Orta Doğu: Kaos yayılıyor

19 Eylül Cumartesi günü, Yemenli Husi savaşçılar tarafından ateşlenen füzeler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı iki kez vurdu; aynı zamanda Kızıldeniz’deki Yanbu limanında bulunan Suudi Arabistan’ın en büyük petrol şirketi Aramco’ya ait tesislere de saldırdı.

Bu yeni tırmanış, Suudi Arabistan liderliğindeki askeri koalisyonun desteklediği resmi Yemen hükümeti ile İran yanlısı Husi milisleri arasındaki çatışmanın Eylül ortasında yeniden alevlenmesinin ardından meydana geldi. Hızla ilerleyen Husi milisleri, Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm sahil şeridinin kontrolünü ele geçirmeyi başardılar ve Süveyş Kanalı üzerinden Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan yol üzerinde yer alan Babülmendep Boğazı üzerindeki hakimiyetlerini güçlendirdiler. Bu boğazın kapatılma olasılığı, petrol fiyatlarında ani bir artışa neden oldu; bu fiyat patlaması, küresel ekonomik krizi daha da ağırlaştırma tehdidi oluşturuyor.

New York Times’a göre, Riyad’a yönelik saldırıların ardından Suudi Arabistan’ın fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman, [ABD Başkanı’ndan] Husi’lerin “hızlı ilerleyişini durdurmak için müdahale etmesini” ısrarla istedi. Trump, on beş gün içinde ikinci kez bunu reddetti ve 20 Eylül Pazar günü, kararını haklı çıkarmak istercesine, Husi’lerin ABD’ye saldırmamayı kabul ettiklerini açıkladı.

Kasım başında yapılacak ara seçimler öncesinde Amerikan halkının büyük bir kısmının savaşa karşı olan tutumunu göz önünde bulunduran Trump, yeni askeri operasyonlara girişmekten kaçınmak istiyor. Böylece, Suudi müttefikini zor bir duruma düşürdükten sonra onu bırakıyor. Yemen’de çatışmaların yeniden başlaması, aslında ABD’nin İran’a karşı savaşı başlatmasının doğrudan bir sonucudur.

Trump, bu savaş girişimine başlarken Amerikan emperyalizminin mutlak gücünü yeniden teyit etmek istiyordu. Ancak İran rejimi ayakta kalmayı başardığı için bu gösteri başarıya ulaşamadı. Hatta İran, Trump’ın şimdilik engelleyemediği bir şekilde Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirerek bu durumdan daha da güçlenerek çıktı.

Bu başarısızlık ve Trump’ın tahmin edilemez tutum değişiklikleri, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’yi Ağustos ayı başında, “üç devletten birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini” öngören ve geleneksel müttefikleri olan ABD’den daha bağımsız hale gelmelerini amaçlayan bir savunma anlaşması imzalamaya itti.

Bu diplomatik ve askeri manevralar, bölge halklarının ağır bedel ödeyeceği yeni tırmanışların habercisi ve zeminini hazırlıyor. Eylül ortasından bu yana Yemen’de çatışmaların şiddetlenmesi yüzlerce kişinin ölümüne yol açtı ve BM’e göre, 2015’ten beri savaşın yıkıma uğrattığı ve yıllardır dünyanın en kötü insani krizlerinden birinin içinde bulunan ülkede 110.000’den fazla kişi zorla göçe maruz kaldı.

Dramatik sonuçları olan ve giderek yaygınlaşan bu kaos, yalnızca Trump’ın kişiliğine ve maceracı tercihlerine bağlı değildir. Bu, emperyalizmin egemenliğinin günümüzde aldığı şekildir; bir avuç büyük gücün zenginlikleri talan etmek için birbiriyle çatıştığı ve insanlığa krizlerin ve savaşların derinleşmesinden başka bir gelecek sunamayan bir sistemdir.

(LO, 23.09.26)