17 Haziran Çarşamba günü, Strazburg Parlamentosu’ndaki milletvekillerinin çoğunluğu, Avrupa Birliği’nden sınır dışı edilebilecek göçmenler için – ister belgesiz olsunlar, ister cezai hüküm almış olsunlar, ister iltica hakkı reddedilmiş olsunlar – gözaltı kamplarının açılmasını öngören “Geri Dönüş” yönetmeliğini oyladı.
AB ülkelerinden sınır dışı edilebilecek muhtemelen 400.000 kişiyi ilgilendiren bu kamplar, başka ülkelerde açılacak; Ruanda, Uganda ve Özbekistan bu konuda ön plana çıkıyor. Göçmenler, hatta bütün aileler dahil olmak üzere, bu kamplarda 24, hatta 30 aya kadar tutulabilecek. Bu plan, 2024 yılında İtalyan hükümeti tarafından Arnavutluk’ta kurulması öngörülen ve ne iyi ki hiçbir zaman tam anlamıyla işlemeyen kamplar projesinin bir kopyasıdır. Uygulaması çeşitli ülkelere bırakılmış olup, her halükarda hem hukuki hem de maddi ve mali bir dizi engellere karşılaşacaktır. Ancak asıl mesele bu değil; bu metin ve oylama her şeyden önce siyasi hareketlerdir. Bu, kamuoyunun en gerici kesimine yönelik bir açıklama, milyonlarca belgesiz işçiye yönelik bir korkutma ve tehdit, işçi sınıfının bir kesimini diğerine karşı kışkırtarak bölme arzusudur.
Avrupa’daki tüm aşırı sağ ve sağ kanat bu tasarıya oy verdi; en ırkçı milletvekilleri ayağa kalkarak “Gönderin onları!” sloganları eşliğinde sonucu alkışladılar. Retailleau ve onun Avrupalı yandaşı Bellamy, Le Pen, Bardella ve Zemmour, sözde demokratik bir Avrupa’nın kampları yeniden açmasından büyük sevinç duydu. Macron yanlılarının üyesi olduğu grubun üçte biri oyladı; bunların arasında eski Avrupa İşleri Bakanı Nathalie Loiseau’nun yanı sıra bazı sosyalist ve yeşil milletvekilleri de vardı. 218 karşı oy kullanıldı; bunların çoğu sol ve yeşil kesimden geliyordu, ayrıca birkaç ortaya yakın milletvekili ve tuhaf ya da dalgın bir sağcı milletvekili de vardı. Ve otuz milletvekili oyunu kullanmadı.
Ne kadar utanç verici ve kötümser olsa da, bu siyasi olay Fransa’da gülünç bir hal aldı. Oylamadan önce, 12 Haziran’da, 2024’te oylanan göç ve iltica anlaşması, yani göçmenlerin kabul koşullarının sertleştirilmesi yürürlüğe girmişti. Anlaşmanın ateşli bir savunucusu olan Fransa Avrupa İşleri Bakanı Benjamin Haddad, yeni “Geri Dönüş” yönetmeliğini fiilen onaylarken, bunun sağ-aşırı sağ ittifakı sayesinde kabul edilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. 2024 anlaşmasının da bir destekçisi ve hatta öncüsü olan Macron ise, gözaltı kamplarına karşı öfkeli bir açıklama yaptı.
Sözde “göç sorunu”, siyasi söylemlerin vazgeçilmez bir parçası haline geldi; herkes, hedeflediği seçmen kitlesine göre az ya da çok baskıcı ve ırkçı olan kendi “çözümünü” öneriyor. Dolayısıyla bu öneriler, bugün büyük patronların istihdam ihtiyaçlarına göre belirlenecek kotalardan gözaltı kamplarına kadar uzanıyor; daha kötüsü de bekleniyor. Bilinçli işçiler ise, nereden gelirlerse gelsinler, belgeleri olsun ya da olmasın, tüm göçmenler için tam bir dolaşım ve yerleşim özgürlüğü talep etmelidirler.
(LO, 24.06.26)