Sinif Mucadelesi

Ekonomik kriz ve savaş tehdidi I

Cumartesi 12 Aralık 2020

“Dünya halihazırda yeterince tehlikeliyken kriz, bu tehlikeli hale iyiden iyiye katkıda bulunuyor. Büyük bir savaş olası gözüküyor. […] En küçük bir olay bile kontrolsüz bir askeri gerginliğe sebep olabilir. […] Devletlerarası büyük çatışmalar hala olası ve mümkün. Ordu hem beklenmedik tehlikelere hem de büyük darbelere direnebilmek için her zamankinden daha fazla askeri güç üreterek hazır olmalıdır. […] Biz bu durumu 2035 yılı civarında bekliyorduk ama 2020 yılında gerçekleşmesi için birçok koşul çoktan gerçekleşti.” [1]

Fransız ordusunun Genel Kurma Başkanı, General Thierry Burkhard’ın yaz başında meclis üyelerine gelecekle ilgili görüşlerini bildirirken sarf ettiği sözlerden bazıları bunlar.

Bu sözler, bir yönetici tarafından sadece ordu için daha fazla bütçe ayrılması adına sarf edilmedi. Aynı zamanda burjuvazinin bazı üyelerinin hem ekonomik kriz hem de giderek artan ve şiddetlenen sağlık krizinin sonucu olarak bir dünya savaşı dahil, yeni bölgesel savaşlara yol açmasından duydukları korkuyu dile getiriyor. Yani propaganda sözleri mi yoksa beklenti mi?

İkinci Dünya Savaşından sonra bile savaşlar durmadı. Ortadoğu 40 yıldır aralıksız olarak kurban ediliyor. Diğerlerine görece daha önce gelişmeye başlayan Irak ve Suriye gibi ülkeler, sistemli bir şekilde yok edildi. Afganistan, Suriye ve Yemen’de savaş hala devam ediyor. Afrika’daki sayısız ülke, on yıllardır savaşın öldürücü etkisi altında. Asya’da, Rhoginyalar isimli topluluğa karşı sürdürülen savaş, Burma’da devam ediyor. Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Filipinler, neredeyse sürekli kalıcı savaş bölgeleri. Tüm bunların arkasında, büyük güçlerin müdahaleleri yatıyor. Savaşlar, askerler ve savaşın sürdüğü bölgedeki halklar için ölümcül olsa da, Avrupa’dan, özellikle Batı Avrupa’dan oldukça uzakta. Buna rağmen Batılı askerler, doğrudan rızalarıyla savaşların parçası haline geliyor. Batılı askerler, “asimetrik operasyonlar” vasıtasıyla savaşlara dahil ediliyor.

Devletlerin düzenli ordularına karşı olmasa da, bölgede etkinlik gösteren silahlı gerillalar, silahlı cihatçı gruplar, yeterli teçhizatı olmayan gruplarla çatışma şeklinde veya hava bombardımanıyla binlerce insanı bir anda, bilgisayar oyunundaymış gibi öldüren pilotlar aracılığıyla gerçekleşiyor. Askeri dilde ifade edildiği gibi, Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen “yüksek yoğunluklu imha savaşı” söz konusu olduğunda, Batılı liderler ve özellikle Amerikalılar tarafından işe alınan ve en tehlikeli askeri operasyonları yapmak üzere en ön cepheye yerleştirilen Iraklı, Suriyeli, Kürt ve diğer tüm halklardan oluşan erlerin destek birliği, ilk darbeyi etkisizleştirmek için göreve çağırılıyor. Kiliselerde ve resmi dairelerde birbirini izleyen tüm başkanlar tarafından ulusal birliğin devamlılığını ve feda kültürünü öven cenaze törenleri Fransız askerlerinin, sınır ötesi operasyonlarda öldürüldüğünü tekrar tekrar herkese hatırlatıyor. Ancak ölen askerlerin akrabaları haricinde kamuoyunu pek az etkiliyor. Çünkü henüz Amerikalılar başta olmak üzere Batılı liderler tarafından en tehlikeli operasyonları yapmaları için ücret alırken, sınır ötesinde ölen çok az sayıda gönüllü asker var.

Kriz Avrupa’da gerginliği tırmandırıyor

Ekonomik, politik, diplomatik, askeri, gerginliklerin üst üste gelerek kötüleştirdiği kriz Avrupa’da taşları yerinden oynatıyor. 75 yıldır, Doğunun tam aksine Batı Avrupa topraklarına uğramayan savaş artık ufukta gözüküyor. Hem siyasi liderler hem de ordu yöneticileri, savaş korkusunu dile getirmeye başladı. Eylül ayında orduya ayrılan bütçenin arttırılmasıyla Savunma Bakanı, Florence Parly, “Avrupa’da artan gerilim, teçhizatını iyileştirmek ve gereklilikleri karşılamak için yatırım yapmaktan yıllardır kaçınılan ordu için daha fazla bütçe ayrılması ihtiyacını ortaya koymuştur” dedi.

Dışişleri komitesinin senatörünün belirttiği üzere: “Türkiye’nin kendi sınırları dışında operasyonlar yürüttüğü Libya için Mısır ile arasında bir çatışma doğması durumunda geleneksel toprak bütünlüğü antlaşmaları işe yarar bir hipotez olmaktan çıkmış, gerçek bir stratejiye dönüşmüştür.” [2] Sözlerini bitirirken hiçbirimizi şaşırtmadı: “Meclis kadar kaynaklarımız da tetikte olacak” dedi. “Bazıları, Rusya ile istenmeyen bir savaşın tetiklenmesi ihtimalini dile getiriyorlar. Rusya ile gelecekte gerçekleşecek bir savaş, askeri bir istiladan değil bir yanlış hesaplamadan olacaktır.” cümlesi, Le Monde gazetesinin 17 Haziran tarihli sayısında NATO liderinin sözleri olarak yayımlandı.

Savaşın ihtimali bile, “küçücük bir olay bile kontrolsüz askeri çatışmalara sebep olabilir” diyen General Burkhard tarafından, söz yerindeyse havada yakalandı. Başka şekilde ifade edecek olursak, ciddi bir propaganda amaçlanmakta. Bu propaganda vasıtasıyla hedef, Erdoğan’ın Türkiyesi veya Putin’in Rusyası gibi kamuoyunca kabul görecek ortak düşmanlara karşı artan gerginliğin yıkıcı sorumluluğunu, Fransa gibi emperyalist devletlerin almasını engellemek. Böylece aynı zamanda, artan savunma harcamalarını da halka kabul ettirmek amaçlanıyor.

Büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya, politik olarak çöküşe geçmiş ve yerel seçimleri kaybetmiş Erdoğan, militarizm ve milliyetçiliğin topraklarına bir yolculuk için kolları sıvamış gözüküyor. Bugün Türkiye askeri olarak 5 çatışmanın içerisinde: Libya, Suriye ve Kuzey Irak’ta ya kendi birlikleri var ya da askeri destek göndermiş durumda. Kürtlere karşı saldırıların hızını hiç kesmedi. Türkiye, Suriye’de bulunan ve Türkiye yanlısı militanlar aracılığıyla silah göndererek Dağlık Karabağ üzerinden Azerbaycan-Ermenistan arasında çıkan savaşa Azerbaycan’ın yanında konuşlanarak müdahil oldu. Son olarak Akdeniz’deki Yunan karasularında donanma, piyade ve hava gücünü birkaç katına çıkardı. Son 5 yılda Türkiye hükümeti, donanmasını yeni denizaltılar ve fırkateynler satın olarak güçlendirmişti. 2021 yılında ilk savaş uçağı gemisinin törenle açılışını yapmayı planlıyor.

Erdoğan’ın savaş tehditleri blöf ve şantaj içeriyor. Türkiye, aynı Yunanistan gibi hala NATO üyesi. Bu durum onun ve askeri teçhizatının, diğer üye ülkelerin gözetimi altında olduğunu gösteriyor. Örneğin 2019’da Türkiye, Rusya’dan hava savunma ekipmanları satın aldıktan sonra ABD F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye sevkiyatını engelledi. L3Harris Wescam isimli Kanadalı şirket, askeri dronların kullanımı için elzem olan ve görüş keskinliğini arttıran askeri gözlüklerin sevkiyatını, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da sivilleri öldürdüğü gerekçesiyle askıya aldı. Eğer Erdoğan, kendi amaçları ve çıkarları doğrultusunda hareket ederken ABD’ninkilerle çelişmezse ona yeşil ışık yakılıyor. Örneğin, Türkiye’nin Suriye’ye müdahaleleri Trump’ın onayıyla yapıldı. 2019 sonbaharında, IŞİD tarafından yenilgiye uğratılan ve birkaç hafta sonra da İdlip bölgesinde Rus hava güçleri ve askerleriyle desteklenen Esad ekipleriyle karşı karşıya kalan Kürt askerlerinin, Trump tarafından gözden çıkartılmasından sonra, Türkiye’nin Rojava’daki müdahalelerinin arttığı izlenmişti.

Putin’in Rusyasına gelecek olursak; bazı Batılı liderlerin tarif ettiği kadar savaşa girme meraklısı bir ülke değil. Öncelikle sorgusuz sualsiz diktatörlük var. Rejim; zehirden ilhaka varacak kadar kendi oligarklarının çıkarlarını emperyalist güçlerin baskısına ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinin bölgesel müdahalelerine rağmen savunmak için çaba sarf etmekte. Sözü edilen Sovyetler Birliği, Belarus’tan Kırgızistan’a, Ukrayna’dan Azerbaycan’a kadar ayaklanmalar ve siyasi krizlerle sarsılmış durumda.

Benzin ve diğer hammadde fiyatlarının düşmesiyle uluslararası ticaret yavaşlayarak çeşitli ülkeler arasında tansiyonu tırmandırıyor. Daralan pazar, kapitalist gruplar arasındaki rekabeti arttırıyor ve onların rekabeti, kendi tedarikçileri ve taşeronları aracılığıyla tüm dünyaya yayılıyor. Çekişmenin ilk kurbanı dünyanın her yerindeki işçiler.

2008 kriziyle ekonomileri sarsıntıya uğrayan gelişmemiş ya da az gelişmiş tüm ülkeler, bugünkü krizin darbesini hissedecek. Darbe iflaslara sebep olarak orta sınıfı yani küçük burjuvaziyi yok ederek kendisini gösterecek. Lübnan’da bu durumu şimdiden görebiliyoruz; fırlayan enflasyon ve banka hesaplarının dondurulmasıyla şimdiye kadar krizin etkilerinden korunmuş tüm emekçiler sınıfı yoksulluğa sürüklendi. Bu durumun siyasi çıktıları saymakla bitmez. Savaşın, siyasetin bir uzantısı olduğu bugünün dünyasında, Clausewitz’in formülüne göre bugünkü kriz büyük savaşlar ortaya çıkartacak. Eğer her küçük kıvılcım bir patlamaya yol açar ve üstümüzdeki hava bu patlayıcı maddelerle dolarsa, generallerin ağzından düşmeyen bu kaygan zeminde “kazalar” ortaya çıkabilir.

[1]Ulusal Birlik’in Savunma Komisyonu’nun basın konferasından kısımlar, Haziran 18 2020, General Burkhard’ın konuşması.
[2]Philippe Cambon, Haziran 24, 2020, Senatörlük websitesi.
(Lutte de Classe, 10.2020, Sayı:211)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 267 - 11 Aralık 2020  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?