Sinif Mucadelesi
Polonya-Belarus

Berlin Duvarı’ndan Varşova Duvarı’na

Cuma 10 Aralık 2021

Polonya hükümeti, Belarus’tan girmeye çalışan birkaç bin göçmenin ülkeyi tehdit edeceği bahanesiyle, sınırına 180 km uzunluğunda bir duvar inşa etmeye başlayacağını açıkladı. Orta Avrupa’ya demokrasinin geri dönüşünü « Duvar’ın yıkılışına » bağlayan Varşova rejimi, Soğuk Savaş’ın ve Avrupa’nın parçalanmasının simgesi olan Berlin Duvarı’nın ortadan kalkmasından otuz yıl sonra, kendi sınırlarını kapattı. 

Bu duvar, daha topraktan yükselmeye başlamadan önce daha şimdiden onlarca ölü, ve diğer binlerce de kurban yarattı : Polonya ve Belarus askerleri arasında sıkışıp kalan, özellikle de Kürt olan bu mültecilerin, 0 dereceye yaklaşan sıcaklıklarda, ne ısınma, ne de barınma olanakları olmadan yaşamaları gerekiyor.
 
Eğer söylemeye cesaret edilebilirse, burada Varşova rejimine çok iyi eşlik ediliyor. Yani öncelikle, Varşova rejimi de, Minsk’teki korkunç benzeri gibi mültecilere ateş ettirdi. Daha sonra da, Polonya’nın da içinde bulunduğu bütün Avrupa Birliği (AB), dikenli tellerle ve duvarlarla çevrili bir kale haline geldi.

Bu durum, Fas’ın İspanyollarca kuşatılmış topraklarından, Yunanistan’ı Türkiye’den, Macaristan’ı Sırbistan’dan ayıran duvarlara ve AB ülkelerinin göçmenler için mezarlığa dönüştürdüğü Akdeniz’e kadar da uzanıyor. Ve Polonya’nın kuzeyinde zaten, bu yazdan beri, Litvanya’nın Belarus ile arasında inşa etmeye giriştiği 150 km’lik duvar bulunuyor. Bu günlerde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin toplantısından 27’lerin toplantısına kadar, büyük güçlü devletler, Belarus rejimi tarafından « göçmenlerin araçsallaştırılması » kınanarak iyi rol yapıldı, oyunlar oynandı.  Yolsuzlukla elde ettiği yeniden seçilmesine itiraz etmeye cesaret eden kendi halkına boyun eğdiren Belarus Cumhurbaşkanı Alexander Lukaşenko, elbette ki göçmenlerle dalga geçiyor, onların kaderlerini umursamıyor bile. Avrupa’nın rejimine karşı uyguladığı yaptırımları hafifletmesi için göçmenleri koz olarak kullanıyor.
 
Yorumcular, Batı Avrupa’ya dağıtım yapan bir gaz boru hattını kapatmakla tehdit ettikten sonra, Lukaşenko’nun, göçmenleri AB’ye sokmak istemediğini söylediği 27’ler zirvesinin ardından, geri adım atmasını görmek istediler. Lukaşenko, göçmenleri evlerine göndermek ve AB ile bu geri gönderme biçimlerinin ne olacağını tartışmak istediğini söyledi. Aslında, Lukaşenko’nun uluslararası sahnedeki ajitasyonunun arkasında – AB’nin Lukaşenko’nun şantajı dediği şey, 2015 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın göçmen akımı karşısında yaptığı şantajı kınamasına benziyor – geri planda, şansölyelerin ve diplomatların aktif bir biçimde gölgede sürdürdükleri müzakereler bulunuyor. O dönemde, AB Erdoğan’a göçmenleri tutması için para verdiği için, Türkiye, göçmenlerin Yunanistan’a ulaşmalarını engellemişti.

Ve o zamandan beri de bu sözde demokratik denen devletler, Türk rejiminin mültecileri yaşattığı, maruz bıraktığı koşullar konusunda sessiz kalıyorlar. Lukaşenko da, göçmenlerin yaşamının bahis konusu edildiği tehlikeli oyunlar, ve bilek güreşinde aynı ya da benzeri bir uzlaşmayı hedefliyor gibi görünüyor:

Yani AB’nin parmak sallayıp tehdit etmeyi bırakması, sıkı bir sınır kontrolü ve Belarus’ta göçmen kampların açılması karşılığında, kredi ve sübvansiyonlar vermeye başlaması gerekiyor.

Söz konusu ülkelerin ve onları destekleyen büyük güçlü devletlerin liderleri bunu çok iyi biliyorlar. Sadece Polonya milliyetçi hükümeti değil, hepsi, iktidarlarını pekiştirmek için göçmenlerin korkuları üzerine oynuyorlar. Bunun için ise, kendi kitlelerini kapitalist krizin kokuşmuşluğu üzerinde gelişen bir yığın gerici fikirle zehirlemekte tereddüt etmiyorlar.
17.11.2021


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 278 - 4 Aralık 2021  Site yaşamını izle Uluslararası Gündem   ?