Sinif Mucadelesi

1905 Devrimi

Cuma 12 Şubat 2021

19. yüzyılda kapitalistlerin tarih sahnesine çıkmalarıyla birlikte işçi sınıfı da aynı sahnedeki yerini aldı. Ancak Avrupa’da el değiştiren sermaye ve değişen üretim ilişkileri binlerce yıllık monarşilerin kabına sığmadı. Krallıkların ağır, hantal ve baskıcı yasaları üretimi sekteye uğratıyor; vergilerle ve gümrük kısıtlamalarıyla kapitalistlerin hammadde ve pazar yarışının önünde engel oluşturuyordu.

Monarşinin yıkılması gerekiyordu. İşçilerin desteğiyle Avrupa’da krallıkları yıkan kapitalistler bugünkü anlamda burjuva demokratik devletleri kurdular. Anayasası olan, vatandaşlarına genel oy hakkı tanıyan, özel mülkiyeti güvence altına alan cumhuriyetleri kurdular.

Ama iktidara gelen burjuvazi anında gericileşti. “Herkes için özgürlük, eşitlik, kardeşlik, demokrasi” şiarlarının ikiyüzlülüğü günbegün ortaya çıkıyor, işçi sınıfı kendilerine vaat edilen hakları istiyordu. Kapitalistler, kurdukları sömürü düzenini alaşağı edecek ve yeni dünyayı kuracak sınıfın yani işçilerin beşiğini sallıyorlardı. Karl Marks bu duruma dair “Burjuvazi, yer altından çağırdığı güçleri kontrol edemeyen bir büyücüye benziyor” der.

Rusya’da durum Avrupa’dakinden farklıydı. Rusya’da merkeziyetçi bir krallık vardı ve sanayisi askeri teçhizat üretimi üzerine kuruluydu. Üstelik bu sanayi, Avrupa’daki gibi serbest tüccarlar ve zanaatkarlar tarafından yaratılmamıştı; Avrupa’ya borçlanan monarşinin kendisi tarafından kurulmuştu. Bu yüzden Çar tarihin gidişatını sürekli durdurmaya çalışıyordu.

Nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturan köylüler fiilen kölelik koşullarında yaşıyorlardı. 1861’deki Toprak Reformundan sonra bile çalıştıkları topraklar için toprak sahiplerine vergi ödemek zorunda olan köylüler, haftanın 3 günü resmen toprak sahipleri için çalışıyorlardı. Borçlu olan devlet üretilen artı değerin 3’te 1’ini emiyordu.

Rus-Japon savaşı zaten sefalet içerisinde yaşayan halkın dertlerine bir tane daha ekledi. Tarımda kullandıkları hayvanlar için bile yem alamayan ve zaten toprak sahipleri için çalışan köylüler her geçen gün topraktan daha az mahsul almaya başladılar. Halk açlıkla terbiye ediliyor, sabrı tükeniyordu.

1905 yılında Çar’a yazdıkları dilekçede Petersburg işçileri Çar’dan genel af, sekiz saatlik iş günü, adil ücret, toprağın halka devri, genel oy hakkı ve burjuva demokratik anlamdaki ilk Kurucu Meclisin kurulmasını talep ettiler ve şöyle dediler: “ya özgürlük ve mutluluğa ya mezara!” Ancak işçilerin Çar’dan aldıkları tek şey derin bir sessizlikti.

Bunun üzerine Ocak ayında işçiler greve çıktılar. Grev bir yangın gibi bir fabrikadan ötekine sıçradı. 7 Ocak’ta 140.000 işçi grevdeydi. 9 Ocak’ta grevlerini saraya yapacakları bir yürüyüşle devam ettirmek isteyen işçilerin karşısına asker dikildi. Askerler tüm gün ateş açtılar; yüzlerce ölü, binlerce yaralı vardı. Bu dehşet katliamın etkisi işçi sınıfını durdurmaya yetmedi. Grevler tüm ülkeye yayıldı: 122 kente, 10 demiryoluna ve birçok madene.Demiryolları ve telgraf işçilerinin grevleri tüm ülkeyi felce uğrattı: Kimse haberleşemiyor, hareket edemiyordu; bankalar donmuştu ve bankalarla beraber borçlar da sermaye de donmuştu. Üretimden gelen gücüyle işçi sınıfı Çarlık Rusya’sının başına demir yumruğuyla darbe indirdi. Çarlık uçurumun kenarında sallandığını hissediyordu.

Askerden ve polisten oluşan silahlı kuvvetleriyle karşılarına dikilen monarşiye ve destekçisi toprak sahiplerine karşı ne liberal kapitalistler ne de sosyal demokrat aydınlar işçi sınıfına destek verebildiler. Onlar “şiddetsiz bir uzlaşma”, “barışçıl eylemler” isteyedursunlar işçi sınıfı her gün askerler ve polisler tarafından katlediliyordu. Ve işçiler, askerleri de ikna etmek gerektiği dersini kanlarıyla ödeyerek öğrendiler ve grevler askeri birliklere de yayıldı. Rusya’da işçi sınıfının önderliğinde Avrupa’da yüzyıl önce çevrilen tarihin çarklarını dönüyordu!

Tüm bu yangının ortasında işçiler temsil edilecekleri, öz-denetim yeteneğine ve otoriteye sahip bir öz-örgütlenme ihtiyacı duydular ve İşçi Temsilcileri Konseyi’ni yani tarihsel anlamda ilk Sovyetleri kurdular. Matbaalarda çalışan işçilerin kararlılığıyla Sovyetlerin haklı basıncı birleşince polisin ve askerin ruhu duymadan grevler boyunca Sovyetlerin ilk gazetesini “İzvestia” basıldı.

Devlet iflasın eşiğindeydi. İşçiler tüm ülkenin nabzını tutuyordu. Grev dalgaları bir sönüp bir başlıyordu. Ancak Avrupa’da olanın aksine liberal kapitalistler iktidarı alma niyetinde değillerdi. Herkes “düzen” istiyordu ama kimin için düzen?

Kurucu Meclis’in kurulması Çarlık’ın ikiyüzlü reformlarıyla günbegün erteleniyordu. Her reform ardından maskesi düşen Çarlık sıkıyönetim ilan ediyordu. İşçilerin zafer umudu azalmaya başlıyordu.Aralık ayı ortasında Moskova’da işçiler barikatlar kurarak kendilerine destek verenlerden “temizlenmiş” asker alaylarıyla çarpıştılar. Ancak bir kez ayaklanmaları bastırılınca cezalandırıcı krallık otoritesi tüm gücüyle işçilerin üstüne çullandı. Binlerce insan yaralandı, tutuklandı, idam edildi. Devrim, asker üniforması giymiş köylülerin süngüleriyle bastırıldı. Çarlık yıkılmadı ve “anayasal monarşi” denilen bir biçime büründü. Kurulan 4 yasama meclisinin yani Duma’nın da sonu aynıydı: hepsi kapatıldı.

Karl Marks “Israrlı bir mücadele sonrasındaki yenilgi, kolayca kazanılmış bir zaferden daha az devrimci bir öneme sahip değildir” der. 1905 Devrimi işçi sınıfı için bir yenilgi olabilir ama o, hafızasında yer eden muazzam bir deneyim kazandı. Lenin’in de dediği gibi: “1905 genel provası olmasaydı 1917 zaferi imkânsız olurdu.” (22.01.21)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 269 - 12 Şubat 2021  Site yaşamını izle Tarihten... Tarihten... Tarihten...   ?