Sinif Mucadelesi

II. Borcu iptal etmek mi, nedenlerini yok etmek mi!

Pazartesi 9 Ağustos 2021

2009’dan bu yana borç büyüdü

2009 mali krizinin ardından fakir ülkelerin borcu tam anlamıyla arttı. Emperyalist ülkelerde merkez bankalarının kurduğu finansal sistem, likidite (para) ile dolup taşıyordu. 1990’larda ve 2000’lerde özel yatırımcılar, fakir ülkelerin borç piyasasından çekilirken, Batılı kapitalistlerin ne yapacağını bilmediği bu sermaye, yine bu piyasaya yatırım yaptı. Sahra Güneyi Afrika’sında, özel alacaklıların oranı 2009’dan bu yana %17’den %41’e yükseldi. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin devletleri, çok düşük hatta negatif oranda borçlanırken, bugün Afrika devletleri %7, Hindistan %6, Meksika %5,4 oranlarında borçlanıyor. 2018’de ortalama faiz oranı %4.22 iken 2019’da iki katından fazla arttı. Özel alacaklılar da temerrütler beklentisi ve iyi kâr için spekülasyon yapıyor.

2008 krizinden bu yana yoksul ülkelerin borcundaki diğer büyük değişiklik, Çin ekonomisinin iç çelişkilerinin bir sonucu olan, - fırsat ve yatırım arayışı - bazı açılardan, Çin’in yükselişi ve emperyalist ülkelerinkine benzer bir tutumudur. Bu nedenle Çin, Afrika ülkelerinin toplum borcunun %40’ıni; Kenya’da borcun üçte birini; Etiyopya’da %17’sini; Nijerya’da %10’unu verdi.

Çin hariç en yoksul ülkelerin borcu, mevcut krizden önce 6 trilyon doları aştı; 2019’da 900 milyar dolar borç ödemesine neden oldu. 2019’dan itibaren, yoksul ülkelerin borçları Dünya Bankası ve IMF tarafından dünya kapitalizminin istikrarı için büyük bir risk olarak analiz edildi.

Mevcut kriz durumu daha da kötüleştirdi. Dünya faaliyetlerindeki daralma ve emtia fiyatlarındaki düşüşün bir sonucu olarak, fakir ülkelerin gelir kaynakları azaldı. Göçmen işçilerin gönderdiği para da azaldı. Para birimlerinin, uluslararası para piyasasında değer kaybetmesi ihracatı devalüe ederek bu faktörleri ağırlaştırdı. Son olarak, yaklaşık 100 milyar değerinde yabancı sermaye, krizin ilk aylarından itibaren gelişmekte olan ülke piyasalarından zengin ülkelere dönmek için kaçtı. Bu ülkelerin krizle başa çıkabilmesi için finansman ihtiyaçları arttı, ancak geçmiş kredileri geri ödeme imkanları azaldı. IMF bu yıl, bu ülkelerin borçlarının milli gelirlerine göre sözde gelişmekte olan ülkelerde %10, düşük gelirli ülkelerde %7 artacağını öngördü. Yoksul ülkelerin bir yatırım fırsatından olan borcu, 2 ekimde IMF tarafından sistemik olarak tanımlanan ve bir temerrüt dalgasından korkan bir risk haline geldi.

Bazı devletler, kelimenin tam anlamıyla boğuluyor. Ve elbette en ağır bedeli ödeyenler bu ülke insanları. Borcun %40’ı özel alacaklılara ait olan Gana’da hükümet, borca kamu sağlığına kıyasla 11 kat daha fazla para harcıyor. Nijerya, Mısır, Angola veya Gana’da bütçe gelirinin %30’undan fazlasına borçla ilgili ödemelere ayrılıyor. İhracatının üçte biri, fiyatı çöken bakıra bağlı olan Zambiya, kasım 2020’de vadelerini geri ödeyemeyerek çoktan temerrüde düştü.

Piyasa baskısı

G20 maliye bakanları, en fakir 77 devletin borç servisinin 2020’de ödemeleri gereken 32 milyarın 14 milyarına kısmi olarak askıya alınması için nisan ayında ilk anlaşmaya vardı. Bu girişime, ekonomi bakanı Bruno Le Maire büyük atılım dedi! Hiç şüphesiz alacaklılar için büyük bir atılım, ancak Macron’un bu zirvenin arifesinde bilinmesi gerektiğini ileri sürdüğü gibi, artık iptal edilmesi söz konusu olmayan borç okyanusunda küçüçük bir düşüştü. Talep eden ülkeler için geri ödemeler, sadece iki yıl ertelendi ve bu gecikmeyi telafi etmek için ek maliyetle üç yıl vadeyle yeniden yapılandırıldı. Özel alacaklıların temsilcileri de benzer bir çabayı taahhüt ettiler. Ancak böyle bir vaat ile gerçeklik arasında, özel mülkiyetin izin verdiği tüm önlemler var. Yeniden yapılanmaya ne Dünya Bankası ne de devletlerin borçlu olduğu IMF katıldı.

Kasım ortasında, alacaklı ülkeler, borcun yeniden planlanması, azaltılması ve hatta iptali taleplerini vaka bazında incelemek için ortak bir çerçevede ortaya koyarak, mekanizmalarını zaman içinde genişletmeyi uygun gördüler. Sistemde 73 ülke kaldı. Zaten ödeme sözü verenler hariç tutuldu.

Zaten ödeme sözü verenler hariç tutuldu. Ortak çerçeve, alacaklı ülkelerin, yoksul ülke hükümetlerinin, bazı alacaklılarla diğerlerinin zararına olacak şekilde pazarlık yapmasını önlemenin bir yolu. Zengin ülkelerin en fakirlere karşı birleşik cephesi, Çin’in çerçevenin bir parçası olduğu ilk ülkeler tarafından tarihsel olarak daha nitelikli. Çin’in borcunun bir kısmı bazı ülkelerde borç karşılığında, bazı ülkelerde yaptığı gibi, uygun altyapıyı kullanmaya devam edeceğinden korkutuyor. Büyük alacaklılar ise yeniden yapılanmaya davet ediliyor. Ancak hiçbir şey onları, bunu yapmaya zorlayamaz. Bu nedenle, alacaklı devletlerle borcun yeniden yapılandırılmasıyla serbest bırakılan finansmanın, büyük olasılıkla borca yatırım yapan Batılı veya Asyalı kapitalist şirketlere geri ödeme yapmak için kullanılacak.

En fakir ülkelerin yarısı, bankaların, diğer fonların ve işletmelerin onlara ödettiği faiz oranıyla finans piyasalarında kendilerini finanse ediyor. Neden çoğunun borçlarının yeniden yapılandırılmasını istemekte isteksiz olduklarını anlaşılıyor. Böyle bir talep, temerrütle tam olarak aynı etkiye sahip olabilir, yani kredilerin daha riskli olduğu düşünülürse, zengin ülkelerin kapitalistlerinden bu ülkelerin piyasada borçlanabilecekleri faiz oranlarını yükseltebilir. İlkbaharda moratoryumdan yararlanmak isteyen Kamerun, kredi verenlerin aldığı riski değerlendiren derecelendirme kuruluşu Moody’s tarafından notunun düşürüldüğünü gördü. Bu kaçınılmaz olarak Kamerun’un ödünç alabileceği koşulları değiştirecek. Mayısta Pakistan ve Etiyopya, ülke notlarını düşürmek için kredi derecelendirme kuruluşunun gözetimine alındı. Borç iptali veya yeniden yapılanmadırma, yoksul ülkelere çok pahalıya mal olabilir.

Borç iptalinin parolası

G20 ülkelerinin kararlaştırdığı moratoryum son derece sınırlı. Yoksul ülkelerin borcunun çok küçük bir kısmını ilgilendiriyor. Arjantin, Türkiye ve diğerleri gibi halihazırda temerrüde düşmüş tüm ülkeler ile her şeye rağmen geri ödeyecek kadar zengin olduğu düşünülen ülkeler hariç tutuldu. G20 ülkeleri, en kritik durumdaki ülkelerin borçlanma olanağını birkaç milyar azaltarak, geçen yılki rakamlara göre en yoksul 134 ülkenin ödemesi gereken 900 milyar doları pekiştirmeyi umuyor. Bu durum, uluslar arası finans kuruluşlarından, fakir ülkeleri boğan borçları iptal etmelerini istemenin boşuna çaba olduğunu gösteriyor. Bu kurumlar, tapınağın koruyucuları. Müdahale ettiklerinde, emperyalist ülkelerin burjuvazisinin çıkarları içindir ve fakir ülkelerin iç içe olduğu durumdan ellerinden geleni elde etmeyi hedefliyorlar. IMF ve Dünya Bankası’na mektup göndermek, ancak yazarlarından aldıkları tanıtım kadar iyi. Ancak bu, halkların zor yaşamlarını bir adım ilerletmez veya acılarını hafifletemez.

Yoksul ülkelerin devletleri, emperyalist sisteme entegre edilmiştir. Emperyalist burjuvazinin elinde daha büyük servetlerin yoğunlaşmasını mümkün kılan zincirin halkasıdır. Zincirin sonunda, hükümetler tarafından borcunu ödemek için emeği çalınan halklar, işçiler ve köylüler var. Hükümetler, isteyerek veya zorla, sistemdeki dişlilerdir ve süreçten paylarını alırlar. Bu nedenle, devletlerinin borçları iptal edilse bile halklar sefalet ve sömürüden kurtulamayacak.

Üçüncü Dünya’nın sömürülmesi, modern kapitalizmin en barbarca yönlerinden biri. Barbarlıkla, emperyalist dünyanın liderlerine hitaben yazılan mektuplarla savaşılamaz; her şeyden önce kapitalizmin kendisine saygı duyarak savaşılamaz. Geçmişte, yapısal düzenlemeyi müzakere etmek ya da mevcut koşulları kabul etmek zorunda kalmadan borcunu iptal etmeyi başaran tek ülke, 1917’de devrimci Rusya idi. İşçiler, Rus borcunu elinde tutan Fransız ya da İngiliz bankacılara mektup yazmadı. İktidarı ele geçirdiler. Bunu yaparken, emperyalist ülkelerden ve uluslararası pazardan kopabilecek ve bu yükü, Rus halkının omuzlarından kaldırabilecek tek gücün kendileri olduğunu gösterdiler.

Öyleyse, sadece fakir ülkelerin yağmalanması ve emperyalist ülkelerin burjuvazisi tarafından işçi sınıflarının sömürülmesi sona ermeli; yüzyıllar boyunca onlardan çalınan servet yoksul ülkelere iade edilmeli. Bu ülkeleri azgelişmişlikten çıkarmanın tek yolu budur; ancak bunu yapmak için emperyalizmin yıkılması, yani kapitalizme son verilmesi gerekir. Bütün kıtaları harap eden borca son vermenin tek yolu budur. Yalnızca Üçüncü Dünya’nın yağmalanmasına değil, aynı zamanda sömürüye ve ondan kaynaklanan tüm toplumsal sonuçlara da son verebilecek tek toplumsal sınıf proletaryadır. Öyleyse, yoksul ülkelerdeki durumdan isyan edenler için tek geçerli seçenek, sınıf mücadelesinin fikirlerini, komünist fikirleri yeniden keşfetmek ve bunları işçi sınıfı içinde yeniden yaymak için mücadele etmektir. (23.02.2021) LDC no215


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 274 - 9 Ağustos 2021  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?