Barış süresine ne oldu ?

DEM Parti Ağrı milletvekili Sırrı Sakık, Barış Süresi ile ilgili bir açıklama yapıp hükümete hitap ederek « 15 aylık süresinde ne yaptınız », « Rojeva’da kan akıttınız » , gibi suçlamalarla DEM Parti'nin hoşnutsuzluğunu dile getirdi.

Barış süresi ile bazı gerçekleri hatırlatmakta yarar var. « Barış süresi » AKP'nin ortağı MHP önderliğinde oluşturulup gündeme getirilen bir süreçtir. Hatırlanacağı gibi AKP iktidarı kitlelere karşı uyguladığı kemer sıkma siyasetlerinden dolayı müthiş bir yıpranmaya uğrayıp artık iktidarda kalabilme konusunda zorlanmaya başladı. Örneğin Mayıs ayı sonu 2024'te yapılan Belediye seçimlerinde AKP neredeyse büyük şehir belediyelerini kaybedip birinci parti konumunu CHP'ye kaptırdı.

AKP hükümeti ortağı MHP ile bundan böyle iktidarda kalabilmeleri için Kürt kitlelerinin de oyunu ve desteğini almak zorunda oldukları kararına varıp bir kılıf hazırladılar : « Barış Süresi ». İmralı adasında tutuklu Abdullah Öcalan'ı da ön plana çıkarıp DEM Parti'si ile Barış Süresi'ni bir alet olarak kullanıp « artık bundan böyle Türkiye'de Kürt halkına karşı adaletsiz uygulamalar, ayrımcılık kesinlikle uygulanmayacak, Kürt halkı tıpkı Türk halkı gibi eşit muamelelere ve eşit haklara » sahip olacaklarını söylemek kolay. Ama Türkiye'nin bulunduğu ekonomik ve siyasi şartlarda tüm bunları lafta söylemek kolay olmasına rağmen gerçekte uygulamak çok farklıdır.

Türk kökenli tüm kitleler normal ekonomik şartlarda yaşayabiliyorlar mı, normal siyasi şartlarda yaşayabiliyorlar mı, onlara da eşit yurttaşlar olarak davranılıyor mu? Tabii ki hayır. İşte DEM Parti yöneticileri tüm bunları çok iyi bilmelerine rağmen AKP-MHP ittifakının tuzağına tüm bunları bilerek düştüler. Çünkü DEM Parti de bir burjuva partisi olarak tüm Kürt kitlelerinin çıkarlarını değil, ayrıcalıklı Kürtlerin haklarını savunuyor.

Türkiye'deki hükümet ve iktidar bir üçüncü dünya devleti olarak burjuva demokrasilerinde uygulanan demokratik hakları uygulayabilmekten tamamen acizdir. İşte bu nedenlerden dolayı DEM Partisi iyi niyetli olarak samimi bir şekilde her şeye rağmen, sınırlı olsa da, Kürt kitlelerinin haklarını savunmaya çalışıyor edebiyatı yapması hiç de inandırıcı değildir.

Tabii ki bizler işçi sınıfı devrimcileri olarak burjuva düzeninde bile Kürt ve Türk emekçilerinin tüm imkanları kullanarak en küçük demokratik hakları elde etmek ve korumak için birlikte hareket etmelerinden yanayız.

Türkiye'de, özellikle de fabrikalarda, farklı iş yerlerinde Türk ve Kürt emekçiler birlikte çalışıyorlar. Ve genel olarak da Kürt ve Türk emekçilerinin birlikte, sınıf temellerinde örgütlenip Türk ve Kürt patronlarının tümüne karşı sınıf mücadelesi yürütebilme imkan ve olanakları vardır.

İşte bu nedenlerden dolayı ne Türk emekçileri ne de Kürt emekçileri burjuva siyasetçilerinin tuzaklarına kesinlikle düşmemeli ve tam aksine tüm emekçilerin işçi sınıfının tek bir parçası olduğu bilincine varıp milliyetçilerin tuzaklarına düşmemelidirler.

Gerek geçmiş işçi sınıfı mücadelelerinde, gerek son dönemlerdeki büyük işçi mücadelelerinde tüm emekçiler Türk, Kürt ayrımcılığı gözetmeden birlikte, bölücü tuzaklara düşmeden, mücadele etmeyi başarmışlardır. Elde ettikleri zaferlerinin de önemli bir etkeni de budur. Yaşasın Kürt ve Türk emekçilerinin ortak sınıf mücadeleleri.

(01.02.26)