İran: Katiller ve suç ortakları

8-10 Ocak tarihleri arasında, protestoların artmasıyla karşı karşıya kalan İslam Cumhuriyeti liderleri, kanlı bir müdahaleyle tepki gösterdi. Baskı güçleri binlerce kişiyi öldürdü, çok daha fazlasını ağır yaraladı ve toplu tutuklamalar yaptı. İnternetin kesilmesine rağmen, tanıkların ifadeleri birbiriyle örtüşüyor. 8 Ocak akşamı, Tahran'da bir milyon, 92 milyon nüfuslu ülkenin genelinde ise dört ila beş milyon kişi olduğu tahmin edilen, çeşitli sosyal çevrelerden, her yaştan erkek ve kadınlardan oluşan büyük kalabalıklar, rejime karşı çıkmak için sokaklara döküldü. Eski Şah'ın oğlunun Amerika'daki sürgünden yaptığı ve Batı medyası tarafından memnuniyetle aktarılan protesto çağrıları, muhtemelen sadece marjinal bir rol oynamıştır. Bu dev dalga, iktidarın artık ne kadar nefret edildiğini göstermektedir. Yöneticileri para biriminin çöküşüne neden oluyor, halkı açlığa mahkûm ediyor, maaşları gecikmeli ödüyor, esnafı iflasa sürüklüyor, nehirleri kurutuyor ve aynı zamanda gerici bir ahlaki düzen dayatarak boyun eğmeyi reddedenleri kovuşturuyor.

Buna karşılık, kendileri lüks içinde yaşıyor ve servetlerini yurt dışına aktarıyorlar. Varlığı tehdit altında olan rejim, Devrim Muhafızları birliklerini seferber ederek ve tüm iletişim hatlarını keserek katliamı planladı. Çatılara yerleştirilen veya makineli tüfeklerle donatılmış araçların yardımıyla, silahlı polisler harekete geçti: Silahsız göstericiler yakın mesafeden öldürüldü, tek gözlü ve kör bırakıldı, hastanelere kadar peşlerine düşüldü. Katliam iki gün sürmüş gibi görünüyor, çünkü gösteriler 9 Ocak ve hatta 10 Ocak'ta da devam etti. Rejim, dehşeti artırmak için, dolup taşan morgların ve yığılmış ceset torbalarının, yakınlarını arayan ve bazen cesetleri almak için para ödemek zorunda kalan ailelerin görüntülerini yayınladı. Düzen böylece yeniden sağlandığında, sözde reformcu Pezeşkiyan başkanlığındaki liderler, kendilerine sadık kalan destekçileri Tahran ve diğer büyük şehirlerde birkaç yüz bin kişilik bir yürüyüş düzenlediler. Emperyalizmin liderleri, sadece halkı boğan bir ambargo uyguladıkları için değil, bu katliamın sorumluluğunu da paylaşıyorlar. Bu kanlı günlerde İran dışişleri bakanı, Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile “iletişim hattı”nın açık tutulduğunu övünerek anlattı. Witkoff, protestocuları “kurumlarının kontrolünü ele geçirmeleri” için teşvik etti ve “İranlı liderler protestoculara ateş açarsa” askeri müdahaleyle onlara destek vereceğini iddia etti. Ardından, üç gün boyunca sessiz kaldıktan sonra, sahte bir naiflikle “katliamların durduğu... idam mahkûmlarının infaz edilmeyeceği bana söylendi” dedi. Trump, İranlı liderlerle aynı korkuyu paylaşıyor: İran'da bir halk devrimi, onun için bilinmeyene bir atılım olur. İslam Cumhuriyeti'nin sonu, tüm Ortadoğu'da büyük bir kargaşaya yol açabilir. Son yıllarda İran'la savaşan emperyalizmin liderleri ve onların bölgesel müttefikleri İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan, Pasdaranların kendi halkına ateş açmasına hiçbir itirazda bulunmuyorlar. Trump'ın Hamaney ve yandaşlarına yönelttiği suçlama bu değil, petrolünü Çin'e satmaları, Putin'in Rusya'sıyla yakın ilişkiler sürdürmeleri ve Amerikan kapitalistlerinin çıkarlarına yeterince boyun eğmemeleri. ABD ordusunu gerçekten işgal için devreye sokmak konusunda ise, Trump için en iyisi, rejim tüm isyanları bastırdıktan sonra bunu yapmak olabilir.

Avrupalı liderler ise hem İran'daki katliamlardan hem de Trump'ın sinizminden rahatsızlık duyuyorlar. Kimsenin, hatta kendilerinin bile uymadığı bir “uluslararası hukuk”tan söz ediyorlar, ama onlar da daha farklı değiller. Trump, İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı yırtıp attığında, yaptırımları yeniden uygulamayı kabul ederek ve bu ülkeye yaptıkları tüm yatırımları durdurarak ona boyun eğdiler.

Muhalifleri desteklediklerini iddia ediyorlar, ama sınırlarını kapatıyor ve vize vermeyi reddediyorlar. Türkiye'ye gelen bir İranlı mülteci şöyle diyor: “İnsan hakları falan hepsi palavra. Amerikalılar ve Avrupalılar sadece İran'la bir anlaşma yapmak, bir dolar yatırıp iki dolar kazanmak istiyorlar.” İktidarın gerçekleştirdiği katliam, İranlıların bir kısmını umutsuzluğa sürüklemiş ve ölü sayısını saymaya zorlamıştır. Ancak bu, günleri sayılı olan bu rejime karşı öfkeyi ve nefreti daha da artırmıştır.

(LO, 21.01.26)