Metal sözleşmesi umulduğu gibi değil beklendiği gibi bitti

Türkiye'de 17 milyon işçinin sendikalaşma oranı yüzde 11, toplu sözleşme yapabilenler yüzde 7, özel sektörde ise daha az: yüzde 4,6'dır.

Metal işçileri adına MESS ile görüşmeye katılan 3 sendika var: Türk-İş'e bağlı ve en çok üyeyi (yaklaşık 138 bin) temsil eden Türk Metal, DİSK'e bağlı Birleşik Metal (11 bin işçi) ve Hak-İş'e bağlı Özçeliş İş (5 bin işçi).

Metal sözleşmesinin önemi

Metal işkolunda toplu iş sözleşmesi yaklaşık 155 bin metal işçisini kapsıyor. İki yılda bir yapılan toplu sözleşmenin 3 önemli nedeni var: Birincisi, otomobil, traktör, elektrikli ev aletleri, demir-çelik fabrikaları bu sözleşmede var. İkincisi, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) adıyla sıkı sıkıya örgütlenmiş büyük patronları burada. Üçüncüsü, işçilerin mücadele birikimi her ne kadar işten çıkarmalarla törpülenmiş olsa da, diğer işkollarına göre daha fazla.

Ekim ayında başlayan bu sözleşme süreci, Aralık ayı sonunda belirlenen asgari ücret rakamı üzerinde etkili olabilirdi. Aynı zamanda Ocak ayı içinde belirlenen özel sektör ücret artışları üzerinde de belirleyici etkisi olacaktır.

Ancak sendikalar bu iki ücret belirlenmesi üzerinde etkili olacak bir mücadelenin takipçisi olmadılar. Tam aksine, asgari ücretin artış oranını (yüzde 27) bir puan üzerine razı oldular. Devlet ve patronlar metal işçilerinin ücretleri üzerinde de baskısını sürdürmeyi başardı. Böylece enflasyonun en az 20 puan altında bir ücret artışı, tüm işçi sınıfı için geçerli hale gelmiş oldu.

Sendikalar talepleri için ne yaptı?

Toplu sözleşme süreci aşamalı olarak ilerliyor ve masa başında uyuşmazlık olursa, grev kararı ve ardından da grev uygulama kararı alınıyor.

13 Ekim 2025 tarihinde başlayan Grup Toplu İş Sözleşmesi süreci 8 Aralık'ta uyuşmazlıkla sonuçlandı. Sendikalar bazı etkisiz eylemler yaptılar. Türk Metal işçi sınıfıyla dalga geçer gibi eylem önerilerinde bulundu: Karton maskeler takarak "mutlu değiliz" eylemi, sadece 3 dakikalık iş bırakma, çalışırken "donma", gece vardiyasında telefon ışığı yakma gibi. Sonunda grev kararı aldı ama uygulama kararı almadı.

Daha etkili diyebileceğimiz eylemler Birleşik Metal'den geldi: Tüm vardiyalarda 6 kez birer saatlik iş bırakma eylemi yaptı. Bu eylemlerde fabrika içi yürüyüşler düzenledi. Sendika grev kararı alıp 30 Ocak'ta uygulayacağını açıkladı. Ancak sözleşme 22 Ocak'ta masa başında bağıtlandı.

Böylece 1 Eylül'den geçerli olmak üzere ilk altı ayı için saat ücretlerine ortalamada yüzde 28,10 oranında zam yapıldı. İkinci altı ay için yüzde 13 (yıllık yüzde 44,76). İkinci yıl ise, devletin enflasyon oranına ilave yüzde 1,5 refah payı artışı yapılacak.

Sendikaların ilk 6 ay için talepleri ise Birleşik Metal yüzde 58, Öz Çelik İş yüzde 40, Türk Metal yüzde 38 idi.

Her zamanki gibi "bu dönem işler kötü" edebiyatıyla ciddi bir kavgayı göze almaksızın havlu attılar. İşçileri mücadeleye katmadılar. Çünkü akıllarında 10 yıl öncesi hep vardı.

Sözleşmenin sonuçları

İlk elde söylemek gerekir ki, sendikalar ücret taleplerini elde edemedi. Elde etmek için de gerekeni yapmadı. Patronların 3 yıllık sözleşme, tamamlayıcı özel sağlık sigortasının kaldırılması gibi talepleri de geçmedi.

Son 10 yılda işçi değişimi çok hızlı oldu. Hem taşeron işçi sayısı arttı. Hem de genç kadrolu işçiler işe alındı. Kademeli olarak toplu sözleşmeden yararlanan yeni işçiler, toplu sözleşme kapsamının yüzde 50'sinden fazlasının oluşturuyor.

Sendikacılar ortalama ücretler 79 bin lira civarında dediklerinde, ortalama ücreti ve üzerindeki bir ücreti alan işçilerin sadece yüzde 20'lik bir işçi kesimi olduğunu söylemiyorlar. İşçilerin yüzde 80'i ortalamanın altında ücret alıyor ve öfke de bu çoğunluk ve genç işçiler arasında yaşanıyor.

Metal Fırtına genç işçilerin öfkesiydi

Yaklaşık 10 yıl önce, Türk Metal aynı işkolunda Bosch firmasıyla farklı sözleşmeye imza atıp, Reno ve Tofaş işçisine ihanet etmiş, Nisan ayında başlayan ve Türk Metal'den istifalarla devam eden eylemler, işçi hareketi tarihine Metal Fırtına olarak geçti. İşçiler patronlara, sendika bürokratlarına ve devlete güçlerini göstermişti.

Bu mücadelenin yaratıcısı işçiler, hem fiili olarak hem de moral olarak fabrikalarda yoklar. Mücadeleci işçiler büyük oranda işten çıkarıldı ya da kendi istekleriyle işten ayrıldı. Yerine yeni işçiler alındı.

Bugün genç işçiler bu mücadeleden kısmen haberdar ve deneyimin bilgisine ise, neredeyse hiç sahip değil. Bu deneyimi genç işçilere aktarmak gereklidir. Sendika bürokratlarının bu deneyimi işçilere anlatmayacağı çok açık. Bunu yapabilecek olanlar ancak bilinçli işçilerdir.

(31.01.26)