AKP’nin hesapları tutmuyor, vites yükseltiyor…

İmamoğlu’nun adaylığını açıklaması, sandık kurup 14 milyon oyla cumhurbaşkanlığı adaylığını CHP seçmenine onaylatması ve ardından Türkiye genelinde siyasi eylemlere katılmasıyla birlikte CHP’nin oy desteğini artırmaya başlaması, Erdoğan ve AKP’yi telaşlandırdığı gibi Kılıçdaroğlu’nu da telaşlandırmış görünüyor. Kılıçdaroğlu, Erdoğan karşısında 14 seçim kaybetmiş bir lider. Erdoğan da onun gibi bir ismi CHP’nin başında görmeyi tercih ediyor.

Devletin ve AKP’nin maşası konumuna düşen Kemal Kılıçdaroğlu, “yolsuzluklardan arındırılmış bir CHP istiyoruz” diyerek AKP’nin yargı ve kolluk eliyle yürüttüğü operasyonlara destek verdi. Kılıçdaroğlu, yapılan sözde yargılamaları meşru gösteriyor ve AKP’nin saldırıları için kapı aralıyor.

Bugünkü Adalet Bakanı’nın başsavcı olarak harekete geçtiği dönemde, İmamoğlu ve çevresindeki yüzlerce belediye bürokratı; yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet vb. suçlamalarla gözaltına alındı ve tutuklandı. Binlerce sayfalık düzmece iddianamelerle, binlerce yıllık hapis cezaları talep edilerek yargılamalar başlatıldı. Gizli tanıklar sonradan ifadelerini geri çekseler de bu ifadeler iddianamelerin hazırlanması için yeterli görüldü.

Bununla da kalınmadı. İstanbul’daki neredeyse tüm CHP’li ilçe belediye başkanları hakkında soruşturmalar açıldı; davalar başlatıldı ve birçok başkan tutuklandı. İstanbul dışında İzmir, Adana başta olmak üzere çeşitli büyükşehir belediyelerine yönelik operasyonlar düzenlendi; belediye başkanları ve yöneticileri tutuklandı. Tutuklu belediye başkanı sayısı 20’yi, görevden uzaklaştırılan başkan sayısı ise 25’i geçti. Esenyurt, Şişli ve Ovacık belediyelerine kayyum atandı. Böylece HDP’li belediyelere yönelik uygulamalara benzer bir tablo ortaya çıktı.

Yetmedi, şantaj yoluyla “ya AKP’ye geç ya cezaevini seç” denilerek Aydın ve Afyon gibi illerde bazı belediye başkanları doğrudan AKP’ye geçirildi. Bursa, Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa’da ise tutuklamaların ardından belediye meclisi çoğunluğu aracılığıyla yönetim AKP’ye geçti. Farklı partilerden yaklaşık 50 ilçe belediye başkanı AKP’ye katılmaya zorlandı ve bir kısmı katıldı. Merkezi hükümet, belediyelerin kaynaklarını kontrol ettiği için istediği belediyeyi ihya etme, istemediğini ise iflasa sürükleme gücüne sahip.

Oylarını artırmakta zorlanan AKP’nin son hamlesi ise 2023 CHP Kurultayı’na ilişkin “usulsüzlük” iddiaları üzerinden şekillendi. Delegelerin para karşılığında oy değiştirdiği iddiasıyla dava açan CHP’lilerin izinden gidilerek, kurultay sonuçlarını iptal edecek ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkan olmasının önünü açacak bir “mutlak butlan” kararının verilmesi hedefleniyor.

CHP, 2023 kurultayında genel başkanını ve yönetimini değiştirdi. Ancak bu değişim başlangıçta, Kemal Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği, “iktidar talep etmeyen, sürekli kendi sağına açılan ve devletin siyasi çizgisine kolayca uyum sağlayan” geleneksel parti çizgisinden çok farklı görünmüyordu. AKP yönetimi de muhtemelen böyle hesapladı. Bu nedenle yeni CHP yönetiminden gelen “normalleşme” ve “yumuşama” çağrılarına sessiz kaldı; diyalog ve iş birliği mesajlarına olumlu yaklaşmaya çalıştı.

Ancak dengeleri değiştiren gelişme, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkarmaktaki ısrarı ve buna eşlik eden toplumsal hareketlilik oldu. Erdoğan da benzer bir siyasi yoldan geldiği için İstanbul seçimlerinin önemini çok iyi biliyor. Üstelik Ekrem İmamoğlu, AKP adayını üç kez yenmiş bir isim. Erdoğan böyle bir rakibi karşısında görmek istemiyor.

2023’te seçilen CHP yönetimi ya yenilgiyi kabullenecek ya da mücadele yolunu seçecekti. Bu ikilem sürerken öğrenci gençlik sahneye çıktı. İstanbul Üniversitesi öğrencileri, İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek amacıyla belediye önünde toplanan CHP kitlesine polis barikatlarını aşarak destek verdi ve CHP’yi mücadele çizgisine yöneltti.

Saraçhane’den bu yana CHP 100’ü aşkın miting gerçekleştirdi; söylemini mücadele eksenine oturttu. DEM Parti ve sosyalist gruplarla ilişkilerini geliştirdi, grevdeki işçilere destek verdi. Hatta AKP ile çözüm arayışı içinde olan DEM Parti yönetimi, toplumsal muhalefetteki ağırlığını büyük ölçüde CHP’ye bırakmış oldu.

Toplumun geniş kesimleri açısından CHP’ye yönelik yargı müdahaleleri, AKP’nin beklediği sonucu vermiyor. AKP, toplum üzerindeki eski ikna gücünü büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Operasyonların yolsuzluk soruşturmasından çok siyasi hamleler olduğu düşüncesi yaygın kabul görüyor.

Nitekim dikkat çekici olan, operasyonların yalnızca CHP’li belediyelere yönelmiş olmasıdır. Soruşturmalara konu olan müteahhitler AKP’li belediyelerle de çalışmış olmalarına rağmen, AKP’li belediyeler hakkında herhangi bir işlem yapılmıyor.

Bu süreç yalnızca CHP’li belediyelerle sınırlı değil. Sosyalist gruplara, AKP’ye yakın çevrelerin yolsuzluklarını açıklayan gazetecilere, patronların sömürüsünü işçilere anlatan sendikacılara ve maden şirketlerine direnen köylülere yönelik de benzer operasyonlar ve tutuklamalar sürüyor.

Erdoğan’ın vites yükseltmesinin arkasında yalnızca yargı, kolluk ve medya gücü yok. Büyük sermaye çevrelerinin ve başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin, savaş ve ekonomik kriz koşullarında, grev yasaklayan, sendikacı tutuklayan otoriter bir yönetime ihtiyaç duyması da etkili.

Yaşananlara itiraz eden liberal büyük burjuvazinin örgütü TÜSİAD’ın yöneticileri bile geçtiğimiz yıl şubat ayında, derneğin genel kurulunda yaptıkları eleştiriler nedeniyle gözaltına alındı ve haklarında yurtdışı yasağı konuldu. Şimdi ise sessiz kalıyorlar.

Derinleşen yoksulluk, işyerlerindeki hukuksuzluklar, enflasyon karşısında ücretlerin erimesi ve büyüyen işsizlik ortamında AKP-CHP çatışması başka bir anlam kazanıyor. CHP içinde muhalefette kalan kanadın sürdürdüğü kitlesel seferberlik devam ettikçe, işçi sınıfı da kendi acil taleplerini daha görünür hâle getirebilir; çıkarlarını sermaye sınıfına ve AKP iktidarına dayatabilir.

(27.05.26)