Sinif Mucadelesi

“Demokratik Türk-İş” için önce işyeri temsilciliğinden başlayarak her düzeyde işçi demokrasisi uygulanmalı

Perşembe 8 Aralık 2011

Türk-İş’e bağlı on sendikanın başlattığı “Sendikal Güçbirliği Platformu” isimli muhalefet hareketi, Türk-İş kongresine bir ay kala yönetime aday çıkaracaklarını açıkladı.

Bu sendikalardan birinin başındaki Mustafa Türkel, toplantıda “Kayıt dışı, güvencesiz, sendikasız işçilerin umudu olmak, emek mücadelesini iktidar yapan bir yola girdik” diyerek, hükümetin baskısına rağmen teslim olmadıklarını söyledi. Bu başkan, TEKEL işçilerinin mücadelesini kırmada rol oynayan, işçileri sendika binasına almayıp polis çağıran bürokratın kendisidir.

Ondan aşağı kalmayan diğerleri de utanmadan, “demokratik, mücadeleci Türk-İş” istediklerini açıklıyorlar. Üyeleri olan işçilere karşı hiç de demokratik olmayan, temsilcilerini özgürce seçtirmeyen, işçilere sormadan sözleşme imzalayan, işçi çıkarmada patronla birlikte plan yapan bu bürokratların gerçekte tek amaçları var; o da koltuklarını korumak. Mahkeme kararıyla koltuğunda oturan Hava-İş Başkanı Atilay Ayçin başka bir örnek; on bini aşkın üyesinden, kaçını toplantıya getiriyor?

AKP, sendikalara kendi kadrolarını yerleştiriyor. Türk-İş yönetiminden başlayarak, bağlı sendikalara doğru, yani tepeden tabana doğru bu değişim sürüyor. AKP’li olmayan bu bürokratların, koltuklarını korumaları zor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türk-İş’i ziyaret ederek, güçlü sendikalardan yana olduğunu açıkladı ve “örgütlü toplum otokontrol açısından da önemli, kayıt dışılığın ilacı örgütlü toplumdur” dedi.

Elbette bakanın sözüne ettiği şey bizzat bu hükümet tarafından yaygınlaştırılan taşeron, kaçak çalışma değil, özelikle büyük işyerlerinde birlikte çalışan binlerce işçinin sendikalar tarafından kontrol altında tutulmasıdır. Bakan güçlü sendika istiyor; yani itirazın, bürokratlara rağmen mücadele sözünün edilemediği, işçiyi güçlü kılan değil, işçinin karşısında güçlü duran sendika, istiyor. Bunun için hem sendika kongrelerine doğrudan müdahale ediyor hem de sendikal yasalar ve çalışma yasaları bir sopa vazifesi görüyor.

Sendikacılar işçilerin sorunlarını gündeme getirmiyor, bürokratlar çıkar kavgalarını, siyasi partiler üzerinden sürdürüyor. Çünkü hepsi bürokratlıktan, milletvekilliğine terfiyi planlıyor.

Türk-İş yönetimine aday olan bürokratlar, patronlar ya da devletin karşısında işçilerin yanında yer almadıkları için üye işçilerin desteğini değil, öfkesine sahipler. Kendi işçilerini değil toplantılara katmak, toplantılar hakkında işçilere bilgi bile vermiyorlar. Çünkü işçilerin onlara inanmayacağını, kendilerine hesap soracaklarını biliyorlar.

Sendika bürokratları ve çalışanları, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarına göre müthiş ayrıcalıkla. Bunu korumak hatta ileride geliştirmek için uğraş veriyorlar. Milletvekilliğine terfi eden Hak-İş eski başkanı, şimdinin AKP’nin meclis kabadayısı Salim Uslu gibi.

Sicili, tüm bürokratlara örnek olacak türde: 1995 yılında işçileri mücadele ederken, Et ve Balık Kurumu’nun özelleştirilmesinden pay almaya kalktı. Çabası o kadar takdir gördü ki Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı, onu ve sendikasını kendilerine üye olmaya davet etmişti. Başarısını sürdürdü; Kardemir Karabük fabrikasında Öz Çelik-İş, özelleştirmeden “ihale kaparak” Kardemir’de patronlaştı. 2000’li yıllarda ekonomik kriz gerekçesiyle onlarca işçi işten çıkarıldı. Geçen sene de yönetime tepki olarak sendika değiştirmeye kalkınca 300’ün üzerinde işçi işten atıldı.

Sendikaların başına çöreklenmiş olan bürokratlar, işçilerin hak almasının, mücadelesinin önünde patronlardan, yasalardan önce engel oluşturuyor. Bürokratların yapacağı en iyi şey defolup gitmek olacak. (30.11.11)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Arşiv  Site yaşamını izle Arşiv 2011  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı : 162 - 2 Aralık 2011  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?