İspanya’nın Ceuta bölgesine yaklaşık 70.000 genç Faslının ani gelişi – bunların neredeyse tamamı hemen Fas’a geri döndü – birçok Avrupalı liderin yabancı düşmanı ve göçmen karşıtı kampanyalarını beslemeye devam etti.
Bu konuda en öne çıkan isim, İspanya’dan gelen uçuşlar ve gemiler için sınır kontrollerini yeniden başlatan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni oldu. Buna karşılık, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, İtalya’dan gelen yolcular için kimlik kontrolleri uygulanacağını duyurdu. Meloni ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen – İtalyan aşırı sağcı mevkidaşıyla aynı yabancı düşmanı ve ırkçı söylemleri tekrarlayan bir sosyal demokrat – Avrupa Birliği (AB) kurumlarına açık bir mektup yayınladılar. İkili, “Avrupa’nın Hıristiyan mirasının korunması” çağrısında bulunarak, sözde “kontrolsüz göçü” kınadılar ve İtalya’nın kimliksiz yabancıları hapsetmek amacıyla bu tür hapishaneler inşa ettiği Arnavutluk gibi AB dışı ülkelerde geri dönüş merkezlerinin kurulmasını talep ettiler.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise, İtalya ve Yunanistan’dan birine ayak bastıktan sonra Almanya’ya gelen iltica başvurusunda bulunanların bu iki ülke tarafından geri alınmasını talep ediyor. Merz, 12 Haziran’da tüm AB ülkeleri arasında imzalanan anlaşmaya atıfta bulunurken, Meloni ise anlaşmanın şartlarına itiraz ediyor. Her ikisi de, “ikincil göçmenler” olarak nitelendirdikleri, ancak çoğu zaman savaştan ya da diktatörlükten kaçarak çalışmak ve ailelerini geçindirmek için Avrupa’ya gelen bu kadın ve erkekleri, ateşten top gibi birbirlerine devrediyorlar.
Meloni, Frederiksen, Merz, tıpkı Sanchez veya Macron gibi, AB’nin bir süzgeçten çok, bazen tel örgülü ve elektrikli sınırlara sahip bir kale olduğunu çok iyi biliyorlar. AB, Frontex adında bir sınır güvenlik ajansına sahip ve bu ajans, AB’ye ulaşmaya çalışan yoksulları acımasızca peşinden koşuyor. Bu zengin kalenin ekonomisinin, göçmen işçilerin emekleri ve beyin gücü olmadan işleyemeyeceğini çok iyi biliyorlar. Tarım, inşaat, sanayi, temizlik, sağlık ve kişisel bakım gibi en zorlu sektörler, bu işçiler olmadan işleyemez; belgeleri düzenli olsun ya da olmasın. Meloni bile iktidara geldiğinden beri Avrupa dışı yabancılara yaklaşık 900.000 çalışma izni vermiştir.
Avrupalı liderlerin tüm açıklamaları, göçmenleri kendi ülkelerindeki emekçi sınıfların yaşadığı zorlukların suçlusu haline getirmek amacıyla yapılan demagojik tavırlardır. İşçilerin, kendileri için ne kadar riskli olursa olsun sınırları geçmeye çalışmaya devam edecek olan bu yeryüzünün mahkumlarının geri gönderilmesine suç ortağı olarak bu tuzağa düşmeleri intihar olur. 450 milyonluk nüfusa sahip AB, dünyanın en zengin ülkelerinden bazılarını bünyesinde barındırmaktadır; bu ülkeler, dünyanın büyük bir bölümünü sömürerek gelişmiş ve refahlarını sürdürmektedir. İstihdamı, konutları ve hastaneleri tehdit edenler birkaç yüz bin ya da birkaç milyon göçmen değil; bunları kapatan ya da yok eden kapitalistler ve hükümetlerdir. İşçiler, göçmen olsun ya da olmasın, belgesiz ya da belgeli olsun, mücadelelerini işte bu güçlere karşı birleştirmelidirler.
(LO, 12.08.26)