daha önce insan müdahalesi gerektiren bir görevi yerine getirdiği için zekadan söz etmek, zeka ile otomasyonu birbirine karıştırmaktır. Aynı şekilde, 19. yüzyılın başlarında ipek desenlerin dokunmasını otomatikleştirmeyi mümkün kılan Jacquard dokuma tezgahı da akıllı olarak tanımlanabilirdi çünkü icadından önce bu iş son derece yetenekli insanlar tarafından gerçekleştiriliyordu.

"Yapay zeka" yaratma tutkusu bilgisayar kadar eskidir ve ifadenin kendisi 1956 yılına kadar uzanmaktadır. O zamanlar araştırmacılar, bir bilgisayarın sadece hesap makinesi olarak değil, aynı zamanda geometri problemlerini çözmek, bir robot tarafından gerçekleştirilecek bir dizi eylemi planlamak veya bir konuşmayı taklit etmek için de programlanabileceğini fark ettiler - şimdiden!

Bu başarılar bilgisayar bilimcisi Herbert Simon’un 1965 yılında "Yirmi yıl içinde makineler insanın yapabildiği her işi yapabilecek" demesine yol açtı. Bu tahminin abartılı olduğu kısa sürede kanıtlandı. Bu programların temel prensibi, doğru cevabı bulana kadar bir soruya verilebilecek tüm olası cevapları denemekti.

Ancak bu sadece basit problemler için işe yarıyordu: bir metin oluşturmak için sözlükteki tüm kelimeleri ve tüm dilbilgisi kurallarını bir bilgisayarda saklamak kolaydır, ancak bu unsurlarla oluşturulabilecek metinlerin sayısı sonsuzdur ve bunların büyük çoğunluğu anlamsızdır!

Bu sorunu çözmek için elektroniğin minyatürleşmesini, hesaplama gücü ve bilgisayar belleğindeki patlamayı ve dünyanın dört bir yanına dağılmış bilgileri merkezileştirmeyi mümkün kılan internetin gelişmesini beklememiz gerekti. Bu sayede, bir sorunun çözümünü bulmak için bilgisayarın izlemesi gereken tüm adımları açıkça programlamak artık gerekli değildir: olasılıklar kullanılabilir.

ChatGPT’nin kalbi, anlamlı metnin matematiksel bir modelidir. Milyonlarca kelime içeren veri tabanlarını kullanarak, bir cümlenin başlangıcını belirli bir kelimenin takip etme olasılığını hesaplamayı öğrenir.

Örneğin, "geceleri gökyüzü ..." cümlesini "kırmızı" yerine "siyah" kelimesinin takip etme olasılığı daha yüksektir, çünkü "gökyüzü" ve "gece" kelimeleri siyah renkle daha sık ilişkilendirilir. Bu olasılıklara göre kelimeleri birbiri ardına seçerek tüm bir metni oluşturabilir. Veritabanında ne kadar çok cümle varsa, model o kadar ince ve üretilen metinler o kadar gerçekçi olur.

Bu tekrar ederek öğrenme aslında beynimizin mekanizmalarından biri, ancak bu bir eğitim meselesi, anlama değil. ChatGPT yeni bir cümleyi her okuduğunda, kelimeleri eşleştirme olasılığını artırır, ancak yine de onu anlamamıştır. Üretilen metinler, daha önce yazılmış metinlerden basitçe kopyalanıp yapıştırılmadıkları anlamında orijinal olsalar bile, içerikleri programın eğitildiği veri tabanı tarafından dolaylı olarak programlanmıştır: bu, daha önce yazılmış olanı taklit eden bir makinedir.

Hareketleri otomatikleştiren mekanik makinelerin aksine, öğrenme algoritmaları beynimizde gerçekleşen psişik süreçleri otomatikleştirir, ancak bu onları zeki yapmaz.

İnsan zekası, biyolojik ve sosyal evrimin meyvesi

İnsan zekası bu eğitim mekanizmalarından çok daha zengin bir ölçekte çalışır. Otomatik öğrenme algoritmalarının aksine, geçmişte yapılanları basitçe yeniden üretmez. Ateşin, tarımın, yazının ve daha yakın zamanda elektriğin veya antibiyotiklerin keşfi: insanlık tarihindeki devrim niteliğindeki keşiflerin çoğu, hayatta kalmak için uyum sağlama ihtiyacının ve karşılıksız merakın en az eşit derecede önemli bir rol oynadığı deneme yanılma yönteminin ürünü olmuştur.Bilgisayarlar bunu yapamaz, çünkü merak, hayatta kalma içgüdüsü ve sürekli olarak düşüncemize dahil olan bir dizi his ve duygu birkaç denklemle özetlenemez.

Bilgisayarların aksine, zekamız yaratılmamıştır: milyonlarca yıl süren biyolojik ve ardından sosyal evrimin meyvesidir. Sabit bir hedefi olmadan bilinmeyen yönleri keşfetme yeteneğini veren de budur. Sinir sistemimiz ve beynimiz şekillendirilebilir ve nöronlar arasındaki bağlantılar hayatımız boyunca kurulur ve bozulur. Bir hareket birçok kez tekrarlandığında, beynin o harekete adanmış bölgesi uyarılır ve güçlenir, bu da daha fazla hassasiyet, hız vb. sağlar.

Beynimizin tüm vücudumuzla bağlantılı olduğu bu serebral plastisite, doğal seçilim tarafından teşvik edilmiştir, çünkü organizmamızın öğrenmesine, son derece farklı ortamlara ve durumlara uyum sağlamasına olanak tanır.

İnsanlığın temel özelliklerinden birinin çevremizin baskısına pasif bir şekilde uyum sağlamakla kalmayıp onu dönüştürerek ihtiyaçlarımıza göre uyarlamamız olduğu düşünüldüğünde bu daha da önem kazanmaktadır.

Çalışma, düşüncenin ortaya çıkışında belirleyici bir rol oynamıştır, çünkü kişinin kendini geleceğe yansıtmasını, sonuçlarını öngörerek eylemlerini planlamasını gerektirir: tarih öncesi avcı, bir ren geyiğini öldürmesini sağlayacak bir mızrak yapmak için önce uygun çakmak taşını bulmalı, kesmeli ve bir şafta yerleştirmeli, ardından ortaya çıkan mızrağın nihayetinde avlanmasını sağlayıp sağlamayacağını kontrol etmeliydi.

Ve bu süreç izole bir beynin sonucu değildi; sosyaldi. Kolektif çalışmayı organize etmek için insanoğlu, soyut düşüncenin gelişimine büyük katkı sağlayan diller ve kavramlar yaratmıştır: astronomi ilk olarak Mısırlı çiftçilerin Nil’in taşmasını tahmin etmelerini ve denizcilerin açık denizlerde yönlerini bulmalarını sağlamak için ortaya çıkmış, daha sonra fizikçiler yer çekimi kanunlarını ve güneş sisteminin oluşumunun ardındaki mekanizmaları ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Yaşayan bir beden, onun ihtiyaçları, sosyal bir yaşam - tüm bunlar, eğer insanlar gibi düşüneceklerse, bilgisayarların sahip olmadığı şeylerdir.

İnsanlık doğanın güçlerinden yararlandıkça, giderek daha sofistike araçlar yarattı. Sulama ve saban sayesinde, sadece çöl olan yerlerde tarlalar ortaya çıkmıştır. Buharın ve ardından içten yanmalı motorun gücünden yararlanarak kendi kendine hareket eden makineler ürettik. Elektronik sayesinde artık bir makineyi yıllarca otonom olarak çalışacak şekilde programlamak mümkün ve en yeni algoritmalar artık makinenin performansını zaman içinde otomatik olarak geliştirmesini sağlıyor.

Ancak karmaşıklık dereceleri ne olursa olsun, ister oyulmuş bir çakmaktaşı, ister bir saban ya da bir uydu olsun, bu araçların hiçbiri istediğini değil, yapmak için inşa edildiği şeyi yapar. En güçlü bilgisayarın aksine, insanlık kendi hedeflerini belirler; bu hedeflere ulaşmak için kullanacağı araçların ya da eylemlerinin sonuçlarının tam olarak farkında olmasa bile. İşte gerçek zeka burada başlar.


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 293 - 9 Temmuz 2023  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?