2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında meydana gelen olaylarda 33 kişi öldürüldü. Çok sayıda kişi yaralandı.
O yıllarda (1988) Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri adıyla yayınlanan romanı tartışma konusuydu. 1989’da İran dini lideri Humeyni bir fetva yayınladı ve Hz. Muhammed’e ve Kuran’a saygısızlık yaptığı gerekçesiyle Rüşdi ve kitabını yayınlayanlar hakkında ölüm çağrısında bulundu.
Türkiye’de ise, yazar Aziz Nesin günlük Aydınlık Gazetesinde kitabın belli bölümlerini yayınlayacağını duyurmuştu. Şenlikte Aziz Nesin de vardı. Tabii ki bu sadece bir gerekçe, bahane olarak ileri sürülmüştür.
2 Temmuz Cuma günü, Cuma namazından çıkan kalabalık şehir merkezine kadar yürüyüş düzenledi. Şenliğe katılanların kaldığı oteli kuşattı ve saatlerce sloganlarla içeride bulunanları protesto etti. Daha sonra da otel ateşe verildi. Güvenlik güçlerinin sadece seyirci kaldığı bu seri cinayetler sırasında 2 otel görevlisi ve 2 de gösterici olmak üzere 4 kişi daha öldü. Sadece inançları, kültürleri, düşünceleri katiller gibi olmayan bir avuç insanı otel odalarında mahsur bırakıp sonra da oteli ateşe vermenin savunulabilecek bir yanı yok.
Sivas gibi tarihi olarak önyargıların güçlü, dini örgütlenmelerin partileşmiş, ırkçılığın silahlı ve kindar olduğu orta Anadolu’da 33 insan sadece onlar gibi düşünmediği için, inançları alevi, fikirleri solcu olduğu için sünni islamcı gerici kitlelerin hedefi oldu.
Bu katliam aynı zamanda Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) iktidar ortağıyken gerçekleşmiş olması ve saatlerce otel önünde protestoda bulunan kitlenin dağıtılamaması, güvenlik güçlerini harekete geçirememesi de kayda geçmeli.
124 kişiye bu katliama ilişkin dava açıldı. Dava yıllara yayıldı. 33 kişi idam cezası aldı. 2002 yılında idam cezası kaldırılınca sanıklara müebbet hapis cezası verildi. Bazı sanıklar firar etti. Firariler in bir kısmının zaman aşımı sebebiyle davası düştü. Bir sanık da hastalık gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından affedildi.
Sivas katliamı sırasında güvenlik güçlerinin pasif ve seyirci kalışı, sosyal demokrat hükümet ortağı partinin çaresizliği, yargılama sürecinin affa çıkan cezasızlık süreci, düşünce özgürlüğü, yaşam hakkı gibi temel insan haklarının dini fetvalarla nasıl yerle bir edilebildiği görülebilir. Türk devlet yapısının nasıl bir tarafgirlik içinde olduğunu görüyoruz.
Bu devlet işçilerin, öğretmenlerin haklı eylemlerinde gösterdiği cevvalliği, düşünce ve inanç özgürlüğünü, yaşam hakkını savunmakta göstermiyor. NATO’yu savunduğu kadar insanı savunmuyor. Sivas katliamını unutma, emperyalizme ve büyük burjuvaziye hizmet eden devleti tanı!
(30.06.26)