Sinif Mucadelesi

Ekonomik krize karşı korunmanın tek yolu örgütlü mücadeledir

Cuma 7 Eylül 2018

Ağustos ayı enflasyon rakamları herkesi şaşırttı, çünkü gerçekleri yansıtmıyor. Aslında fiyat artışlarından daha çarpıcı olan marketlerdeki boş raflar. Her zaman tıklım tıklım dolu olan raflar boş çünkü yeni zam beklentisiyle ürünler depolarda bekletiliyor. Bu durum fiyat artışının yani enflasyonun artmaya devam edeceğini gösteriyor. Başını alıp giden fiyat artışına karşı satın alma gücünün korunması için ücretlerin, zamlar kadar yükseltilmesi gerekli.

Doların bir anda fırlamasının ardından beklenen düşüşe rağmen, fiyatlarda en küçük bir gerileme olmadı. Geçen ay duymaktan bıktığımız “yerli ve milli” lafları da buhar oldu. Öğrendik ki iğneden ipliğe, etten demire kadar her şey dışarıdan geliyormuş.

Kapitalizmin iki illetinden biri olan hayat pahalılığı yeniden hortladı. Onu takip eden işsizlik kısa sürede kendini dayatacak. Tüm dünyayı dolaşıp duran ekonomik krizi yaşayan her ülkede bunu gördük. Yunanistan, İrlanda yaşadı, şimdi Latin Amerika ülkeleri Meksika, Venezüella, Bolivya aynı feci durumu yaşıyor.

AKP iktidarı sorumluları, Erdoğan ve bakanları, artık iş bilmezlikle suçlanıyor. Faiz artışı, IMF’ye başvurulması, teşvik verilmesi önerileri havada uçuşuyor. Birkaç yıl önce “her şeyi devletten beklemeyin” lafı revaçtayken, şimdi esnaftan köylüye, taksiciden tatlıcıya kadar herkes devletten yardım bekliyor. Hükümet de yardıma koştuğunu açıklayıp duruyor.

2001 kriziyle çöken Ecevit hükümetinin yerine gelen AKP iktidarları, kemer sıkma kararlarının etkisiyle ve Batının da desteğiyle kendini ekonomik olarak görece olumlu bir ortamda bulmuştu. Borçlanarak büyümek o zamanlar modaydı ve normal kabul ediliyordu. Erdoğan kendini eleştirenlere, ödedikten sonra borçlanmanın sorun olmadığını söylüyordu. Hem devlet borçlandı, hem belediyeler, hem de özel sektör patronları. Uluslararası finans şirketleri, bol keseden para dağıtıyordu.

Şimdi borçları ödeme zamanı geldi. Kasalarda borç senetlerinden başka bir şey yok. Geçmişte para verenler, şimdi faizin daha da yükselmesi için sıkıştırıyor. Sadece devlet kasası değil, Türkiye’nin en büyük şirketleri de borcunu ödeyemez durumda. Ülker, Garanti Bankası sahipleri, bankalardan aman diliyor.

Erdoğan eleştiriyi hak etse bile diğerlerinden farklı bir şey yapmadı. Zaten kimse yapamaz. Kapitalist ekonominin kendi işleyişi, kendi krizi, kendi kâr döngüsü var. Bu ekonomik sistemden çıkmadıkça farklı bir yol izlemek mümkün değil. Sorun, bu sistemi savunan ve ondan çıkar sağlayanların, kriz anında kendileri sorun yaşamadan tüm yükü her şeyin dışında tutulan işçi sınıfına yüklemeleri.

Her şeyin dışında tutulan, sadece işçi sınıfı. Oysa oraya buraya dağıtılan, patronların kasalarına akan, akıtılan tüm zenginlik işçi sınıfı tarafından üretiliyor. Bu zenginliklerin nasıl kullanılacağına işçi sınıfı hiç karar veremiyor.

Artık kriz var mı yok mu veya hangi önlem alınsın diye tartışma yapmanın zamanı geçti. İşçi sınıfı, sorumlusu olmadığı krizin sonuçlarını en feci şekilde yaşamak istemiyorsa kendi çıkarlarını ileri sürmek için harekete geçmeli. Bunun için gerekli olan iş yeri temelinden başlayarak her düzeyde örgütlenmek ve böylece üretimden gelen gücü kullanabilmek. (04.09.18)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:243 - 7 Eylül 2018  Site yaşamını izle Başyazı   ?