Hürmüz Boğazı: Amerikan baskısı

21 Nisan’da Trump, İran ile ateşkes süresini süresiz olarak uzattı. Ancak müzakereler yeniden başlamamıştı. Dünya ekonomisinin hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı, hâlâ kapalı durumdaydı.

İranlı liderler, ABD’yi gemilerinden birini durdurarak ateşkesi bozmakla suçlayarak müzakereleri yeniden başlatmayı reddediyorlar. Dünyadaki yüz milyonlarca kadın ve erkek için dramatik ekonomik sonuçları olan bu ablukanın sorumluluğu tamamen Trump ve ABD’li yöneticilere aittir.

28 Şubat'a kadar Hürmüz Boğazı'ndaki trafik tamamen serbestti. Pasdaranlar, İran'da on binlerce tesisi, sadece askeri bölgeleri değil, ekonomi için hayati öneme sahip fabrikaları, bazen yeni inşa edilmiş petrol tesislerini, köprüleri, demiryollarını ve elektrik santrallerini de yok eden bombardımanlara karşılık olarak boğazı kapattı. Konutlar, okullar ve hapishaneler de vuruldu, en az 2.000 sivil öldürüldü.

Oysa “İran, ABD için acil bir tehdit oluşturmuyordu”. Bir ABD istihbarat yetkilisinin bu değerlendirmesi, 7 Nisan'da New York Times'ın ortaya çıkardığı bilgilerle doğrulandı: ona göre Trump bu savaşı “Netanyahu'nun baskısı altında” başlattı. Netanyahu, halk ayaklanması çıkacağı için İran rejiminin hızla çökeceğine onu ikna etmişti. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'ndaki trafiğin etkilenmesinden endişe duyan ABD'li generallerin itirazlarını da reddetti. Ocak ayındaki göstericiler tarafından nefret edilen düzinelerce İranlı liderin öldürülmesine rağmen, İsrail-ABD bombardımanları ulusal bir dirilişe yol açtı ve rejimin tabanını güçlendirdi. Düşmediği ve dünya ekonomisi üzerinde baskı aracı elinde tuttuğu için, İran rejimi, ne kadar zayıf olursa olsun, dünyanın bir numaralı gücüne bir geri adım attırdı.

Trump şimdi kararının feci sonuçlarıyla, petrol fiyatlarındaki patlamayla, küresel ekonomik şokla ve savaşın muazzam maliyetiyle karşı karşıya, tabii ki halklar üzerindeki sonuçlar hesaplarına girmiyor.

ABD’nin kendi içinde bile savaş halk tarafından destek görmüyor ve bu yüzden Trump, en azından bir süredir, zararı durdurmak istiyor. Ancak İran rejimine müzakere teklifinde bulunurken bile bunu emperyalizmin başkomutanı olarak yapıyor: kibir ve küçümsemeyle. Amerikan heyetinin İran heyetine bıraktığı tek seçenek, koşulsuz bir teslimiyetti: zenginleştirilmiş uranyum stokunun teslim edilmesi ve füze programından vazgeçilmesi; yaptırımlar, ambargo ve banka varlıklarının dondurulması ise devam edecekti. İranlı yöneticiler bunu reddetmekten başka çare bulamadılar ve ABD’nin dayattığı bu eşitsiz mücadelede sahip oldukları tek etkili silahlardan biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya devam ettiler.

Trump, geçici bir barış sağlamak için İranlı liderlere bazı tavizler vermeyi tercih etse de, deniz veya hava savaşını yeniden başlatmaya karar verse de, onun “Epik Öfke” operasyonu, bir asırdır bu bölgede öncüllerinin neden olduğu acılara yenilerini ekledi. Ve dünyayı krize ve savaşa biraz daha sürükledi.

(LO, 22.04.26)