15-16 Haziran nasırlı ellerin kalktığı gündür

DİSK, 1967 yılının Şubat ayında Türk İş'ten ayrılan sendikalar tarafından kurulmuştur. Kısa sürede özel sektör işçileri arasında adı duyulan, tuttuğunu koparan bir sendika olarak ün saldı. 274 ile 275 sayılı yasalar meclisten çıkarsa Türk-İş dışında hiç bir konfederasyonun varolması mümkün olmayacaktı.

14 Haziran günü DİSK merkezinde yapılan yüzlerce temsilcinin katıldığı toplantının ardından, DİSK yönetimi önerileri değerlendirmek üzere çekildiğinde aklına gelen en fazla 17 Haziran'da bir miting yapmak oldu. Ancak işçi temsilcileri toplantının ertesi günü DİSK merkezinin kararını beklemeden harekete geçmişti bile.

Daha ilk gün DİSK yöneticilerinin denetiminden çıkan grevlerde olay çıkmamış ancak 75 bin işçi harekete geçmişti. 16 Haziran günü çatışma çıkmış, üç işçi, bir polis ve bir esnaf polis kurşunlarıyla ölmüş ancak greve katılım iki misli olmuştur.

Sonradan gözaltına alınan DİSK yöneticileri eylemlerle ilgilerinin olmadığını söylediler. DİSK Başkanı Kemal Türkler yaptığı radyo konuşmasında işçilere şöyle sesleniyordu:

İşçi kardeşlerim! İşçi sınıfının bilinçli temsilcileri! Sizlere sesleniyorum. (…) Bizler anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuzdan hiçbir hareketimiz Anayasa’ya aykırı olamaz. (…) hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk ordusunun bir mensubuna kötü maksatla taş atabilir, tahrikler yapabilirler. DİSK Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum.”

Tipik bürokrat bir tutumu ifade eden bu açıklama DİSK yönetiminin hareketin gerisinde kaldığını gösteriyor.

1970'li yılların solcu gazetelerinden Akşam gazetesi, 16 Haziran 1970 tarihinde “1500 işçi dün Ankara asfaltında yürüyüşe geçti” manşeti ile 15 Haziran’a ilişkin olarak şu haberi vermiştir: “DİSK ve Türk-İş üyesi yüzlerce işçi dün Türk-İş’in tutumunu yermek için İstanbul ve İzmit’te yer yer direnişe geçmişlerdir. Ellerinde ‘Kahrolsun Türk-İş’, ’27 Mayıs Anayasasının Sahibi Biziz’, ‘Zafer Er Geç Emekçilerindir’, ‘Haklarımız İçin Sonuna Kadar Kavga Edeceğiz’ yazılı dövizler bulunan işçiler 18 km yürümüşlerdir". Devamla bu olaylara paralel olarak Türk-İş’e bağlı, fakat görüş olarak da Türk-İş’in karşısında olan bazı fabrika işçileri de İstanbul’da direnişe geçmiş ve Ankara asfaltında yürüyüş yapmışlardır” demektedir.

Ertesi gün aynı gazete eylemleri “Cumhuriyet tarihinde en büyük işçi hareketi olarak nitelenen bu eylemde, ellerinde taş ve sopalarla yürüyüşe geçen işçiler, fabrika ve binaları tahrip etmişlerdir. İşçi, asker ve polislerin yer aldığı çatışmaların en büyüğü Kadıköy’de, diğeri de 4. Levent’teki fabrikaların önünde meydana gelmiştir. Polisler olayları önleyemeyince askeri birlikler bütün şehri kordon altına almışlar ve yer yer tanklarla barikatlar kurmuşlardır… Otosan fabrikası önünde sabah toplanan işçiler Ankara asfaltında yürüyüşe geçti ve yol boyunca “işçiyiz haklıyız, hükümet istifa, Anayasa nerede, işçiler biriz emeğimizi sömürtmeyiz” sloganlarını atarak yürüdüler…

Yol boyu birçok işçinin kendilerine katılmasıyla sayıları üç, dört bine yaklaşan elleri taşlı ve sopalı işçiler Doğancılar parkı önlerine geldiklerinde, kademeli düzende kurulmuş süngülü altı askeri barikatı daha yararak Üsküdar meydanına inmişlerdir. Burada toplanan işçiler daha sonra Tekel tütün fabrikalarına giderek burada da çalışmakta olan üç bin kadın bin kadar erkek işçiyi alarak Kuzguncuk istikametine yürüyüşe geçmişlerdir. Daha sonra karşı kıyıya Kabataş’a geçmek isteyen işçiler araba vapurlarının işlememesi üzerine yeniden Ankara asfaltına doğru yürüyüşe geçmişlerdir. Daha sonra sayıları yol boyu artarak 10 bine çıkmıştır.” diyerek haberini tamamlar... Yasa meclisten geçse de iptal edilmiştir.

Bugün de 15-16 Haziran zamanıdır. Hem sendikal alanda çürümüşlük diz boyudur, hem yoksulluk ve kuralsız çalışma tavan yapmıştır hem de siyasi yönden tek adam düzeninin hukuk, adalet tanımayan kolluk ve yargı baskısı artarak devam etmektedir. Bu bozuk düzene hiza vermek işçi sınıfının üstüne düşer.

(28.05.26)