AKP hükümeti, “kırmızı çizgimiz” dediği Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı konusunda hiçbir hukuk, yasa ya da demokratik teamül tanımaksızın baskıyı artırıyor.
Yeni Adalet Bakanı ve yeni İçişleri Bakanı, yargı ve kolluk gücü eliyle her geçen gün yeni hamleler yapıyor. Erdoğan, en güçlü rakibini elindeki tüm imkânları seferber ederek siyasi olarak tasfiye etmeye çalışıyor. Bu kez CHP içinden de kullanışlı bir aparat buldu ve Kemal Kılıçdaroğlu eliyle en etkili siyasi darbelerinden birini gerçekleştirdi. CHP’yi üç yıl öncesine döndürmeyi, partiyi bölmeyi, içe kapatmayı ve etkisizleştirmeyi hedefliyor.
Kuşkusuz bu darbe yalnızca CHP ile sınırlı değildir. Hedeflenen düzende “reis”e karşı çıkmak fiilen yasaklanmaktadır. Siyasi Partiler Kanunu, seçimler, partilerin kurultayları ve yöneticilerini seçme hakkı, yargı müdahalesiyle işlevsiz hâle getirilmektedir.
Normal koşullarda 2028 yılında yapılacak seçimlerde yeniden aday olup cumhurbaşkanı seçilmek isteyen Erdoğan, karşısında güçlü hiçbir rakip istemiyor. Seçimlerden önce seçimi kazanmak istiyor.
Ancak bu kez durum o kadar kolay değil. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden ikinci parti olarak çıkan AKP, Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilme ihtimalini ciddi biçimde riske atmış durumda. Son iki yıldır tüm çabalara rağmen AKP’nin oy kaybı durdurulamadı.
Ekonomik krizin yarattığı yüksek faiz ve enflasyon sarmalı, işçilerin, işsizlerin ve emeklilerin üzerindeki yükü artırırken, bankaların ve büyük şirketlerin kârları büyümeye devam ediyor. Zarar açıklayan neredeyse hiçbir banka yok. Yakın gelecekte bu tablonun emekçiler lehine düzelmesi de beklenmiyor.
Toplumu ikna etme kapasitesini kaybeden AKP’nin elinde, en yakın rakibi olan CHP’ye ve onun cumhurbaşkanı adayına karşı yargı ve kolluk gücüyle müdahale etmekten başka seçenek kalmıyor. AKP ve Erdoğan, yargıyı ve güvenlik güçlerini sonuna kadar zorluyor. Süreç, casusluk suçlamalarına kadar vardırıldı.
Bütün bunlara rağmen istedikleri sonucu alamadıkları anlaşılıyor. Bu nedenle aylardır mahkeme koridorlarında dolaştırılan “mutlak butlan” kararı sonunda mahkeme tarafından onaylandı.
“Butlan” hukuki bir kavramdır; bir işlemi veya sözleşmeyi geçersiz saymak anlamına gelir. “Mutlak butlan” ise işlemin bütün sonuçlarıyla birlikte yok hükmünde kabul edilmesidir.
Butlan kavramı, medeni hukukta genellikle evlilik sözleşmelerinin iptali gibi durumlarda kullanılır. Eski bir hâkimin de ifade ettiği gibi: “Bir siyasi parti kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermek, kadastro mahkemesinin cinayet davasında idam cezası vermesine benzer.” Bu değerlendirme, verilen kararın hukuki değil siyasi olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
AKP yargısı uzun süredir hukuka ve yasalara uygun değil; yalnızca AKP’nin siyasi çıkarlarına hizmet eden kararlar veriyor. Mahkeme salonlarında, savcılığın somut delil, belge ve tanıklığa dayanmayan siyasi kanaatlerinin hukuki gerçekmiş gibi sunulduğuna tanık oluyoruz.
Kararın amacı; ana muhalefet partisini kendi içine kapatmak, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile mevcut yönetim arasında bölünme yaratmak ve CHP’yi seçimlerde başarısızlığa sürüklemektir.
Yargı kararının CHP Genel Merkezi’ne polis zoruyla tebliğ edilmesi, çevik kuvvetin gazlı ve coplu müdahalesi ise topluma verilmiş açık bir gözdağıdır. “CHP’ye bunu yapan, herkese her şeyi yapabilir” düşüncesini yaymayı amaçlayan bir manzara yaratılmıştır.
Ana muhalefet partisinin yargı ve kolluk gücüyle dağıtılmaya çalışılması, yalnızca burjuva partileri arasındaki bir iç çekişme ya da CHP içi bir kriz değildir. Bu girişim, AKP’yi mutlaklaştırmayı, ana muhalefeti etkisizleştirmeyi ve hükümete karşı gelişebilecek her türlü siyasi ya da sendikal mücadeleyi bastırmayı hedefleyen bir siyasi darbedir.
Son olarak CHP’nin banka hesapları bloke edildi ve kontrol Kılıçdaroğlu ekibine bırakıldı. Özgür Özel parti binasından çıkarıldı; Meclis’teki grup toplantı salonu fiili genel merkez hâline geldi. Böylece ortaya iki ayrı CHP görüntüsü çıktı: AKP’nin onay verdiği CHP ve Özel-İmamoğlu çizgisindeki CHP. AKP-MHP iktidarı ile Kılıçdaroğlu’nun ortaklaşan darbe girişimine karşı çıkmak, Özgür Özel-İmamoğlu çizgisindeki CHP’nin siyasi programını desteklemeksizin de mümkündür ve gereklidir.
Erdoğan’ın amacı yolsuzlukla mücadele olmadığı gibi, Kılıçdaroğlu’nun amacı da adil bir kurultay arayışı değildir. Büyük sermaye çevreleri ve ABD, Türkiye’de Erdoğan yönetiminin sürmesini ve Erdoğan’la uyumlu bir ana muhalefet partisi oluşmasını istiyor. Bölgesel savaşların ve dünya ekonomik krizinin derinleştiği bir dönemde, Türkiye’de öngörülemeyen bir halk hareketi ya da bunun tetikleyeceği bir işçi-emekçi mücadelesi istemiyorlar. Bu nedenle AKP’nin hukuk dışı uygulamalarına göz yumuyorlar.
İşçi sınıfı, emekliler, yoksullar ve işsizlerle birlikte, AKP’nin bu siyasi darbesi karşısında kendi acil taleplerini ileri sürebilmenin yollarını aramalıdır. İşyerlerinde ve yaşam alanlarında bu darbenin gerçek nedenlerini anlatmanın ve darbeyi püskürtmenin yolları bulunmalıdır.
(27.05.26)