Sinif Mucadelesi

Yapısal reformlar kimin için?

Cumartesi 12 Aralık 2020

Türkiye ekonomisi 2000’li yılların başında büyük bir krizle karşı karşıya kaldı.

Başbakana tepki göstermek için “yazar kasa atan esnaf” sonrasında krizle mücadele etmek için Dünya Bankası’nın üst düzey yöneticilerinden olan Kemal Derviş’i davet edilerek ekonominin yönetimini kendisine bırakıldı. Derviş “yapısal reformlar” başlığı altında, “15 günde 15 yasa” ve “Güçlü Ekonomi Programı” uyguladı. Türkiye tarihinde daha önce yapılmamış düzeyde kamu varlıkları özelleştirildi, yerli bankalar yabancı sermayenin eline geçti, kamu ve özel sektör emekçilerine ise kemer sıkma politikaları uygulandı. Asgari ücretli çalışan oranı daha önce hiç olmadığı düzeyde arttı ve asgari ücret yaygın ücret haline getirildi.

Yapısal reformların geçmişi 1980’lere kadar uzanır. 12 Eylül darbesiyle uygulanan 24 Ocak Kararları Turgut Özal tarafından hazırlanmıştı. Uygulanabilmesi için 1960’lardan itibaren hızla artan, sendikalaşan, reel ücretleri yükselen, bilinçlenen ve siyasi taleplerle gelen işçi sınıfının silah zoruyla bastırılması gerekti.

Böylece devletin etkinliğini azaltıldı, özelleştirmeler yapıldı. İşçilerin sendikasızlaştırılmasını veya sendikalaşmanın zorlaştırılmasını, çalışma biçimlerini değiştirmeyi yani kadrosuz, güvencesiz, yarı-zamanlı esnek çalışma biçimleri getirmeyi, ücretleri düşürmeyi sağladı.

1990’ların başında sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ve dalgalı kur rejimine geçişin önü açıldı. Artık uluslararası sermaye Türkiye’ye rahatça ve sınırsızca giriyor, yurt içi borçlanma araçlarını satın alabiliyor ve rahatça çıkabiliyordu. Bu durum Türkiye ekonomisinin kendi faiz ve kur politikasını belirleyememesine yani uluslararası sermaye karşısında elinin kolunun bağlı kalmasına sebep oldu. 1994 krizi işte bu tarihsel süreç içerisinde ortaya çıktı. Dönemin başbakanı, ekonomi profesörü Tansu Çiller’di. Elbette o dönemde de yapısal reform programı uygulandı.

1999’da ABD’de ortaya çıkan kriz ve buna karşı önlem amacıyla para basarak krizden çıkma yönteminden Türkiye ekonomisi de payını aldı. ABD’deki krizden kaçan sermaye için yüksek kâr vaat eden Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler cazipti. 2003-2013 yılları boyunca lira dolara karşı değerlendi. Sonuçta devasa iç ve dış borç birikti. Ucuz döviz ithalata bağlılığı artırırken ihracatçı yurt içi sanayi ise bu durumdan etkilenerek geriledi veya dönemin popüler eğilimi olan inşaata yöneldi. Sosyal yardımlarla veya düşük faizli borçlanma ile pastadan emekçilere de pay dağıtan, borca dayalı sanal bir refah ortamı oluşturan, kendi sermaye çevresini dağıttığı ihalelerle zenginleştiren AKP, bir “başarı” öyküsü yarattı.

2013 yılında ABD’de başlayan iyileşme sinyalleri yabancı sermayenin Türkiye’den çıkışını başlattı. Dışa bağımlı bir ekonomi ve devasa bir borç. Pasta küçüldükçe dağıtılan pay azalıyor. Karşıt sesler yükselmeye başladı, içeriden ve dışarıdan muhalif sesler yükselirken AKP de otoriterleşmeye devam etti.

OHAL ile işçi sınıfının eylemleri yasaklandı ve sermayeye gerekli mesajlar verildi.

Ancak, yapısal reformlarla bu hale gelen ekonomide yangın sönmüyordu.

Koronavirüs krizi ile var olan kırılganlıklar tekrar ortaya çıktı ve döviz tarihi zirveyi görürken emekçilere “daha fazla borçlanın ve fedakârlık yapın” çağrıları yapılıyor.

Muhalif ya da yandaş her kesimden iktisatçı, “yapısal reform” tartışıyor. İçinde yaşadığımız bu durum geçmiş yapısal reformların sebebiyken daha fazla özelleştirme, daha küçük devlet, daha esnek çalışma biçimleri, kıdem tazminatının kaldırılması işçi sınıfının çıkarına hiçbir şey veremez.

Liyakat talebi yani ana muhalefetin sürekli bahsettiği ekonomi yönetiminde liyakat esası sadece 1980’nin, 1994’ün ve 2001’in tekrarı olabilir. Üçü de alanının en önemli temsilcilerinden olan isimler (Özal, Çiller ve Derviş) ekonomi de yapısal reformlarla sermayenin çıkarlarını uyguladı ve bu günlere giden yolun taşlarını dizdi. (07.12.20)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 267 - 11 Aralık 2020  Site yaşamını izle Siyasetin Gündemi   ?