Sinif Mucadelesi

Kapitalizm bunalım içindeki ekonomik sistem ve devrilmesi gereken bir düzendir - II

Pazar 6 Eylül 2020

Kapitalistlerin her biri emekçilerin sömürüsünü arttırıp ağırlaştırarak, çalışanların sayısını ve ücretleri azaltarak, üretim bantlarının hızını arttırarak, çalışma sürelerini uzatarak, fabrikaları bir bölgeden maliyetlerin daha az olduğu başka bir yere taşıyarak, ya da fabrikalara daha az ücretlerle çalışmaya hazır başka işçileri getirerek, bu gibi yöntemlerle kârın düşmesinden kaçmaya çalışır.

Bu yöntemler, kapitalizmin bütün bir tarihi boyunca uygulamaya kondu. Emekçiler bölümlerinde ya da atölyelerinde her zaman daha üretken olmaları için yapılan baskılar sonucunda bunu kaslarında, eklemlerinde hissediyorlar, yıllardır buna maruz kalıyorlar. Ancak sömürünün biyolojik sınırı var. Aynı zamanda emekçilerin kollektif direniş kapasitesiyle çatışıyor.

Kapitalistler kendi aralarında, artı değerin genel kazancından en büyük payı alabilmek için kıyasıya savaşıyor. Tekel olan en güçlüleri, kendilerine mal sağlayan şirketlere ve kendi alt şirketlerine yani taşeron firmalarına kendi koşullarını dayatıyor. En düşük maliyetle veya değerinin çok üzerinde satarak, daha geniş ölçekte üretim yapabiliyorlar.

Kapitalizmin tarihinde, tekeller arasında önemli anlaşmalar var. Mali spekülasyonlarla girişmek ortalama kâr oranının üzerinde bir kâr elde etmek için başka bir olanaktır. Fiyatlar yükseldiği sürece ve çöküşten önce kendini piyasadan çekmeyi bilme koşuluyla işler. Böylece, ortalamanın üzerinde kâr oranını koruyan kapitalistler, bunu zayıf kapitalistlerin zararına gerçekleştirir.

Ortalama kâr oranını artırmanın tek yolu, sabit sermaye fazlalığını ortadan kaldırmaktır. Bu krizlerin işlevidir. Krizler, en az kârlı şirketleri ortadan kaldırarak, en az üretim yapan atölyelerin kapanmasını sağlayarak sermayeyi yok eder. Bu yıkım kâr oranını yükseltiyor. Kriz, en zayıf durumdaki kapitalistler için, ortadan yok olma anlamına geliyor. Diğerleri için rakiplerini düşük fiyatla satın alma fırsatıdır. En büyük olanlar, biraz daha büyür. Her krizde sermaye daha da yoğunlaşır.

Kâr oranındaki düşme ve kapitalist sınıfın bunu durdurmak için uygulamaya koydukları, kapitalist sistemin tarihinin ritmini oluşturuyor. Ekonomik krizlere, tekellerin oluşmasına ve yoğunlaşmasına, sömürgeciliğe, emperyalizme ve savaşlara yol açar. Ekonominin finansallaşmasını sağlar.

Bütün bunlar, kapitalizmin normal işleyişidir, doğru politikayı bulduklarını ve sistemi gerektiği gibi işletebildiklerini iddia edenleri rahatsız etmiyor.

Kapitalizmin başlangıcında, yeni sanayide iş bulanlar, nadiren eski işlerini iflasla kaybedenlerdi. 2008’de gerçekleşen son “yaratıcı” yıkım, dünya çapında on milyonlarca işçiyi işsiz, milyonlarca Amerikalıyı evsiz bıraktı, ekonomik açıdan gelişmiş bölgeleri çöllere dönüştürdü.

Krizler, kapitalist ekonomi açısından kâr oranındaki düşüşü durdurmak için periyodik bir araç olduğu oranda, toplum açısından ölçülemez bir insanlık felaketi, maddi kaynakların, malzemelerin kötü kullanımı, gereksiz yere harcanması anlamına geliyor.
Kâr oranındaki düşüş, kendi başına, toplum için bir sorun değil. İnsanların, ihtiyaçlarını kolektif üretmek için giderek daha az zaman gerektiği anlamına geliyor; daha etkili ve verimli üretim araçları ve genel bir iş organizasyonu kullanarak yapılıyor. Bütün insanlığın bakımını sağlamak için gereken çalışma süresi, azalma eğilimi gösteriyor. Bu oldukça önemli ve büyük bir gelişme! Hatta komünist perspektifimizin, bakış açımızın temellerinden biri.

Ancak bunun gerçekten bir ilerleme olması için üretim araçlarının toplumun tümü tarafından kontrol edilmesi, akılcı ve planlı bir şekilde uygulamaya konması gerekiyor. Üretim araçları kapitalist sınıfa ait olduğu sürece, üretkenlik kazançları felakete dönüşecek.

“Toplumun en zengin % 1’i ile % 99’u arasındaki fark yıldan yıla daha da artması, sistemin, iyi yasalarla düzeltilebilecek bir bozukluğunun ürünü değildir. Reformistlerin iddia ettiği gibi, ne “yeniden dağıtım, daha adaletli vergi politikası” ne de “farklı servet dağılımı” bu eğilimi önleyemez. Hatta bu, artı değeri üretenler, giderek daha fakirleşirken, küçük bir azınlık tarafından hortumladığı bir sistemin temelini oluşturuyor.

Sermaye, insan emeğinin yarattığı birikiminden kaynaklanıyor. O bütün üreticilerin ortak çalışmalarının ürünüdür. Verilsin ya da yerinde tüketilsin her nesne, üretilmek için, üretimin şu ya da bu aşamasında, bütün dünyaya dağılmış olan binlerce emekçinin birleşik çalışmasını içeriyor. Üretim sosyalleşiyor. Bu nedenle sermaye, kullanımına ortak olarak karar verilmesi gereken, bütün toplumun ortak malıdır.

Yeniden gözden geçirilmesi gereken zenginliğin paylaşımı, dağılımı değil, üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırılarak, üretimin örgütlenmesinin değiştirilmesi gerekiyor. Kapitalizm gelişerek bu devrimi gerçekleştirmek için gerekli silahı verdi. Zenginliğin üretimi ve dağıtımı zaten toplu olarak gerçekleştiriliyor. Herkesin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılacakları örgütlemek için gerekli bütün elemanlar zaten hazır olarak var. Ekonominin temel sektörleri, sayım ve örgütleme araçlarına sahip olan büyük grupların elinde yoğunlaştı.

Bilgisayar, internet veya uydular gibi insanlığın bütününün ihtiyaçlarını belirlemek, kaynakların bilançosunu çıkarmak veya üretim kapasitelerini ölçmek için bütün teknik araçlar bugün halihazırda mevcut. Malların ulaşımını, taşınmasını ve dağıtımını sağlayan ağlar, tüm gezegeni sarıyor. Bir mal taşıyan konteynır, GPS ile gerçek zamanlı olarak takip edilebiliyor.

Diğer taraftan, kapitalizmin gelişimi, burjuvazinin özel mülkiyetini kamulaştırıp ortadan kaldırabilecek, hatta bundan çok çıkarı bulunan bir sosyal sınıfı, hem sayısal hem de sosyal anlamda güçlendirdi. Bu sosyal sınıf proletarya, yani işçi, emekçiler sınıfı. Çünkü onlar, birlikte bütün zenginlikleri üretiyor, çünkü onlar düzenin bütün çarklarını işletiyor, çünkü üretim yerlerinde yoğunlar. Emekçiler, ekonominin bilinçli sosyalleşmesini gerçekleştirmek için burjuvazinin mülkünü kamulaştırıp özel mülkiyeti ortadan kaldırmaya yetenekli tek sosyal sınıf. Onların bu sosyal düzeni korumakta hiçbir çıkarları yok.

Kapitalist ekonominin derin krizi, sınıf mücadelesini şiddetlendiriyor. Emekçiler dışındaki diğer kesmler, büyük sermaye yasasına tabii. Küçük burjuvazinin çeşitli tabakaları, yaşam düzeylerinin giderek düştüğünü, sosyal düzeylerinin tehdit edildiğini görüyor.

Kriz durmayacak. Liberaller, küreselleşme yanlıları, isterse Avrupa Birliği’ne karşı çıkanlar veya korumacılık savunucuları, kim olursa olsun, iktidardaki siyasi yöneticiler, zenginlikleri, artı değerin her zaman daha büyük bir kısmını ellerinde yoğunlaştıran, büyük kapitalistlerin küçük çekirdeğine doğru çekmek, aktarmak için emekçilerin haklarını ortadan kaldırmaya devam edecek.

Şu anda bir sonraki mali çöküşü hangi talihsiz kararın tetikleyeceği bilinmiyor ancak, bir öncekinden daha kötü olacağını kesin olarak biliyoruz. Devletlerin durdurmak için mühimmat bulup bulamayacakları hala belirsiz, bilinmiyor. Bir ekonomistin 2008 krizi ve çöküşüyle ilgili olarak aptalca söylediği gibi, kapitalizm için şimdiye kadarki çöküşlerin hiç biri ölümcül olmadıysa da, hepsi toplum için gittikçe daha dramatik oluyor.

Bu çıkmazdan çıkmanın tek yolu olarak, işçi sınıfının ortak çıkarlarının bilinciyle ve tüm toplumun işleyişini sağlaması nedeniyle sahip olduğu hayallere sığmayacak büyüklükteki gücünün bilinciyle yeniden ilişki, bağ kurmak gerekiyor. Geçiş Programı döneminden itibaren, proletaryanın dijital ve sosyal ağırlığı arttı. Yüz milyonlarca emekçi, çalıştıkları şirketlerde, şehirlerde, ekonomik sektörlerde, sınırlarda, bütün malların üretimi ve dağıtımı tarafından aralarında bağlar kurulmuş olarak bir araya geldi. Onlar için eksik olan, ortak çıkarlarla aynı sınıfı, toplumu kapitalist sınıftan çok daha iyi bir biçimde yönetmeye yetenekli meşru bir sosyal sınıfı oluşturma bilinci.

Hangi ülkede, hangi önlemin, hangi alçaklığın, savunma mücadelesini veya en derin büyük isyanları tetikleyeceği bilinmiyor. Günlük sömürü ve krizin yoğunlaşması, bunu tetiklemekten geri kalmayacak. Ancak bu kolektif mücadelelerin bir sınıf bilincinin doğuşuna yol açması için; azami sayıdaki ülkede, deneyimli, zorluklara alışmış işçi militanları ortaya çıkarması için; mücadelelerin, emekçilerin, burjuvazi ile onun iktidarına karşı çıkmak ve karşı koymak üzere kararlı, politik güçlere dönüşümlerinde bir evre olması için sosyalist ve komünist işçi hareketinden miras edinilen “devrimci yöntemleri” anlamaya, diğer insanlara ve nesillere geçirmeye, yaymaya çalışmamız gerekiyor. (26.02.19)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 264 - 4 Eylül 2020  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?