Sinif Mucadelesi

Sağlık değil, soygun

Cuma 3 Ocak 2020

Türkiye’de bugün sigorta pirimi kesilen 14 milyon sigortalının 8 milyonu asgari ücretle çalıştırılıyor. Ocak 2018’den Aralık 2020’ye kadar patronlara, “ilave istihdam teşviki” adı altında 12 ay sürecek sigorta prim desteği verdi. Yani bu süre içerisinde işe alınanların 12 aylık sigorta primini devlet ödedi. 2019 yılında asgari ücret 2.558 TL idi, SGK prim ödemesi ise 358 TL idi. 358 TL’nin 100 TL’sini (2020’de tüm işçiler için 75 TL) devlet ödeyerek yükü patronların sırtından aldı.

Peki neden?

Acil servise başvuranlardan acil serviste herhangi bir ücret alınmıyor. Ancak eczaneye ilaç aldığında (sigortalı için %10, emekli için %20 olacak şekilde) 7-9 TL arası değişen muayene katılım ücreti ve buna ek olarak ilaç katılım ücreti, reçete katılım ücreti ve ilaç farkı adında 4 farklı ödeme alıyor. Öyleyse SGK primleri nerelere aktarılıyor? SGK primlerinin bir kısmını ödeyen devlet, aslında SGK primlerini ödüyor mu yoksa gene işçiye mi ödetiyor?

Türkiye’de sağlık hizmetine erişim çok kısıtlı. Her 3 hastane başvurusundan 1’i acil servise yapılıyor. Acil servis başvurusunun tüm hastane başvurularına oranı diğer ülkelerde %5-7 iken Türkiye’de %28-30. Türkiye’de bu kadar acil hasta gerçekten var mı?

Acil harici sağlık hizmeti sunulan alanlar aile hekimlikleri ve poliklinikler. Ancak, Merkezi Randevu Sistemi adı verilen sistemden poliklinik randevusu almak neredeyse imkansız. Sebebi polikliniklerin yoğunluğu ve alanında uzmanlaşmış doktor sayısının azlığı. Türkiye’de kayıtlı çalışan 136 bin doktor var. Bu da 600 kişiye 1 doktor düştüğünü gösteriyor.

Acil servisin daha fazla tercih edilmesinin bir diğer sebebi polikliniklerin ve aile hekimliğinin yalnızca mesai saatleri içerisinde çalışması. Yani işinden izin alamayan herkes acil servise başvuruyor.

Doktorlar, özellikle acil serviste, nitelikli sağlık hizmeti sunmak yerine kapıda bekleyen hastaları bitirmekle, kendilerinin deyimiyle “kapıyı eritmekle” meşgul. Dünya Sağlık Örgütü’nce belirlenen muayene süresi en az 40 dakika iken, Türkiye’de bu süre acilde 3-6 dakikaya düşmüş durumda. Yoğun bölgelerde acil servise başvuru 24 saatte 1.500-4.000 kişi arasında değişirken, az yoğun yerlerde 24 saatte 500-600’dan aşağı düşmüyor. Bu da muayene süresini kısaltırken, sağlık hizmetinin niteliğini düşürüyor.

Doktorlar acil serviste 24 saatlik nöbetler şeklinde çalışıyorlar. 24 saat durmadan çalışıyor ve ardından 24 ya da 48 saatlik istirahat alıyorlar. Cerrahi branşlarda 8 saat poliklinik üzerine 16 saat nöbet; ardından gene 8 saat poliklinik olacak şekilde, 32-36 saatlik nöbet var. Nöbetlerde çay molası yok, yemek araları 15 dakikadan fazla değil. Bunun sebebi yedek doktor olmaması. 1 dakika molanın bedeli acil servis kapısında muayene olmayı bekleyen 20-30 hasta ve artan iş yükü.

Acil servislerde hastalar durumunun ciddiyeti göz önüne alınarak 3 gruba ayrılıyor: Kırmızı, sarı ve yeşil alan hastası. Kırmızı alan hastası en uzun ve zahmetli sağlık hizmetini hak ederken, yeşil alan hastası, aslında poliklinikte sağlık hizmeti sunulması gereken ancak acile başvurmuş hastalar. Örneğin, boğaz ağrısı, öksürük, tırnak batması gibi hastalar, yeşil alan hastası sayılıyor. Bu hastalar aile hekimliğinde tedavi olması planlanan hastalar ancak işten çıkıp aile hekimliğine gidemediklerinden acile başvuruyorlar. Doktorlar, baktıkları hasta sayısı kadar maaşlarına ek ödeme aldıklarından ve 1 kırmızı alan hastası, zaman açısından 10-15 yeşil alan hastasına bedel olduğundan ağır hastalara bakmaktansa, aciliyeti olmayan hastalara bakmayı yeğliyor.

Hastanelerde tıbbi araç gereç eksik, ilaç ve serum bitiyor, yardımcı sağlık personelinde ciddi açık var. Doktorlar, yardımcı sağlık personelini işten çıkarıldığından, sık sık yardımcı sağlık personelinin işlerini de üstleniyor. 24 saatlik nöbette, hem doktorluk, hem hemşirelik, hem hastabakıcılık hem teknik destek görevi veriyorlar. Üstelik dinlenmeden, durmadan, bilfiil çalışmak zorundalar. Çünkü acil servislere başvuruyor günden güne artıyor.

Sağlık sistemi daha az insanla daha çok iş yapılması üzerine kurulu. Devlet hastaneleri kâr amaçlı özel şirket gibi davranıyor. Durumu ciddi olan kırmızı alan hastalarının bakımı ve tedavileri pahalı. Üstelik kırmızı alan hastasından eczanede muayene katılım payı alınmıyor. Bu yüzden olabildiğinde “ucuz hasta” bakılmaya çalışılıyor. Eğer hastalar muayene katılım ücreti ödeyeceklerse, neden 2.558 TL’lik asgari ücretten 358 TL’lik sigorta primi kesiliyor?

Acil servisler dolup taşarken sağlık hizmetinin niteliği günden güne düşüyor. Doktorlar, kötü sağlık hizmeti sunarken hasta başına ek ödeme alarak bu duruma razı ediliyor. Patronların sırtından prim yükü kaldırıyor ve bu yükü devlet işçilere ödetiyor. Bu sırada bilin bakalım kimlerin cepleri doluyor? (02.01.20)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 259 - 3 Ocak 2020  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?