Yeni “Barış Süreci”

1 Ekim’de Mecliste MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin DEM parti tokalaşmasıyla başlayan, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki fesih ve silah bırakma çağrısıyla ve PKK kongresiyle devam eden süreçte ve de Süleymaniye’de sembolik silah bırakma töreni ardından Türkiye’de bu konu çok önemli yer tutmaya devam ediyor.
Erdoğan’ının AKP iktidarı son yıllarda ekonomik kriz ve çöküş yüzünden o kadar çok yıprandı ki kendileri bile bu durumun artık böyle gidemeyeceğini gördüler.
İşte bu ortamda milliyetçi ve Kürt düşmanı MHP’nin de katılımıyla DEM parti ortaklığında yeni bir “Süreç” başlatıldı ve yaratılan bu “barış ve kardeşlik” siyasetleriyle tüm sorunlara tılsımlı bir değnek ile çözümler bulunacağı havası yaratılarak, CHP dahil bütün sağ, sol partileri (İyi Parti haricinde) bir araya getirerek “milli bir ittifak” süreci başlatıldı. Bunların sonucu olarak da 5 Ağustos tarihinde 51 kişinin oluşturduğu bu “milli komisyon” TBMM’de toplanarak “çözüm sürecini” başlatacaklar mış!
Bu AKP-MHP ve DEM parti süreci başlar başlamaz muhalefet genel açıklamalarda bulunarak, artık Erdoğan son derece yıprandığı için gelecek seçimlerde kesinlikle seçilemeyecek ve de bunun sonucu olarak her şeyini kaybederek büyük bedeller ödeyebilir. İşte bunun tek çaresi DEM partiye belirli tavizler vererek onunla anlaşmak ve yeniden seçilmeyi garanti altına almaktır.
Tabii ki bu açıklamalar tamamen mantıklı olduğu için geniş kitleler seviyende, özellikle AKP’nin uyguladı kemer sıkma siyaseti yüzünden müthiş bir yoksullaşmaya sürüklenenler seviyesinde, anlayışla karşılandı. Tüm bunların sonucu olarak ülkenin genel siyasi seviyesinde, bu AKP, MHP ve DEM parti ittifakı “teröre son verecek”; artık huzur içinde yaşama olanakları gelişecek… ve” her şey güzel olacak” gibi tablolar oluşturuldu. İşte oluşturulan bu “iyimser havalar” içerisinde artık CHP ve sol partiler de dahil “tüm bunların bir Ali Cengiz oyunu” olduğunu açıkça teşhir edemedikleri gibi bu “yeni Çözüm” tuzağına da düştüler. Muhalefet AKP iktidarının tamamen yozlaşmış, kokuşmuş ve emekçiler ile yoksulların düşmanı olduğunu ve de ne Kürt ne de Türk emekçi ve yoksullarının sorunlarına çözüm getirebilecek bir iktidar olmadığını açıklamaktan bile vazgeçtiler. Neredeyse Nasrettin Hoca’nın göle yoğurt “çalma” hikayesi seviyesine düşerek “ya tutarsa” siyasetine fiilen suç ortaklığı yapıyorlar.
Son haftalarda ise bu “Yeni çözüm” siyasetinin aslında Erdoğan’ın oyunlarının da ötesinde başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerinin yeni bir “Orta-Doğu” projesi olduğundan söz ediliyor. İşte bu nedenle de şimdi: “Türk, Kürt ve Arap halklarının kardeşliğinden” söz edilmeye başlandı. Olabilir: dünya ekonomisinin yaşadığı bu feci ekonomik kriz ortamında Orta-Doğu emperyalist güçlerin kolayca talan ettiği, rahatça diktatörlükleri maşa olarak kullandığı bir bölge konumunu giderek kaybediyor.
Özcesi gerek Türkiye’de gerek tüm olarak Orta-Doğu’da kapitalist sömürü düzeni derin ekonomik kriz nedeniyle giderek bataklıklara saptanıyor, Türk, Kürt ve Arap emekçileri ve yoksul kitleleri sınıf bilincine varıp bu sömürü düzenine son verebilecek bir sınıf gücüne sahiptirler. Kendilerine “sömürü düzenine karşıyız” diyenleri görevi “kapitalist düzeni” kurtarmak değil onu tarihin çöplüğüne atmaktır. (04.08.25)