Sinif Mucadelesi

Uluslararası durum

Cumartesi 10 Nisan 2021

Burjuvazinin işçi sınıfına karşı yürüttüğü toplumsal savaşı şiddetlendiren ve büyük sermayenin kurbanları olan tabakalar arasındaki ilişkileri alt üst etmeye elverişli olan dünya kapitalist ekonomik kriz, aynı zamanda uluslararası ilişkilere de hakim oluyor. Emperyalist güçler arasındaki rekabeti canlandırıp kızıştırıyor. Emperyalizmin fakir ülkeler üzerindeki baskısını artırıyor. Uluslar, etnik gruplar ve dinler arasındaki çok sayıdaki gerilimi yeniden diriltiyor, şiddetlendiriyor.

Dünyayı saran virüs salgını (pandemi) bir yandan kendi çapında tüm insanlığın sorunlar karşısında aynı konumda olduğunu ortaya koyarken diğer yandan toplumun kapitalist örgütlenmesinin tüm kusurlarını ve çelişkilerini vurguladı.

Devletlerin hepsinde sağlık sisteminin çalışan, araç gereç, kaynak ve olanak yetersizliği konusundaki eski ve güncel sorumluluklarını, kendi suçlarını gizlemek için, salgının yayılması sorumluluğunu kitlelerin omuzlarına yükleyerek onları suçlayarak, pandemi sorununu yönetme yetersizliği sözkonusu oldu.

Ulusal devletler ne sınırlara ne de mesafelere saygı gösteren bir virüse karşı “her koyun kendi bacağından asılır” tavrını takınıp işbirliği yapmak yerine bariyerleri daha da arttırıp yükselttiler, ek engeller yarattılar. Dünya üzerindeki emperyalist egemenlik, doğrudan ya da dolaylı olarak ezilen halkların tepkisini sürekli uyandırıyor.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden beri, pratikte bu tür çatışmaların olmadığı hiçbir an olmadı. Yönetmek için bölme politikasını yürüten emperyalist güçler; uluslar, etnik gruplar, dinler arasındaki çelişki ve çatışmaları ya yaratıyor, ya da bunu yapamazlarsa var olanları sürekli olarak teşvik edip geliştiriyor, kullanıyorlar. Çoğu zaman çok eskilere giden bu çatışmalar çeşitli emperyalist güçler arasındaki rekabet oyunuyla sürekli canlanıyor.

Zengin emperyalist ülkelerde bile sömürülenler sınıfının yoksullaşması, gerici, yabancı düşmanı fikirlerin güçlenmesi ve kriz gerilimleri şiddetlendiriyor. Son yıllarda uluslararası ilişkilerde artan gerilim yerel çatışmaların nasıl genel savaşa yol açabileceğini gösteriyor.

2011’de Esad’ın halkı üzerindeki baskısıyla ateşlenen Suriye’deki iç savaş Ortadoğu’da zincirleme tepkiye yol açtı. İttifaklar yoluyla İran ve Türkiye gibi bölgesel güçlere liderlik etti. Rusya’nın müdahalesi ve bir dereceye kadar tüm emperyalist güçlerin katılımıyla sonuçlandı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında bu yıl yaşanan çatışmada, Libya ve petrol kaynakları üzerindeki güç için savaş ağaları arasındaki rekabete giderek daha fazla müdahale eden Türkiye’nin artan ilgisi görülüyor. Yunanistan ve Türkiye, aynı askeri ittifakın üyeleri olmasına rağmen, NATO, Doğu Akdeniz’deki karasularının kontrolü için askeri çatışma eşiğine geldi. Savaş, Avrupa’nın sınırlarına yakın birçok yerinde kanlı bir gerçek.

Savaş korkusu zaten birçok ülkede kitlelerin acısının bir parçası. Eninde sonunda emperyalist ülkelerin kitlelerine de ulaşacaktır.

Bugün İkinci Dünya Savaşı’na yol açan yıllardan tamamen farklı bir süreçte Troçki’nin Geçiş Program’nda ortaya koyduğu hedefler ("Emperyalizme ve savaşa karşı mücadele") yeniden gündeme geliyor.

Fransa dahil emperyalist ülkelerde siyasi liderler, en azından şimdilik “ebedi düşman” borazanını çalmıyor. Ama terörle mücadele onun yerini alıyor. Ülkede alınan terörle mücadele tedbirleri ve dış askeri müdahaleler “vatan savunması” ile ilişkilendiriliyor ve meşrulaştırılıyor. Bu bir aldatmaca. Geçiş Programı’nın ifadesini kullanırsak, “bu soyutlama ile burjuvazi, kârının ve yağmanın savunulmasını istiyor.”

Asya veya Afrika’da meydana gelen birçok yerel savaş, açıkça silah tüccarlarına servet kazandırıyor. Askeri harcamalar aynı zamanda kötüleşen uluslararası durumun oldukça doğru bir barometresi. Uzman bir uluslararası enstitünün raporu “Askeri harcamalar Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en yüksek düzeyine ulaştı” diyor.

Yerel çatışmalar aynı zamanda, doğrudan olmasa da, en azından araya giren paralı askerler tarafından, büyük güçlerin orduları için eğitim alanı işlevi görüyor. Paralı askerlerin ve özel orduların sayısındaki artış, silah satışlarıyla aynı eğilimi izliyor.

Hızla genel bir savaşa yol açabilen askeri ittifaklar, sadece diplomatik anlaşmalara dayalı resmi olanlarla sınırlı değil. Emperyalist ülkelerin silah ve uçak tüccarları ile müşterilerinin kendi aralarındaki ilişkiler de var.
Libya’da kurulan ve bozulan ittifaklar sadece savaş ağaları arasındaki güç dengesine göre değil, aynı zamanda savaşan taraflardan biri veya diğeriyle ilişkilerin sağlayabileceği ticari avantajlara göre de şekilleniyor. Libya’daki iç savaş, şimdiye kadar doğrudan karada müdahale edenler dışında, Mısır’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar pek çok ülkeyi kapsıyor.

Kapitalist dünya bir barut fıçısı. Zaten her biri büyük güçlerin dahil olduğu bir savaşa yol açabilecek zincirleme reaksiyonları başlatabilecek birçok kıvılcım var. Bu durum, daha sonra yeni bir dünya savaşının ilk aşaması olabilir.

Gezegendeki temel güçlerden ikisi, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin, sadece sözlü mızrak dövüşünde. Ancak ticaret savaşı çoktan başladı. Büyük Amerikan ve daha genel olarak Batı tröstlerinin Çin’deki güçlü varlığı nedeniyle Amerika ve Çin ekonomilerinin karşılıklı bağımlılığı şu an için bunu engelliyor. Emperyalist Batı Çin’e sermaye ihraç ederken Çin de Batı’ya mal ihraç ediyor. Çin sanayisinin yarısının şu ya da bu şekilde ihracat için çalışıyor. Bu karşılıklı bağımlılık ve dengesizlikte ABD emperyalist bir güç, Çin ise büyük ölçüde fakir bir ülke olarak kalıyor. Bu dengesizlik sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda askeri terimlerde ve ilgili silahların miktar ve kalitesinde de kendini gösteriyor.

Güney Çin Denizi’nin küçük takımadaları, Paracels ve Spratley’ler, Çin savaş gemilerinin ABD ve bölgedeki müttefikleriyle buluştuğu, gezegenin sıcak noktaları arasında.

İkinci Dünya Savaşı’na yol açan ve o zamanlar esas olarak dünya egemenliği için iki emperyalist kamp arasındaki düşmanlık aynı tipte bir dinamik değil. Ancak ABD zaten halkını Çin ile bir çatışma fikrine hazırlıyor. Trump için, koronavirüs bile Çinli ve salgın bile bir savaş sebebi! Ve bu sadece rejiminin virüsün yayılmasıyla mücadele etmekteki açık yetersizliğini aşmanın bir yolu ile sınırlı değil.

Uluslararası ilişkilerin kötüleşmesiyle birlikte devrimci komünistler bu dolandırıcılığı kınamak için gittikçe daha çok şey yapmalı. Komünist bakış açısının ayrılmaz bir parçası olan işçi enternasyonalizmiyle burjuva yurtseverliğine karşı çıkmalılar.

Enternasyonalizm için genel propaganda gerekli ama yeterli değildir. Emperyalizmlerini savunmak söz konusu olduğunda, farklılıklarının ötesinde oybirliği içinde olan burjuva partilerinin siyasetiyle ve diliyle gün be gün mücadele etmek gerekir. Hepsinin amacı, beyan edilmiş olsun ya da olmasın, kitlelerini sürmekte olan veya gelecek savaşlara alıştırmaktır

Sömürülenlerin, sömürücülerine karşı temel muhalefetini gizlemeyi amaçlayan ve birinciyi ikincisine tabi kılmayı amaçlayan ulusal birlik fikrini reddetmeliyiz. Her çeşidiyle, bir ülkenin proleterlerini diğerinin proleterlerine muhalefet eden herhangi bir politikayı reddetmeliyiz.

Krizin ekonomik yönlerinin getirdiği sorunları askeri sonuçlarıyla ilişkilendiren Geçiş Programı, sonuçta ortaya çıkan geçiş talebini özlü bir biçimde açıklıyor: “Silahlanma programına hayır, ancak bir kamu hizmeti programına evet.” Bu, şu şekilde güncellenebilir: Para hastane inşa etmek ve sağlık çalışanlarını eğitmek ve işe almak için kullanılmalı, silah endüstrisi için değil.

Burjuvazinin uluslararası politikası, kendi ulusal politikasının başka yollarla devamıdır. Emperyalist bir güç adil savaş vermez. Şimdi yürüttüğü ya da ilişkilendiği savaş, emperyalist savaştır ve ileridekiler de emperyalist olacak.

Uluslararası ilişkilerdeki yoğun savaş tehdidine karşı çıkmanın tek yolu, zamanımızın tek adil savaşına yeniden başlamaktır: Proletaryanın burjuvazinin iktidarını devirmeye yönelik devrimci savaşı. Karl Liebknecht, Lenin ve Troçki dönemlerinde geçerli olan komünist devrimcilerin tavrının temel içeriğini özetleyen “asıl düşman kendi ülkemizde” ifadesi, bugün de geçerli. (Sınıf mücadelesi, n ° 212)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 271 - 9 Nisan 2021  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?