Sinif Mucadelesi

Üçüncü dünya ülkelerinin borçları: Borcu iptal etmek mi, nedenlerini yok etmek mi!

Pazartesi 5 Temmuz 2021

Zengin ülkelerin borçları şu anda sorun gibi görünmeden tırmanırken, fakir ülkeler için aynısı geçerli değil. Bu nedenle, geçtiğimiz nisan ve kasım aylarında G20 maliye bakanları, mali durumlarından endişelendikleri dünyanın en fakir 73 ülkesinin borcunu görüşmek üzere bir araya geldi. Ana endişeleri, mevcut ekonomik kriz nedeniyle, 2000’lerin sonundan bu yana bu borçlara yoğun bir şekilde yatırım yapan Batılı bankaları ve fonları baltalayabilecek bir temerrüt dalgasına yol açmasını önlemekti. Zengin ülkelerin hükümetleri, son ödeme tarihinin bir kısmını, birkaç ay ertelemeye izin vererek, hayvanı sömürmeye devam edebilmek için canlı tutuyor.

Bu vesileyle, fakir ülkelerin borçla boğulmasını kınayan birçok ses yükseldi. İşsizlik, yoksulluk ve yetersiz beslenme artarken, pek çok ülke, kaynakları ile karşılaştırıldığında devasa olan geri ödemelerine yüklü mktarda kaynak ayırıyor. Bu sesler ayrıca, G20 moratoryumu sayesinde ödemesi ertelenen miktarın, fakir ülkelerin uluslararası finans sistemine her yıl ödediğine kıyasla ne kadar gülünç olduğunun ve aynı zamanda devletlerin, en zengin kapitalist devletlerin teşvik planlarına kıyasla ne kadar gülünç olduğunun altını çizdi.

Batılı ülkeler, şirketlerin kârını kurtarmak için harekete geçti. Ancak bu seslerin hiçbiri, ister dernekler ister politikacılar olsun, sorunun temeline inmedi. Jean-Luc Mélenchon gibi bazıları, eski Amerikalı demokrat aday Bernie Sanders ve diğer sol görüşlü adamlar (İngiliz İşçi Partili Jeremy Corbyn, Yannick Jadot, Fransa’daki Yeşiller) IMF’ye posta yoluyla talepte bulunmak üzere katıldı. Dünya Bankası’ndan yoksul ülkelerin borçlarının iptali isteniyor.

Açıkça borç iptalinin Dünya Bankası, IMF ve diğer uluslararası finans kuruluşlarının, yoksulluk, açlık ve dünyayı tehlikeye atan hastalıklarda hayal edilemeyecek artışı önlemek için yapması gereken en az şey olacağını yazıyorlar; durum yüz milyonlarca insanı tehdit ediyor.

Zararın gözlenmesi tartışılmaz ancak en güçlü burjuvaların çıkarlarının garantörü olan uluslararası kurumların, sorumlu oldukları barbarlığa son verebileceğini ileri sürmek, bu politikacıların ektiği yanılsamaların bir parçasıdır.

Yoksul ülkelerin borcu, modern kapitalizmin bir kusuru değil, ürünü. Emperyalist ülkelerin burjuvazisi ile dünyanın geri kalanı arasındaki ilişkiler var ediyor. Ve bunu düzeltmek için mektup postalamaktan başka yollar gerekecek.

İç borç

Aslında fakir ülkelerin borcu, bağımsızlaşmalarından sonra sömürgelerin emperyalizm tarafından sömürülmesinin araçlarından biri. Birçoğu sömürge borçları denen şeyi de beşiğine aldı: 1950’lerde büyük şehirlerin devletlerine verilen ve sömürgelerine yatırım yapmak için kullandıkları kredilerle, yeni devletler borçlandırıldı.

Ekonomik durumları, bu kredilerle yüzleşmelerine izin vermedi. Başından beri, eski kredileri kapatmak için yeni kredi almak zorunda kaldılar, böylece borç makinesini çalıştırdılar. Ancak, Batı bankaları bunu ana yatırım haline getirdiğinde, 1960’ların sonlarında ve 1970’lerde borçlulukları tamamen farklı boyutlara ulaştı. O zamandan beri, borç artışı hiç durmadı.

Dünya Bankası’na göre, en fakir 135 düşük ve orta gelirli ülkenin toplam dış borcu, 1970’te 66 milyar dolardan 2019’da 8 trilyon100 milyar doların üzerine, Çin hariç , 6 trilyon dolara çıktı. Borcun bu ülkelerin milli gelirine oranı 1990’ların sonu ile 2000’lerin sonu arasında %35’ten %21’e düşse de, 2008’den bu yana artıyor ve gelirlerinin %25’ine denk. Borç servisi, bu devletlerin her yıl faiz ve ana parayı ödemek için harcamak zorunda oldukları meblağ on yıl öncesine göre iki katına çıktı. Şimdi yaklaşık 1.2 trilyon dolara - Çin’in borç ödemesi olmadan 900 milyar dolara -

Bu büyük ve kalıcı borcun birkaç nedeni var. Bu ülkelerin hükümetlerinin sorumluluğuna genellikle vurgu yapılıyor. Kuşkusuz, borç, aslan payını elinde tutan ve bir kısmını ele geçirebilecek siyasi liderler ve yerel burjuvalar için bir zenginleşme kaynağı. Mobutu öldüğünde serveti, cumhurbaşkanlığı sırasında alınan toplam borcun üçte ikisine eşitti. Ancak yolsuzluk ve bozguncular el ele gider. Bu ülkelerdeki hükümetler emperyalizme büyük ölçüde bağımlı. Artık sömürge olmayan bazı ülkeler - ve hala çoğu - eski metropolün sarayından geliyordu.

Küba ve Çin dışında, onları seçen, eğiten ve rakiplerine, komşularına ve halkına karşı koruyan emperyalist burjuvaziye karşı duracak hiçbir şeyleri yok. 1970’lerde, sanayileri için siparişlerin üretmini güvence altına alma amacıyla, zengin devletler fakir ülkelere daha fazla kredi verdi. Batı ekonomisini canlandırmakla ilgiliydi bu. Borcu besleyen bu para, silahların ve prestijli binaların satın alınmasıyla hızla, zengin ülkelere geri döndü ve yolda en fakirden faiz olarak haracını aldı. 1970’lerde ve 1980’lerde, şimdi olduğu gibi, Batı bankalarının kasalarına kazançlı yatırım arayışında olan nakit sıkıntısı yoktu.

İlk borçlar fakir ülkeleri, emperyalist ülkelere bağımlı kıldı. Sözleşmeler dolarla yapıldı. Fakir ülkelerin geri ödeme için ancak tarım ve maden kaynaklarını dünya pazarında satarak elde edebilecekleri dolara ihtiyaçları vardı. Her biri bir üretim alanında; kahve, pamuk, kakao, uzmanlaştı. 1970’te Moritanya’nın ihracatı %93 demir, Zambiya %93 bakır, Vietnam %81 kauçuk, Gana’nın %80 kahve, Ekvador’un %53 muza bağlıydı. Bu ülkeler, madencilik ve tarımsal hammadde tedarikçileri olarak dünya ekonomisine eklemlendi.

Sanayileşmiş ülkelerle olan ticareti giderek eşitsiz hale geldi. Brezilyalı bir ekonomist, 1954’te on dört torba kahve ile bir cip satın alındığını, 1962’de sadece iki, 2011’de ise seksen torba ile bir cip alındığını söyledi. Sanayileşmiş ülkelerin mallarını alabilecek kadar borcun kullanılması giderek daha gerekli hale geldi. Dolayısıyla, hükümetlerin yolsuzluğunun ve yoksul ülkelerin yönetici katmanlarının aç gözlülüğünün ötesinde, borçlar, emperyalist burjuvazilerin egemenliğinin ve gezegeni yağmalamasının bir yansıması.

Yeniden yapılandırmadan, yeniden yapılandırmaya

Geçmişte, zengin ülkeler fakir ülkelerin borçlarını defalarca yeniden yapılandırdı, hatta bir kısmını silecek kadar ileri gittiler. 1980’lerde borç krizi, bazı yoksul ülkelerin özkaynaklarının birkaç katına çıktığı için birkaç Batılı bankayı, süpürmekle tehdit etti. IMF ve Dünya Bankası, fakir ülkelere borçlarını ödeyecek kadar acil kredi vererek bu bankaları kurtardı. Bu kurumlar, yüksek oranda faize ek olarak, yoksul ülkelerin ödeme yapmasına imkan verecek kaynakları serbest bırakmak için "reform" uygulaması talebinde bulundu. Bunlar yapısal uyum planlarıydı: Üretken olmayan sektörlerde (sağlık, eğitim, kamu hizmetleri) kesintilerle birlikte bütçeden kemer sıkma, temel ihtiyaçlar için sübvansiyona son verilmesi, işgücü piyasasının serbestleştirilmesi, ücretlerin sabitleştirilmesi, ticaretin serbestleştirilmesi ve finans, kamu işletmelerine yol açılması, vergilerde artış oldu.

Açlık isyanları ve ardından gelen halk isyanları ile azalmayan borçla karşı karşıya kalan emperyalist ülke hükümetleri, 1988’de fakir ülkelerin borcunun, önce üçte birini ve 1995’te üçte ikisi iptal ederek, yeniden yapılandırmaya karar verdi. Bu, iki devlet arasındaki borçla ilgiliyken, fakir ülkeler tarafından yapılmış olan faiz ödemesi, genellikle ilk borç miktarından daha fazlasına denkti.

Çok risk alan ancak IMF’nin kredilerini geri satın alarak depoladığı bankalar, 2010’lu yıllara kadar fakir ülkelere kredilerini azalttı ama borç yükündeki azalmanın yarattığı mola kısa ömürlü oldu: Borç miktarı 1995’ten itibaren tekrar artmaya başladı.

2000’lerde zengin ülkelerin hükümetleri, yeni bir borç azaltma planına karar verdi: Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler Girişimi (HIPIC). Kısmi borç erteleme, Dünya Bankası ve IMF’ye yapılan ödemelerde gecikme olmaması, dayatılan politikaların en az 3 yıl süreyle uygulanması gibi çeşitli koşullara bağlandı.

Bu nedenle, seçilen ülkeler önce borçlarını ödemek ve daha önce olduğu gibi ekonomilerini çokuluslu şirketlere açmak için yeniden borçlanmak zorunda kaldı. Temel fark, IMF ve yapısal uyum planları reddedildiği için kemer sıkma politikalarına kendilerinin karar vermesi gerektiğiydi. Kemer sıkma politikasının yine de IMF tarafından onaylanması gerekiyordu. Bu HIPIC’nin bilançosunda, ilgili ülkelerin borcunu gerçekten ödeyebilecekleri azamiye indirildi.

2009’dan bu yana borç büyüdü

(Devam edecek)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 273 - 5 Temmuz 2021  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?