Sinif Mucadelesi

Uluslararası durum – II

Pazar 11 Eylül 2022

ABD

Politikacılar, son aylarda yaşanan toparlanmanın çığırtkanlığını yapıyor. Resmi işsizlik oranı %4,8’e düştü ve bu yine de resmi olarak 7,7 milyon işsiz anlamına geliyor. Daha güvenilir bir gösterge olan işgücüne katılma oranı, başka bir deyişle aktif olarak çalışan sayısı ile çalışma çağındaki insan sayısı arasındaki oran, tarihsel olarak en düşük düzeyde. Yaklaşık 40 milyon kişi iş piyasasından çekilmiş durumda.
 
 Borsa kurları pandemi öncesine döndü. Pandemi ile kapitalistlerin mülkleri, servetleri patladı. 745 milyarder 3 trilyon dolardan fazla servete sahip, bu miktar, nüfusun en yoksul yarısını oluşturan 165 milyon insanın toplam servetinin üçte ikisine denk.

      Salgına bağlı gerileme hiç kuşkusuz öncelikle emekçileri, sağlık çalışanlarını ve genel olarak en yoksulları vurdu. ABD, diğer kapitalist devletlere göre dürüstçe elde edilmeyen en uygunsuz zenginliği ve en vahşi sömürüsüyle, kapitalizmin en katıksız, saf halini temsil ediyor. 

 Joe Biden, Trump’ın uyandırdığı nefretten yararlanarak seçildi. Biden’ın zaferi hiçbir biçimde Amerikan kamuoyunun yeniden sola doğru kaydığını göstermiyor.

 Biden’ın yeniden harekete geçirme, teşvik planları, ailelere yardım, sağlık sigortası, ücretsiz yüksek öğrenim gibi işçileri ilgilendiren bütün konulardan yavaş yavaş arındırılıyor ve içi boşaltılıyor. Saatte 15 dolarlık federal asgari ücret sözü tutulmayacak ve şu anda resmi olarak %5’den fazla olan enflasyon, kitlelerin, işçi sınıfının satın alma gücünü her geçen gün daha fazla kemiriyor, azaltıyor. Polis şiddeti, siyahi cinayetleri, hiç bir ceza olmaksızın aynen devam ediyor. Teksas’ta kabul edilen kürtaj karşıtı önlemlerle görüldüğü gibi, kadın haklarına yönelik tehditler artıyor. Binlerce Haitilinin sınır dışı edilmesinin gösterdiği gibi, göçmenlere Trump yönetimindeki kadar kötü davranılıyor.

 Son haftalarda grev haberleri yayınlıyor. John Deere adlı tarım ekipmanı üreticisi fabrikanın 10 bin işçisi, 14 fabrika ve depoda, ücret artışı için grev yaptı. Kellogg’s da kahvaltılık tahıllı ürünler üreten dört fabrikada 1.400 işçi grevde. Buffalo’da 2.000 hastane sağlık çalışanı, personel yetersizliği ve çalışma koşullarına karşı çıkarak grev yapıyor. Bunlar sözleşmelerin yeniden müzakere edilmelerini sağlıyor ancak şu anda işçi sınıfının yalnızca çok küçük kısmını ilgilendiriyor. Kendi yaşam standartları patronların kararlı ve şiddetli saldırıları altında giderek kötüleşirken, işçilerin, şirketlerin hisse sahiplerinin aşırı zenginleştirmeyi reddetmelerini saygıyla karşılamak gerekiyor. Bize sınıf mücadelesi olmayan bir ülke gibi sunulan ülkede, sınıf mücadelesinin yeniden hareketlenmesi, Amerikan işçileri için tek perspektif, tek bakış açısı olarak ortaya çıkıyor.
 
Çin

Ekonomik krize eklenen sağlık krizi Çin ekonomisini ciddi biçimde etkiledi. Emlak sektöründeki spekülasyonun kurbanı olarak çok sayıda şantiye terk edildi, bazan yeni kurulan kentler, henüz var olma şansına sahip olmadan hayalet kentlere dönüştü. İnşaat sektöründeki işten çıkarmalar tahmin edilebilir. İşsizlik oranının büyüklüğü işçi sınıfının yaşam koşullarının giderek kötüleşmesi sonucunu doğurdu. Kayıpların büyüklüğü, emlak sektöründeki zenginleşmenin ne kadar büyük olduğunu da ortaya koyuyor.

 Krizle karşı karşıya kalan Çinli liderler, devletçiliği güçlendirerek temelde emperyalistler de dahil olmak üzere büyük güçlü devletlerin liderleri gibi davranıyorlar. Bunun dışında, devletçiliğin sınırları, eskisinden çok daha dar.

Çin rejimi, bir yandan kendisini komünist olarak adlandırmaya devam ederken, diğer yandan çılgın kapitalizmin dizginlerini serbest bıraktı. Ancak Çin devleti her zaman, «kendi» burjuvazisini kontrol altında tutabilecek, en azından kendi devlet aygıtını yok etmelerini engellemeye, büyük ölçüde yetecek kadar gücü elinde bulundurdu.

Çin, kapitalist dünya pazarına entegre olma yarışında. Ancak bu pazara, başta Amerika olmak üzere emperyalizm hakim. Şu an için az çok kontrol edilen Çin ulusal burjuvazisiyle müttefik olan Amerikan emperyalizminin mali gücü, olağanüstü güçlü bir altüst oluş parçalanıp dağılma mayasını, tohumunu içeriyor. Devlet aygıtının bağrında, bölgesel baronlukların oluşumu, bu durumun öncülü olabilir.

 Aslında Çin’in geleceği, Çin proletaryası ile hem ulusal hem de emperyalist burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesine bağlı. Sınıf mücadelesinin yasaları, Çinli yöneticilerin iradesinden çok daha güçlü. Şu an için, Çin proletaryasının siyasi alana müdahalesi ya görülemeyecek kadar az, ya da hiç yok. Ancak emperyalizmin Çin için hazırladığı gelecekten kurtulmanın tek alternatifi bu proletaryanın mücadelesi olacak.
 
Eski SSCB

SSCB’nin parçalanmasından doğan ülkelerin çoğunluğu, büyük emperyalist güçler tarafından fakir ve uzak akrabalar olarak Avrupa Birliği’ne entegre edilerek kurtulan üç küçük ülke, Estonya, Letonya, Litvanya gibi Baltık Cumhuriyetleri hariç tutulursa, kronik istikrarsızlıklarla damgalanmış bulunuyor. Bu durum, sosyal ve ekonomik gerileme, yoksulluğun patlaması, dünya ekonomisini egemenliği altında bulunduran büyük kapitalist grupların faydalandığı ekonomileri garantileyen otoriter rejimler veya açıkça diktatörlükler temelinde gerçekleşiyor.

 Eski SSCB’nin en güçlü ve gelişmiş ülkesi olan Rusya, Sovyetlerden sonraki ilk 10 yıllık sürede gelişen kargaşadan, ancak «iktidarın dikey olarak» yeniden inşası ve devleti yöneten kastı yeniden eline alması titizliğini Putin’e bırakarak kurtulabildi. Sonuç olarak, Rus devletinin büyük aygıtları, aslında, zenginleşmelerini, konumlarını ve ayrıca kendi saflarından çıkan burjuvazinin ayrıcalıklarını garanti altına alan bir düzenin sürekli kılınması için bunun temel bir koşul olduğuna kendilerini inandırmışlardı.

 Bu, Rusya ekonomisinin, 2008 küresel mali krizine kadar, bir miktar yeniden canlanmasını, iyileşmesini garantiledi. Daha sonra kapitalist ekonominin genel krizinin ağırlaşması, artması, ekonominin gelişmesinin ve Rusya’daki bürokrasinin zenginleşmesinin temel direğine dönüşen, başta enerji sektörü olmak üzere, hammadde ihracatının kötüleşmesine yol açtı. 

 İktidar, gelirindeki daralma ve dolayısıyla milyonlarca bürokratın iç ettikleri, nüfusun aleyhine döndü. İktidar yaklaşık 20 milyon Rus’un (her 7 kişiden biri) yoksulluk sınırının altında yaşamasına ve emekçilerin gerçek gelirlerinin azalmasına neden olan bir dizi önlemi yürürlüğe koydu.
 
Orta Doğu
 
Ekonomik kriz, pandemi ve savaşların sonuçları, çoğu ülkede, ülke halklarına her defasında daha yüksek bedel ödeterek, durumu ağırlaştırmaya devam ediyor.

 Arap Baharından etkilenen ikinci ülke olan Mısır’da, askeri darbenin, çok geniş bir halk desteğinden, özellikle de sol partilerin desteğinden yararlandığını hatırlamak gerek. General Sisi önce Mursi’nin destekçilerinin protestolarını kana buladı, baskı ve şiddetle ezdi; daha sonra diğer muhaliflere ve emekçilere saldırdı ve Mübarek’in diktatörlüğünü hiç aratmayacak bir diktatörlük kurdu.

 Mısır’da, Cezayir’de, Tunus’ta da, askeri veya sivil Bonapartizm, yönetici egemen sınıfların, kriz durumuna ve kitlelerin yoksulluktan kurtulma özlemlerini karşılamadaki yeteneksizlikleri karşısındaki tepkilere verdikleri cevap olarak ortaya çıkıyor.

 Lübnan’da ekonomik kriz dramatik bir biçim alıyor. Yönetici egemen sınıflar, kendi sermayelerini yurt dışına kaçırıp garanti altına alarak para biriminin değerinin düşüşünü hızlandırdı; bölge için nispeten yüksek bir yaşam standardına sahip, ancak şimdi ellerindeki olanaklarla hayatta kalmayı başarmak zorunda olan küçük burjuvazi de dahil olmak üzere nüfusun büyük çoğunluğunun yoksullaşmasına neden oldular.

 Türkiye’de ekonomik kriz, yaşam standardında hızlı düşüşe neden olarak, ortalığı kasıp kavurmaya devam ediyor. Erdoğan rejimi, iktidara sadece, baskı ve şiddete baş vurarak, ayrıca devlet aygıtı içinde bile kalıcı tasfiyelerle tutunmaya çalışıyor.

Kriz, İran’da daha da büyük ve ciddi boyutlarda, üstelik krizin genel nedenlerine ve sonuçlarına, ABD tarafından dayatılan cezai uygulamalar, yaptırımlar ekleniyor.
Suriye, Irak, Libya gibi savaş nedeniyle kalıcı olarak yıkıma uğrayan ülkelerde, hiçbir şey istikrar getirmiyor, gerçek bir yeniden yapılanma başlangıcı hissedilmiyor.
Yemen’de Suudi Arabistan’ın emperyalist güçlerin desteğiyle Husi isyancılarına karşı yürüttüğü savaş devam ediyor ve bunun halk üzerindeki sonuçları, daha şimdiden insani felaketlerin en kötüsü olarak değerlendiriliyor.

 İsrail’de, sağ ve aşırı sağ hükümetlerin hepsi halka Filistin sorununun varlığını unutturmak için herşeyi yapıyorlar ama İsrailli Arapların da katıldığı gençlik gösterileriyle birlikte yeni bir patlama yaşandı. Netanyahu’nun yerini alan koalisyon, aşırı sağ bir partinin lideri Naftali Bennett’in başbakan olmasını sağladı. Sömürgeleştirme politikasının sürdürülmesi, milliyetçi ve ırkçı aşırı sağın güçlenmesi, sadece Filistinliler için değil, aynı zamanda bütün İsrail toplumu için de bir tehdit. Diğer taraftan Hamas, İsrail’e ateş açarak Filistinlilerin öfkesini araç edinip kullanmak ve kendisini onların tek gerçek temsilcisi olarak sunmak istiyor. İsrail’i emperyalizm politikasının ayrıcalıklı bir aracı haline getiren sömürgeleştirme politikasının terk edilmesi ve Filistinlilerin haklarını bütünüyle tanıyan bir politikanın kabul edilmesi gerekiyor.

 Amerikan birliklerinin Afganistan’dan ayrılması, Taliban’ın iktidara yeniden yerleşmesi için özgür bir alan yarattı. Ülkenin büyük bir bölümü, birbirini izleyen savaşların neden olduğu yıkımın ağırlaştırdığı geri kalmışlık ve sefalet koşullarını yaşamaya devam ediyor. Afganistan, yirmi yıllık Batı askeri varlığından sonra, emperyalist müdahaleler tarafından yıkılan, sefalete indirgenen ve keyfiliğe terkedilen uzun ülkeler listesine katılmış bulunuyor.

 Bölge halkları için, onları ezen iktidarın az çok gerici, çeşitli biçimlerine karşı mücadele ile emperyalizmin kendisine ve onun yerel veya ulusal egemenliğine karşı mücadele, tek bir mücadele olarak ortaya çıkıyor, tek bir mücadele oluşturuyor. LDC n°220


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 283 - 9 Eylül 2022  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?