Mayıs 26'sında, bundan iki gün önce bir barış anlaşmasının “son aşamada” olduğunu duyurmuş olmasına rağmen, Trump ülkenin güneyindeki askeri tesisleri bombalattı.
Trump ve ABD'li yöneticiler, başarısızlıklarını zafermiş gibi göstermeye çalışırken, bu savaştan çıkmak istiyorlar. Neredeyse sınırsız askeri güçlerine güvenen ve dünyanın hiçbir köşesinin kapitalist gruplarının denetiminden kaçamayacağını savunan emperyalist yöneticiler, bombalarının gücüyle herhangi bir rejimi boyun eğdirebileceklerini düşünüyorlar. Ancak İran’ın altyapı ve sanayi tesislerine yönelik kırk gün süren bombardıman ve sistematik yıkımların ardından gelen sahte ateşkes, rejimi devirmeyi başaramadı.
Beyaz Saray’a döndüğünden beri Trump sert bir politika izliyor ve ABD’ye direnen ülkeleri boyun
eğdirmek için her türlü yolu kullanmaya hazır. Karşılık verme imkânı olmayan ülkelere gümrük vergileri dayatabildi, Venezuela başkanını kaçırabildi, Küba adasını boğabildi, ancak 90 milyon nüfuslu bir ülkeyi yoğun bomba ve füze saldırılarıyla dize getiremedi. Bunu başarmak için, eski başkan George W. Bush'un 2003'ten sonra Irak'ta yaptığı gibi, ülkede kalıcı bir kaos yaratsa bile, yüzbinlerce Amerikan askerini kara harekatına göndermesi gerekecektir. Bu savaşa karşı çıkan Amerikan halkı ve böyle bir kara harekatının getireceği olağanüstü maliyet karşısında, Trump ve onun arkasındaki Amerikan devlet aygıtı, şimdilik, bu işe girişmeye hazır görünmüyor. Bu yüzden, perde arkasında müzakere ederken, ültimatomlar veriyor ve blöf yapıyor.
Basına göre, ABD, Trump'ın 2018'de Obama'nın imzaladığı nükleer anlaşmayı iptal etmesinden bu yana İran'ı boğan ve hidrokarbon ihracatını kısıtlayan yaptırımların tamamını veya bir kısmını kaldırmaya, Katar veya diğer ülkelerdeki bankalarda dondurulmuş birkaç on milyar dolarlık İran parasını serbest bırakmaya hazır görünüyor. Şu anda Trump, daha iyi bir anlaşma elde etmek istediğini söyleyerek böbürleniyor, ancak Dışişleri Bakanı Rubio, nükleer meselenin “72 saat içinde çözülmeyeceğini” belirterek, bu konunun gelecekteki anlaşmanın dışında tutulmasını haklı çıkarmayı tercih ediyor. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına gelince, anlaşmanın şartları bilinemese de bu konu müzakerelerin ana maddesidir.
Aynı zamanda, İran’ın taleplerine boyun eğiyormuş gibi görünmemek ve bir yenilgiyi zafer gibi göstermek için Trump konuyu saptırıyor. 26 Mayıs’ta, bombardıman yaparken, Körfez ülkeleri liderlerini İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’na katılmaya çağırdı. Trump’ın ilk görev döneminde müzakere edilen ve dört Arap ülkesi tarafından onaylanan bu anlaşmalar, bu ülkeler ile İsrail arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyordu. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırı düzenlemesinin bir nedeni de, Filistin meselesini ortadan kaldıran bu metni diğer Arap devletlerinin imzalamalarını engellemekti. Suudi ve Katarlı liderler, bölgesel liderlik rolünü İsrail'e bırakmayı kabul edecekler mi? Bu hiç de kesin değil.
Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının dramatik sonuçlarına rağmen, ABD'li ve İranlı liderler arasındaki yalancı poker oyunu hala devam edebilir. Savaş gibi, bu oyunun bedelini de İran'da olduğu gibi dünyanın tüm ülkelerinde halk sınıfları ödüyor.
(LO, 27.05.26)