Yıldızlar Holding'e ait çeşitli madenlerde (Eskişehir, Elazığ) çalışan işçilerin mücadelesi Nisan ayından beri sürüyor. Holdingin Enerji ve İçişleri bakanlık temsilcilerinin önünde, onların kefilliğinde verilen sözlerini tutmaması üzerine bu kez 18 gün süren daha sert bir mücadele gerçekleştirmek zorunda kaldılar.
Nisan'dan bugüne
İşçiler, Bağımsız Maden-İş Sendikasıyla birlikte yürüttükleri mücadelenin ilk adımı 12 Nisan'da Eskişehir-Ankara yürüyüşüyle başladı. Çok defa polisin engellemesine hedef oldular. Ankara'da açlık grevine başladılar.
Bu eylemleri sonuç aldı. İşçiler, bakanlık huzurunda patronun 15 Mayıs'a kadar alacakların ödeneceğine söz vermesi üzerine eylemlerine ara verdiler.
15 Mayıs geldiğinde ödeme yapılmamıştı. Haziran ayında ikinci bir eylem dönemi açıldı. İşçiler Ankara'ya alınmadılar ve yine gözaltına alındılar. İşçiler bir yolunu bulup Ankara'ya girdi. Bu eylemlerin sonunda yeni bir ödeme takvimi ve protokol yapıldı.
Yine ödeme yapılmayınca, Ağustos ayında üçüncü defa Ankara'ya geldiler. Bu son eylem safhasında topluca 3 kez gözaltına alındılar. Bakanlık yetkilileri işçilerle görüşme yapmadı. Verilen sözler tutulmadığı için işçiler çok daha öfkeliydi.
Patron yalandan kredi bekliyor
İşçiler aylar boyunca ödenmeyen ücretler, işten çıkartılan işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık izinler, mesailer gibi parasal alacaklar bulunuyor. İşçilerin yaklaşık 400 milyon lirayı bulan alacakları var. Bunun son kısmı 36 milyon lirayı ödemiyordu.
Patronun 29 kilometre kare (metre kare değil) tapulu arazisi olduğu, antika araç koleksiyonunun olduğu basına yansıdı. Holding bankalardan kredi alarak işçi alacaklarını ödemeyi tercih ediyordu. Bankalardan kredinin gecikmesini bahane ederek ödeme yapmıyordu. Parası olmasına rağmen, devletle ilişkilerine güvenerek krediye yaslanarak ödeme yapmayı seçmesi, tesadüf değil. Bu gibi patronlar kredileri aldıkları gibi ödemediklerini yine basından (Erdoğan Demirören gibi) biliyoruz.
Hukuk oyunları
Alacaklar konusunda bir başka oyun ise, işçilerin alacakları kesin değilmiş gibi alacaklarını bir de yıllarca süreceğini bildikleri mahkemelerce kesinleşmesini beklemek istiyorlar. İşçiye, çalışmışsın ama bakalım alacağın senin dediğin kadar mı, mahkemeye git kesinleştir demeye getiriyorlar.
Patron mahkemece kesinleşen parasal borçlarını ödeme konusuyla kendini sınırlamak istiyordu. İş müfettişlerinin tespit ettiği parasal alacaklar için mahkeme kararını beklemeyi tercih ederek zamana yaymayı, işçinin tansiyonu düştükten sonra da eskiden olduğu gibi ödememeyi hesaplıyordu.
İşçi hedefine bakanlığı aldı
İşçilerin üçüncü kez Ankara'ya gelişleri ve Enerji Bakanlığı ile görüşmekte ısrarı, muhatap olarak patronu değil de ona iş veren, üst işveren olan bakanlığı muhatap almaları karşısında, bakanlık da işçilerle görüşmeyerek patrona yönlendirerek çıkmaza girilmesine neden oldu. Ne milletvekillerinin araya girmesi ne başka bir aracı görüşmeyi sağlayamadı. İş askıda kaldı. Bakanlık tarafını açıkça patrondan yana yaptı.
Cumhurbaşkanına gideceğiz
İşçiler patron ve bakanlığın hissedilir paslaşması karşısında o zaman çıtayı yükselttiler. Madem bakanlık meseleyi çözemiyor biz de cumhurbaşkanına gider derdimizi anlatırız dediler. Cumhurbaşkanlığına yürüyeceğiz diyerek açıklama yaptılar. Erdoğan'ın gezi programına katılacakları yönünde tutum almalarının ardından, işin rengi değişti. Önce sendika başkanı ve sendika uzmanı tutuklandı. Sonra cumhurbaşkanı danışmanı devreye girdi ve bakanlıkları göreve çağırdı. Ardından bakanlık devreye girerek ödeme planı yapılmasını sağladı ve işçiler de bu plana uymak üzere eylemlerine son verdiler.
Türk-İş'in çaresizliği
İşçilerin Bağımsız Maden-İş Sendikasıyla mücadeleyi yürütmeleri, toplu sözleşme yapma yetkisi almalarına rağmen bakanlığın üye sayılarını eksik sayarak sözleşme yapma yetkisi vermemesi, sendikanın maden işçileri arasında güçlendiğinin işareti oldu.
Cumhurbaşkanlık Kasımpaşa'dan arkadaşı Türk İş başkanını devreye soktu. Bunun üzerine işçilerin yıllardır mağdur olmasına sebep olan ve patronla iyi geçinen Türk-İş'li Türkiye Maden-İş sendikası harekete geçti. Göstermelik birkaç gün Ankara'da eylem yaptı. Patronla basın önünde görüşüp ödeme sözü aldı. Ancak ödeme alamadı.
İşçiler başaralı olup eylemlerini bitirdikten sonra Türk-İş Genel Merkezine giden Enerji Bakanı, Türkiye Maden-İş Sendikası ve Türk-İş yöneticileriyle görüştü. İşçilerle bakanlıkta müsteşarını bile görüştürmeyen bakan, kendi ayağıyla bizzat sendikaya kadar gidebildi. Sendika sarı olunca ha bakanlık ha sendika değişen bir şey olmuyor! Bu iki yüzlülük işçilerin tabandan gelişen mücadelelerini Türk-İş eliyle boğmak üzere plan yapılmasından başka anlama gelmiyor. İşçiler de bunu görüyor.
DİSK'in kepazeliği
Genel Sekreteri Maden İşçileri Sendikasının eski genel başkanı olan DİSK, işçilerin Nisan ayından beri devam eden mücadelesine merkezi olarak destek vermiyor. DİSK içindeki kimi sendikalar işçilere destek verirken, genel merkez ağzını bile açmadı.
Sendika başkanı Gökay Çakır sendika örgütlenme uzmanı Başaran Aksu'nun tutuklanması üzerine bir açıklama yapan DİSK yönetimi, hiç bu isimlerden söz etmeden, tutuklama işleminin hukuki bir önlem olarak yanlış uygulandığını eleştiren, sanki işçi mücadelesi sebebiyle tutuklama olmamış da her hangi bir tutuklama yapılmış gibi genel geçer demokratik teamüllerden söz eden açıklaması hem konfederasyon içinde hem de kamuoyunda haklı olarak büyük tepki çekti.
Daha önce de Başaran Aksu tutuklanmış, işçiler defalarca polisin müdahalesine uğramış, yerlerde sürüklenmiş, aileleriyle gözaltına alınmışken bir açıklama, işçileri ziyaret bile yapmamış bir DİSK var karşımızda. DİSK yönetiminin bu tutumu, nasıl bir sendikacılık yapmak istediklerini açıkça ortaya koyuyor.
İşçiler ne kazandı ki?
Kimi sosyalist çevrelerde işçilerin mücadele ederek zaten hakları olan ücretleri almış olmaları sebebiyle mücadeleyi küçümseyen, ya da ne kazandılar ki diyen bir eğilim ortaya çıktı. Bu eğilim işçilerin eskiden yeni haklar almak için mücadele ettikleri, şimdi ise, zaten hakları olanı almak için mücadele ettiklerini söyleyerek, mücadelenin kazanmak olarak görülemeyeceğini söylüyor.
Olaylara işçi sınıfının dışından bakanlar için şeklen böyle gözükebilir. Ancak işçi sınıfının AKP'li bakanlıklar ve patronlar eliyle özellikle metropoller dışındaki şehirlerin işletmelerinde, mücadele geleneği ve tarihi olmayan işyerlerinde ne kadar geriletildiğini görmemiz ve yasal hakların bile mücadele edilerek alınmak durumunda olduğunu bilmemiz gerekir.
Aydın çevrelerden gelen bu sesleniş, işçi sınıfını tanımamanın, mücadeleden uzak kalışın bir göstergesidir.
Saflar netleşirken
Maden işçilerin mücadelesi ve Bağımsız Maden İş Sendikasının mücadeleye yaklaşımı elbette daha derinlemesine inceleyip değerlendirmek gerekir. Eksikler olmuştur, eleştiriler de yapılabilir. Ancak şu bir gerçek ki, bu mücadele birkaç noktayı netleştirmiştir:
1. Metropollerin dışındaki işçi sınıfı da artık mücadelenin içine boylu boyuna girmektedir. Mücadelede sonuç alabilmek, tek seferde koparıp almak mümkün olmayabilir, ısrar etmek önemlidir.
2. Yasalarla kabul edilmiş haklar bile patronlarca verilmemekte, bakanlıklar patronları kollamaktadır. Verilen sözler tutulmamaktadır, hiç bir şekilde onların sözüne güvenmemek gerekir.
3. İşçilerin ekonomik temelli alacakları bile olsa, siyasi olarak çıtayı yükseltmedikçe, gerçek muhataplar bakanlık ve yetmeyince cumhurbaşkanı mücadelede muhatap haline getirilmedikçe, siyasi bir perspektif olmadıkça kazanmak mümkün değildir.
4. Türk-İş, DİSK gibi sendikaların yönetimlerinin işçi sınıfıyla olan çıkar bağı gibi duygu bağı da kopmuştur. Bürokrat asalaklardır.
5. İşçi sınıfı kendi göbek bağını kendisinin keseceği bir mücadelede devletten, patronlardan ve sendika bürokratlarından bağımsız bir mücadele yürütmek zorundadır.
Sonuç olarak maden işçilerinin mücadelelerini kutluyor, tutuklu sendikacıların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
(31.08.26)