Cumartesi 9 Mart 2019
Uluslararası ilişkiler
Uluslararası ilişkilerde gerginliklerin sürmesi, kapitalist krizin daha da derinleştiğinin bir ifadesi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra büyük güçlerin başroldeki siyasetçileri ve onlara hizmet eden aydınların, önümüzde dönem sakin geçecek deyişi; hatta en aptallarının tarihin sonu geldi gibi saçmalıkları, çok geride kaldı.
O dönemde iki blok arasındaki muhalefet; emperyalist dünya düzeninin sürekli karşılaştığı tehditlerin kendi özünden, esasen halklara karşı yapılan baskılardan, daha temel olarak kapitalist sömürü düzeninden ve kapitalistler arası rekabetten kaynaklandığını ört bas ediyordu.
Batı’da, Sovyetler Birliği, dünya düzenine saldıran bir güç olarak gösteriliyordu. Oysa iktidardaki bürokrasi, kendi öz çıkarlarını savunmaya çalışıyor olsa da, her şeyden önce dünya düzenini savunan bir jandarmaydı.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana çeyrek yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, uluslar arası ilişkiler yatışmadı.
Emperyalist güçler arasındaki çıkar kavgaları, şimdi açıkça görülüyor. Emperyalist güçler ile geri kalmış veya kısmen geri kalmış ülkelerin çoğunluğu arasındaki ilişkinin, bağımlılık ilişkisi olduğu da açıkça görülüyor.
İkinci sıradaki emperyalist güçler, örneğin Macron gibileri, dünyada çok kutupluluk oluşturmaya çalışıyor.
İkinci sıradaki emperyalist ülkeler, çok kutupluluktan; küçük kapitalist ülkelerin söz hakkına sahip olmasını kast etmiyor. Onların derdi, diplomasi diliyle; ikinci sıradaki emperyalist ülkelerin, ABD’nin dayatmalarından ötürü katlanmak zorunda kaldıklarıdır. Trump’ın karakteri gereği kaba bir şekilde yaptığı, aslında, emperyalist güç dengesini açıkça ifade etmek.