Yaklaşık 8.5 milyon emekçiyi direk ilgilendiren asgari ücret, ve yüzde 10 fazlası ve altında ücret alan emekçinin yüzde 53.2’sini ilgilendiren asgari ücret, 25 Aralık 2025’te tek taraflı olarak hükümet ve ona bağlı kurumlar tarafından kararlaştırıldı.
Milyonlarca emekçinin sabırsızlıkla beklediği asgari ücret Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın düzenlediği basın toplantısında duyuruldu. “2026 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyon’unda işçi ve işveren kesimleriyle sosyal diyalog zemininde bir araya gelmeye hassasiyet gösterdik. Komisyon çalışmaları neticesinde 2026 yılı asgari ücret miktarı yüzde 27 artışla net 28.075 Türk Lirası olarak belirlenmiştir.“
Emekçi ve yoksulları ilgilendiren enflasyonun yüzde 50-60 civarlarında olan bir ortamda emekçilere uygun görülen asgari ücret zammı sadece yüzde 27 ile sınırlı kaldı ve böylece net asgari ücret 28 bin 75 TL’yı geçmedi. Yani bu yeni asgari ücret açlık sınırı olan 30 bin 143 TL’nın 2 bin 68 TL gerisine düşmüş durumdadır.
Şunu hatırlatmakta yarar vardır: asgari ücret temel olarak emekçileri ilgilendirdiği için bu konuda esas söz sahibi olması gerekenler emekçi temsilcileri olmalıdır. Ama asgari ücretin ne kadar olacağına karar veren hükümet yetkilileri ve ona bağlı olan kurumlardır. Sarı sendika olan Türk-İş bile bu sürece katılmamıştır. Ama tüm bunlara rağmen hükümet yetkilileri, “sosyal diyalogdan” söz ettiler!
Bu asgari ücretin emekçiler için ne anlama geldiğini anlamak için temel ölçü bu ücretle bir işçi ailesi normal bir yaşam sürdürebilir mi? Bırakın bir normal yaşamı, bu ücret DİSK-AR’ın son verilerine göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı olan 30 bin TL seviyesinin bile altında kaldı. Yoksulluk sınırı ise 80 bin TL’ye yaklaşmıştır.
Emekçilerin temsilcisi kesinlikle olmayan AKP hükümeti tamamen patronların hizmetinde olduğu için ücretlerin ve sosyal transferlerin sınırlandırılması yoluyla iç talep baskılandırmak- tadır. Bunu ise haklı çıkarmak isteyen hükümet “enflasyonla mücadele” bahaneleriyle işçi sınıfının satın alma gücünü düşürmekten hiç de çekinmemektedir. Ayrıca, uyguladığı vergi politikası da gelir adaletini sağlamak yerine “emekçiden alıp patronların cebine aktardığı için”, emeğin satın alma gücünü düşürüyor.
İşte tüm bu nedenlerden dolayı 2026 yılı emekçiler ve yoksullar için çok zor bir yıl olacaktır. Düşük ücretler, her geçen gün reel olarak erimeye devam eden emekli maaşları, artan vergi yükü ve hiç de denetim altına alınmayan fiyat artışları kitlelerin yoksullaşmasını daha da artırmaktadır.
Bakanın “Popülizm tuzağına düşmedik” laflarıyla savunduğu tercihler gerçekten bağlı olduğu hükümetin hangi sınıfa hizmet verdiğini açıkça ortaya koyuyor. Bir de “enflasyonla mücadele etmek zorunda olduğumuz için bu asgari ücretten fazlasını veremeyiz” masallarını da artık hiç kimse yutmuyor.
Bütün üretimi yapan, bütün zenginlikleri yaratan patronlar değil işçi sınıfıdır. Ama hükümet ve patronlar ceplerini doldurmakla ve lüks hayat yaşama peşindeler. Milyonlarca emekçi sefalet ve yoksulluk şartlarına düşmüştür, hiç de umurlarında değildir. Emekçi kitlelerinin ve yoksulların tek bir çaresi var: üretimden gelen güçlerini kullanarak bu sömürü düzenini yıkıp emekçilerin düzenini inşa etmeleridir.
(04.01.26)