İsrail ve ABD’nin uzun zamandır hazırlığını yaptığı bu savaş, ABD-İran müzakerelerine rağmen tek taraflı başladı. 28 Şubat’ta İsrail ve ABD füzelerinin hedef aldığı Tahran’da yaşananlara, burjuva basın “kafa koparma” adını veriyor. Nitekim dini lider Hamaney ile genelkurmay başkanı ve bazı üst düzey yöneticiler aileleriyle birlikte imha edildi. ABD ve İsrail kafa koparmanın ardından ülkede “yönetim değişimini” hedefliyor. Doğrudan denetimlerinde olacak bir rejim arzuluyorlar.
ABD emperyalizmi dünya hâkimiyetini güncellemek ve kapitalist dünya ekonomisinin krizini üzerinden atlatabilmek için Venezüella’dan İran petrollerine, Grönland kıta sahanlığına, buzulların altındaki değerli elementlere; Panama kanalına kadar tüm enerji kaynakları ve stratejik yerler üzerinde tam kontrol istiyor.
ABD sermayesinin İkinci Trump döneminde izlediği bu politika, başkanın “kaçık”lığıyla -öyle olsa da - açıklanamaz; dünya kapitalist ekonomisinin güncel krizi, ABD sermayesinin acil ihtiyaçlarıyla açıklanabilir. Nasıl ki, Alman faşizmini Hitlerin ruh haliyle açıklamayacağımız gibi…
İran: Kefil olunamayacak bir rejim
İran, 1979 Devriminin ardından İslamcı (şia) temellere dayalı teokratik bir rejime evrildi. Bölgesel güç olma çabası artarak devam etti. Siyasi muhaliflerine, kadınlara ve işçilere karşı en acımasız uygulamalara başvurdu. Uzun hapis cezaları ve idamlar sıradan uygulamalar haline geldi. İran ahlak polisinin kadınlara yönelik sokak tacizleri ve şiddeti rejimin en çok görünen kısmı oldu.
Geçtiğimiz Ocak ayında rejimi hedef alan, özgürlük ve demokrasi isteyen sokak eylemleri “Allah’a karşı savaş açmak ve dış güçlerin terörizmi” denilerek devlet terörüyle bastırıldı; on binlerce tutuklama oldu. 2 bin 500 ile 15 bin arasında değişen rakamlarda ölüm meydana geldi. İran, her ne kadar Batı ve merkez dışı, dini bir rejim olsa da kapitalist dünya ekonomisine bütünleşmiştir, onun bir parçasıdır. Mevcut haliyle emperyalizme bağımlı kapitalist bir ülke konumundadır.
İran’a emperyalist bir devlet diyemeyiz. İran devleti, kapitalist üretim ilişkilerine sahiptir. Devrim Muhafızları gelirleri petrol ve enerji olan büyük sermayeyle iç içe geçmiştir. Ekonominin neredeyse yüzde 50’sini kontrol etmekte olan dini bürokrasiyle sermaye sınıfı bir iktidar bloğu oluşturmaktadır.
Bugünkü savaş karşısında tutum
Bu bir emperyalistler arası savaş değil. Kategorik olarak emperyalist devletlerin emperyalist olmayan İran’a karşı savaşıdır. İran rejiminin döktüğü kana bakarak, saldırganın emperyalist ve yayılmacı kimliğini gizleyecek biçimde tarafsız kalmak “bu savaş bizim savaşımız değil” demek, İran rejimine olan büyük öfkemizi gösterse de doğru bir bakış açısı olmayacaktır. Dünya kapitalist sisteminin içine düştüğü ekonomik kriz koşullarında meydana gelen bu savaş haksız ve yağmacıdır.
Dünyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü olan ABD’nin İran’a savaş açması karşısında tarafsız kalınamaz. İran rejiminin yıkılması halinde işçi sınıfı ve ezilen uluslara, kadınlara özgürlük geleceği sonucuna varacak hiçbir emare yoktur. ABD’nin “demokrasi” vaadiyle müdahale ettiği hiçbir ülkeye, Afganistan, Irak, Suriye, Libya vb. demokrasi gelmediği gibi eski rejimlerden daha barbar iktidarlar kurulmuştur. Emperyalizmin müdahalesi yönetimi değiştirdiğinde bile, farklı burjuva ve teokratik fraksiyonların değirmenine su taşıyacaktır.
Öte yandan emperyalist müdahaleyle de olsa İran rejiminin yıkılmasından yana olmak için maddi nedenler de yoktur. Geçtiğimiz aylardaki sokak hareketleri gösterdi ki, henüz yoksullar, işçiler, kadınlar ve farklı ezilen uluslar, dini topluluklar yararına bir önderlik mevcut değildir. İran’da ne devrimci durum mevcut ne de devrimci bir parti var. Dolayısıyla yıkımın ardından emekçi kitleler için hayırlı sonuçlar doğacağını ummamıza neden yok.
Türkiye sosyalist hareketinde yaygın olan tutum Çin-Japon savaşı örneğinde ifade edildiği gibi Leninist gibi görünen aslında Stalinist tutumdur. ABD emperyalizmine karşı emperyalist olmayan İran’dan yana olmak. Hatta Troçkist hareket içinde de örneğin DİP bildirisinde ifade edildiği gibi İran rejiminin emperyalizm karşısında “vatan savunması” yaptığını söyleyerek destek verilmektedir.
Devrimci tutum, ABD-İsrail emperyalist savaşına karşı çıkmak gerekir. İran rejimine siyasi olarak hiçbir destek vermeksizin işçi sınıfının bağımsız çizgisini savunmak, devrimci bir partinin inşası için çalışmaktır.
(03.03.26)