Haftalar geçtikçe İran halkı, rejimin hiç azalmayan baskısının yanı sıra, ABD ve İsrail ordularının bombardımanlarına maruz kalıyor. Devlet, halkın korunması için hiçbir önlem almıyor, ülke dışıyla iletişim kesilmiş durumda. Endişe hiç dinmiyor. Herkesin hayatı, özellikle başkent Tahran'da, bombaların düşeceği yerlere ve hareketlerin tesadüflerine bağlı gibi görünüyor. Yaşam normale döner dönmez, ölümcül bombardımanlarla aniden kesintiye uğruyor. Her dışarı çıkışta, geri dönmeme korkusu ya da yıkılmış bir odanın enkazında patlamada ölen çocuklarını bulma korkusu var; tıpkı dört küçük kızı olan ve bunlardan sadece bir tanesi hayatta kalan o babanın yaşadığı gibi.
ABD, 18 Mart'ta ilk kez yeni sığınak karşıtı bombalarını kullandı; bu derin delici bombalar, ABD Hava Kuvvetleri tarafından “artırılmış hayatta kalma kapasitesi, güçlendirilmiş öldürücülük ve akıllı ateşleme sistemi”ne sahip olarak övülmüştü. 21 Mart'ta İran Sağlık Bakanlığı 1.500 sivilin öldüğünü, ABD merkezli bir Sivil Toplum Örgütü ise 3.000'den fazlasının öldüğünü, bunların %15'inin çocuk olduğunu açıkladı. 23 Mart Pazartesi günü, özellikle konut binalarında en az 175 kişinin hayatını kaybetmesiyle son derece kanlı geçti. Savaşın başlangıcından bu yana İran Kızılayı, 50.000'den fazla konutun hasar gördüğünü tahmin ediyor.
Savaş ve ithalatın durması, su ve ilaç kıtlığına yol açıyor. Organ nakli yapılan hastalar artık reddi önleyici tedavi bulamıyor. Yükün altından kalkamayan hastaneler, ameliyatları iptal ediyor ve aşılama kampanyalarını durduruyor. Bazıları bombardımanlardan zarar gördü; hâlâ çalışabilenler ise yaralıları da tedavi etmek zorunda. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlık hizmetlerine yönelik 18 saldırı kaydetti; bu saldırılarda sağlık çalışanları arasından en az sekiz kişinin öldüğü bildirilirken, Sağlık Bakanlığı 300 sağlık merkezinin vurulduğunu belirtiyor. Hastaneler, göstericilere yardım eden sağlık çalışanlarının tutuklanması ve infaz edilmesiyle Ocak ayında zaten kadro kaybına uğramıştı. Bu şekilde onlarca doktorun tutuklandığı ve bir ameliyat hekiminin idam tehdidi altında olduğu bildiriliyor.
Çünkü baskılar devam ediyor. Hapishaneler, emperyalizmin hizmetinde çalıştığı iddia edilen insanlarla doluyor. Savaş, milliyetçilik duygusunu güçlendiriyor ve her türlü muhalefetin yok edilmesini kolaylaştırıyor. Rejim, 18 Mart haftasında Fars yeni yılı olan Nevruz bayramı kutlamaları sırasında toplanmalara göz yummuş gibi görünüyor, oysa sokağa çıkma yasağını çiğneyenlere ateş açacağını duyurmuştu. Ancak Mart ayı boyunca, çeşitli bahanelerle, ocak başında başlayan harekete katılanlar ve yakınlarına yönelik onlarca tutuklama gerçekleştirildi.
Kamuya açık idamlar yeniden başladı. Üç genç, 8 Ocak’taki gösterilere katıldıkları gerekçesiyle işkence altında verdikleri itirafların ardından 19 Mart Perşembe günü asıldı; 16-17 yaşlarındaki üç genç ise idam cezasıyla karşı karşıya.
Halk, emperyalist bombardımanlar ile iktidarın baskısı arasında sıkışıp kalmış durumda.
(LO, 25.03.26)