Sinif Mucadelesi

ABD emperyalizmi Çin’e baskıyı arttırıyor

Pazar 7 Kasım 2021

Güney Çin Denizi’nde Tayvan açıklarında, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında askeri manevralar; casusluk suçlamasıyla Houston’daki Çin konsolosluğunun kapatılması; temmuzda misilleme olarak ABD’nin Chengdu’daki binasının kapatılması; Sincan Uygur Özerk Bölgesi Çin Komünist Parti yetkililerinin ABD’ye girişinin yasaklanması; ağustosta Huawei ve yan kuruluşlarına ek kısıtlamalar... Bu yaz, basının ve yorumcuların Çin ile ABD ilişkilerini "yeni soğuk savaş" nitelendirmesine neden olanların listesi.

ABD ve Çin arasındaki ilişkiler uzun zamandır karmaşıktı. 1980’lerin sonlarında Çin’in, Batı sermayesine açılmasından bu yana ABD, Çin’in istediğini yapmasına izin vermemek ve aynı zamanda gelişimine doğrudan karşı çıkmamak gibi özetlenecek bir politika izledi. Çin’i kontrol etmeye, yönlendirmeye çalıştılar, çünkü çok kâr ediyor ve bölgenin kontrolünü ellerinde tutmak istiyorlar. Çin, sık sık yaptıkları gibi istedikleri zaman yağmalayabilecekleri, diğerleri gibi az gelişmiş bir ülke değil.

Çin devleti, tam tersine, büyüklüğü ve nüfusu sayesinde güçlü bir devlet, 1949 milliyetçi devriminden belirli bir bütünlük ve merkeziyetçiliği miras aldı. 1980’lerin sonunda, Çin devletinin kendilerine sunduğu ucuz işgücüne ve altyapıya erişmek için Batılı sermayenin devreye girmesiyle birlikte, gelişen pazardan yararlanmak için emperyalist ülkeler, Çin devletinin bazı talepleriyle uğraşmak zorunda kaldı. Bunun en iyi örneği ortak girişimler; Çin’de iş kurmak isteyen Batılı şirket, kârının ve üretim teknolojisinin bir kısmını vermesi anlamına gelse bile yerel bir şirketle ortaklık kurma zorunda.

Trump’ın tutumunu protesto eden Çinli liderlerin bugün söylediği gibi: “Dünyanın geri kalanıyla olan değiş tokuştan ve işbirliğinden yararlanan Çin, hızlı geliş ve sürekli ivme kazandı. ABD ve diğer ülkeler için de önemli büyüme fırsatları sağladı. Çin-ABD ticaret hacmi, diplomatik ilişkinin başlamasından bu yana 200 kattan fazla arttı. Neredeyse sıfır olan iki yönlü yatırım, şimdi yaklaşık 240 milyar dolara ulaştı. Düşük maliyetli, kaliteli Çin ürünleri, Amerikalı tüketicilere somut faydalar sağladı. Devasa Çin pazarı ve elverişli iş ortamı, Amerikan şirketleri için önemli bir kâr kaynağı olmuştur.”

Amerikan şirketleri gerçekten de 1980’lerin sonundan beri Çin işgücü ve pazarından yararlandıysa, Çin burjuvazisi ve bürokrasinin üst katmanları, Komünist Parti Merkez Komitesi üyesi olan tüm milyonerler ve milyarderler de yararlandı. Çin devletini, şirketler, işgücü ve ülke pazarları aracılığıyla eline geçirmeyi başaran Çin Komünist Partisi (ÇKP) oldu. Kitlelere gelince, Başbakan Li Keqiang bir basın toplantısında 600 milyon Çinlinin aylık 125 avro veya daha az gelire sahip olduğunu itiraf etti, bu miktar orta büyüklükteki şehirlerde konut kirasına zor yetiyor. Çin işçi sınıfının sömürülmesinden zengin olanlar, onu bu şekilde tutmak için her şeyi yapıyor.

ÇKP yetkilileri tarafından geliştirilen ABD ve Çin arasındaki eşitlikçi işbirliği manzarası kurgu ve propaganda. Emperyalizm, Çin’in koşullarına boyun eğip sermaye yatırmakla yetinmedi. Başından beri ABD, durumu kontrol altında tutmak için Çin’in gelişimini kendi koşullarına tabi kılmak istedi.

1990’larda ABD’nin politikası, Çin’i uluslararası kurumlara, Amerikan standartlarına, entegre etmekten ibaretti. Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) katılmasıyla sonuçlanan, yıllarca süren müzakerelerin amacı buydu. Ardından George W. Bush, hem angajman hem de sınırlamadan oluşan bir hedef olan "sınırlama" teorisini ortaya attı. Obama, özellikle transpasifik ortaklık aracılığıyla, "Asya’ya dönme stratejisi" adı altında tek başına aldı.

Bu strateji Çin’i nispeten güçlü bir devlet olarak tanırken, Japonya, Vietnam, Hindistan gibi komşularıyla ticari ve askeri ortaklıklar yoluyla, ABD’nin bölgedeki ağırlığını güçlendirirken, vs. Mesele Çin’in gelişmesini engellemek değildi. Amerikan çokuluslu şirketlerinin yararlandığı amaç, Çin’i sınırlamaktı.

Süreklilik mi, kopuş mu?

Trump’ın politikası değişti mi? Kâr ve yeni pazar peşinde koşan emperyalizmin, 2008 kriziyle birlikte sertleşen rekabet ve dış ticaretteki genel yavaşlama ortamında, ciddi bir rakip haline gelen Çin ekonomisiyle bir çok alanda uzlaştığı kesin. Yüksek teknoloji alanında Huawei bu ciddi rakiplerden biri. Ancak aynı zamanda bir müşteri. Huawei’e tedarik sağlamaya devam etmek için Amerikan makamlarından muafiyet almaya çalışan Amerikan çip şirketi Qualcomm, Çin pazarındaki potansiyel zararını 8 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Apple, Intel ve Nvidia, Huawei ve WeChat gibi Çin uygulamalarına yönelik yaptırım politikasının devam etmesi durumunda da önemli kayıp riskiyle karşı karşıya.

Geçen ağustosdaki ABD kısıtlamaları, herhangi bir yabancı şirketin ABD hizmetlerini veya ürünlerini Huawei ve iştiraklerine dolaylı olarak bile satmasını çok sıkı yasaklıyor. Bu, Huawei’nin daha önce ABD yönetimiyle muafiyet müzakereleri yapmaya çalışan Tayvanlı bir şirket olan TSMC aracılığıyla yaptığı gibi kendi işlemcileri olan Kirins’i üretmesini engelleyebilir. Her halükarda bu durum, Çinli şirketlerin bağımlılığını, teknik geriliklerini ve gerçekte her ikisinin de aynı zincirlere bağlı haydutlar gibi olduğunu gösteriyor. Peki Trump, birkaç Amerikan tröstünün çıkarlarına zarar vermek anlamına gelse bile Çinli şirketlerin bu gecikmeyi telafi etmesini engellemeyi mi hedefliyor? Piyasaların başka bir bölümünü dayatmaya mı çalışıyor? Yoksa her ikisi mi?

Yaptırımların ve misillemelerin artışında, ABD’deki başkanlık seçimini hesaba katmalıyız. Trump, sağlık, sosyal ve ekonomik kriz ortamında, seçim savaşında Çin’i kullanıyor.

Houston konsolosluğu kapatıldığında, Amerikan diplomasisi başkanı Mike Pompeo’nun, Soğuk Savaş’ı anımsatan vurgularla, ÇKP’de cisimleştirdiği yeni tiranlığa karşı özgür dünyanın zaferi çağrısını duyabiliyorduk.

Bu nedenle, kim kazanırsa kazansın, bazı önlem ve yaptırım, muhtemelen ABD başkanlık seçimlerinden sağ çıkamayacak. Çin ekonomisi ve dünya ekonomisi, gerçekten de derinden bütünleşmiş durumda.

Bazı yer değiştirmelere rağmen (Kore Samsung’un fabrikalarının çoğu, Tayvanlı Foxconn’un bir kısmı ve Pou Chen veya Stella gibi Çinli ayakkabı fabrikaları) işçi ücretlerinin daha düşük olduğu Vietnam’a ve Hindistan’a taşındı. Çin, dünyaya iyi entegre edilmiş, üretken ve kâr getiren, on milyonlarca işçiyi istihdam eden ve bugüne kadar başka hiçbir ülkenin sunamadığı bir atölye. Ayrıca Batı’nın güvendiği geniş bir pazardır.

Buna ek olarak, ABD baskıyı artırırken, Çinli yetkililer boyun eğiyor. 2018’de, ikinci kez, yabancı otomobil üreticileri için bir ortak girişim gerektiren kısıtlamaların beş yıl için kaldırıldığı duyuruldu. ABD tarafından uzun süredir talep edilen, gemi inşası ve havacılığa kadar uzanan bir gevşemeydi. 2020’de Çinliler, finans piyasasını yabancı şirketlere açtı.

Ticaret savaşı, ticareti soğutmak şöyle dursun, ABD’nin birkaç on milyar daha kazanmasını sağladı. Böylece Trump, Çin’in iki yılda ağırlıklı olarak tarımsal üründen oluşan, 200 milyar dolardan fazla tutan Amerikan malını, satın almasını sağlayan, ABD ile Çin arasında salgından önce ocak ayında imzalanan faz 1 ticaret anlaşmasını memnuniyetle karşıladı.

Kuşkusuz, altı ay sonra, salgın krizinin ortasında, Çin anlaşmaya, sadece yarı yarıya riayet etti. Ağustosdaki anlaşmanın gözden geçirilmesi ertelendi. Bu durum, kuşkusuz, başkanlık seçimleri öncesinde Trump ve ekiplerinin yeni ateşli açıklamalarının bahanesi olacak.

Temel olarak, emperyalist ülkeler arasındaki ilişkilere bile aynı kalıcı soğukluk damgasını vuruyor. Rekabet, ticaret savaşı ve korumacı önlem ittifakları, anlaşmaları dışlamaz. Ancak Çin küresel olarak az gelişmiş bir ülke olmaya devam ediyor. ABD emperyalizmi, kriz ve kötüleşen uluslararası rekabet ortamında, çevreleme politikasını sertleştirdi ve daha fazlasını talep ediyor.

Çin, gerçek güç dengesinin ve uzun vadeli çıkarlarının farkında olarak isteksiz olsa da, bugüne kadar anlaşmalara uydu. Dünya ekonomisine entegrasyonu -sanayisinin yarısı şu ya da bu şekilde ihracat için çalışıyor- ona manevra alanı bırakmıyor.

Güney Çin Denizi’nde çatışma

Gerilimin arttığı bir başka zemin; Çinliler için Güney Çin Denizi, Japonlar için Güney Denizi, Vietnamlılar için Doğu Denizi. Güneydoğu Asya’da, Çin’in bölgesel güç olma iddiası güç dengesini değiştirdi.

Güney Çin Denizi, bölgedeki güçler için önemli bir stratejik kavşak noktası. Batı ucunda, Malakka Boğazı, dünya ticaretinin üçte biri, dünya deniz tonajının yarısı, Süveyş Kanalı’ndan beş kat daha fazla geçiş oluyor. Avrupa, Orta Doğu ve Doğu Asya arasındaki en kısa yol. Bölgede tüketilen petrolün üçte ikisi ve Çin dış ticaretinin %90’ı bu yoldan geçiyor.
…. devam edecek


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 277 - 7 Kasım 2021  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?