İran-ABD: Trump geri adım atıyor, yıkımlar kalıyor

Trump, 14 Haziran’da ABD ile İran arasında, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını da içeren bir anlaşma yapıldığını duyurdu. 19 Haziran’da Cenevre’de imzalanması planlanan metin, aslında yeni müzakerelerin önünü açan geçici bir anlaşmadan ibaret olacak. Hava kuvvetlerinin İran üzerine attığı yaklaşık 30.000 bombaya rağmen İslam Cumhuriyeti’ni yıkamayan Trump, geri adım atmak zorunda kaldı. Barack Obama tarafından 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı “tarihin en kötü anlaşması” olarak nitelendirip duran Trump, bugün 8 Nisan’daki ateşkes tarihinden bu yana şartlarını sertleştiren İranlı liderlerin dayattığı koşulları kabul etmek zorunda kalmıştır.

Stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın derhal yeniden açılmasını sağlamak için ABD, İran’a yönelik bombardımanların yanı sıra Lübnan’a yönelik bombardımanların da durdurulmasını kabul etti. Dolayısıyla Trump, yürürlükteki ateşkese rağmen haftalardır bu ülkeyi yıkmaya devam eden İsrailli müttefiki Netanyahu’ya baskı yapmak zorunda kalacak. Diğer anlaşmazlık konuları ise en az altmış gün sürecek müzakerelerin konusu olacak. Yayılan bilgilere göre, açıklanan anlaşmanın geçerli olabilmesi için ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını kaldırması, Katar’da dondurulmuş İran fonlarını serbest bırakması ve belki de tahrip edilen çok sayıda altyapının yeniden inşasını sağlamak için tazminat ödemesi gerekecek. Trump tarafından başlatılan savaşın resmi gerekçelerinden biri olan nükleer mesele ve zenginleştirilmiş uranyum stokları konusu ise daha sonraki görüşmelere ertelendi.

Dünyanın en büyük askeri gücü tarafından yürütülen bir buçuk aylık bombardıman ve iki aylık deniz ablukasının ardından, İran rejimi savaş öncesine kıyasla daha iyi bir durumda görünüyor. Öte yandan, Basra Körfezi’ndeki zengin ABD müttefikleri, petrol tesislerinde hasar gördüler; turistleri ve iş adamlarını çeken barış ve refah limanı olarak bilinen imajları ise zedelendi. Bu Amerikan başarısızlığı, en azından kendi şartlarını dayatmak için, ne kadar güçlü ve gelişmiş olursa olsun, sadece bombalar yağdırmanın yeterli olmadığını kanıtlıyor.

Trump’ın bu geri adımını yorumlarken Le Figaro gazetesi, “108 gün süren bir maçta beraberlik” başlığını atarken, Le Parisien ise “Bütün bunlar bunun için mi!” diye haykırdı. ” Ancak, Trump’ın savaşının sonuçlarına maruz kalan, akaryakıt fiyatlarındaki artışı ödeyen, gaz veya gübre sıkıntısı çeken dünyadaki on milyonlarca kadın ve erkek için, aylarca gemilerinde mahsur kalan denizciler için, evlerinden kovulan Lübnan halkı için berabere kalmak söz konusu değildir. Şehirleri, fabrikaları ve altyapıları yıkılan, işlerini kaybeden, enflasyonun katlanarak arttığı ve kıtlıkların şiddetlendiği İran halkı için bilanço felakettir.

Çünkü İran rejimi zafer diye bağırsa da, bu zafer hiçbir şekilde halkın zaferi değildir. Amerikan emperyalizminin sebep olduğu ölümler, yıkımlar, kıtlıklar ve acılara ek olarak, İran’ın halk sınıfları Pasdaran diktatörlüğünün güçlendiğini gördü. Ocak ayındaki ayaklanmanın ardından mahkum edilen göstericiler idam ediliyor. Maaşlarını almak ya da hasarlı tesislerde tehlikeye atılmamak için grev yapan işçiler bastırılıyor. Emperyalizmin yenilgisinin İran’daki sömürülenler için de bir zafer haline gelmesi için, kendi eylemleriyle İslam Cumhuriyeti rejimini devirmeyi başarmaları gerekecek.

(LO, 17.06.26)