Sinif Mucadelesi

15 Temmuz 2016: Kartlar yeniden dağıtılıyor

Pazar 9 Ağustos 2020

2002 yılına kadar Milli Güvenlik Kurulu (MGK), ulus-devletin silahlı ve örgütlü yapılanması olmasının yanı sıra yürütmede görevli bakanlar kuruluna tavsiye mektupları veren; cumhurbaşkanının başbakan ve bakanlarla toplantılarına katılmaktan geri durmayan yani burjuvazinin temsili demokrasisinde savunmadan çok yürütmeye yakın bir oluşumdu.

Türkiyenin kemalist patronlarının işine bunca yıl böylesi geldi. Zamanla, dünya küreselleşirken patronlar kendi çıkarlarına hizmet edecek Batılı bir devlet istediklerine karar verdiler.

Askeri vesayetin her an ne isterlerse onu yapmalarına engel olduğunu fark ettiklerinde aynı hızla çark ettiler: 1995 yılında Sakıp Sabancı İstanbul Sanayiciler Odası ile gittiği Diyarbakır ziyaretinde şunları söylüyordu: "Kürt sorunu için siyasal ve ekonomik çözüme gerek var. 1945’ten 1995’e kadar 97 savaşın 69’u etnik meselelerden kaynaklandı, milyonlarca insan öldü. Bir ders almalıyız."

2002’de, Fetullah Gülenci tarikatı çevresindekiler (Fetöcüler) ile işbirliği yapan Milli görüşçüler Batılı bir devlet isteyen patronların da desteğiyle kemalistlerin tasfiyesine başladılar. Ergenekon ismini verdikleri, bir "derin devlet" örgütlenmesi olduğu ifade edilen gizli silahlı örgütün faaliyetlerine karşı başlatılan tasfiye sürecinde devleti ve bürokrasiyi kemalistlerden ayıkladılar. 2012 yılında bile hala, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi aldığı bir ara kararla Ergenekon örgütünün varlığının kesinlik kazanmadığını belirtiliyor.

Kemalistlerin tasfiyesinin ardından, Milli görüş ve fetöcüler biraraya gelip banka soyan çeteler gibi, paralar ellerine geçtiğinde nasıl bölüşeceklerine karar veremediler. 2011 yılına geldiğimizde işbirlikleri sona erdi: Fetö ve Milli görüş içerisine ayrılıklar başladı. 7 Şubat 2012’de cumhuriyet savcılarının MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı soruşturmaya çağırması "Fetö’nün hükümeti yıkmaya karşı ilk kalkışması" olarak değerlendirildi.

O dönem bu soruşturmaların esas hedefi dönemin cumhurbaşkanı Erdoğan olacağı iddia edildi. Erdoğan’ın ofisinde dinleme cihazları bulunduğu yönünde haberler yapıldı. Ortalık kızışıyordu. Tüm bunlar 15 temmuz darbe kalkışmasının başlangıcıydı.

Orduda 30 Ağustos tarihi ve sonrasında gerçekleştirilen terfi törenleri sayesinde AKP’liler orduyu içlerinde örgütlenmiş FETÖ’den temizleyecekti. Bu girişimin hemen ardından 17-25 Aralık 2013’te AKPlilerin yaptığı yolsuzlukların ses kayıtlarını içeren "tape"ler ortaya döküldü. AKP hükümeti bu tape’lerin Fetöcüler tarafından montajlandığını belirtip bunların da FETÖ’nün hükümete darbe girişiminin bir parçası olduğunu iddia ettiler.

Ses kayıtlarında dönemin cumhurbaşkanı Erdoğan, oğlu ile, yapılacak herhangi bir baskına karşı "paraları sıfırlamaları" gerektiğini görüşüyor ve bu sırada milyonlarca avro, dolar ve türk lirasından söz ediyordu.

Bu olaylardan sonra dönemin cumhurbaşkanı Erdoğan, başta temizlemeye çalıştığı sözde gizli silahlı örgüt ile bu sefer FETÖcülerin tasfiyesine yönelik işbirliği için kolları sıvadı.

15 Temmuz 2016’da FETÖcülerin ordu içerisindeki örgütlenmelerinin kalkıştığı erken bir darbe girişimiyle AKP, 21 temmuzda MGK’nın da katılımıyla alınan bir kararla olağanüstü hal ilan edildi; darbe girişimiyle ilişkili olduğu iddia edilen 160 bin kişi gözaltına alındı, 50 bin kişi tutuklandı, 152 bin kamu işçisi işten çıkartıldı.

O gün bugündür, AKP hükümeti ve Ergenekoncuların işbirliği devam ediyor. Ama ilan ettikleri olağanüstü haller ile de tasfiye ettikleri askeri vesayet ile de hep birlikte tek bir sınıfın çıkarını koruyorlar: patronların. Ne FETÖ ne Milli görüş ve AKP ne de Kemalist cuntacıların yönetimi bize adil ve insanca bir yaşamın kapısını aralayabilir. Üreten bizleriz, gelecek bizim ellerimizde. 24.07.2020


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 263 - 8 Ağustos 2020  Site yaşamını izle Siyasetin Gündemi   ?