Sinif Mucadelesi

Faizi indirme ısrarının arkasında ne var?

Cuma 10 Aralık 2021

Son aylara damga vuran “faiz indirilirse enflasyonda düşer” söylemi, Erdoğan’ın dilinden düşmüyor. Peki iktidarın faiz indirmekle elde etmek istediği ne?

Erdoğan sözlerinde milleti faize yedirtmeyeceğini açıklıyor, dini kitaplardan referanslar veriyor ve iş insanlarının düşük faiz ortamında yatırım yapmadığı için yakınıyor. Demek ki Erdoğan’ın faiz düşürünce yatırımların ve istihdamın artacağı ve borçluların üzerindeki yükün azalacağı yönünde bir beklentisi var. Ancak, yatırımlar için faiz oranları önemli olsa bile en önemli koşul yeni yapılacak olan yatırıma talebin olup olmadığıdır. Faizler yüksekken bile bu koşulun sağlanması yatırım gerçekleşmesinin önünde engel değil. Şu an görünen ise bunun tam tersi. Alım gücündeki düşüşün boyutları ve 9 milyona yaklaşan işsiz sayısı 20 sene önceki seviyelerin dahi altında. Emekçiler en basit harcamalarını yaparken dahi zorlanıyor. Zaten üretim, emekçiler yani iç tüketim için değil, ihracat yapıp patronların para kazanması için arttırmak istendiği açık.

Erdoğan’ın faizlerle ilgili söylediği bir diğer tartışılan gerekçesi ise “faiz sebeptir enflasyon netice”. Türkiye’de şirketler çok borçlu ve çoğunlukla şirketler borçlarını ödemez, yeniden borçlanarak bu borcu çevirir. Her yeniden borçlanma esnasında borcun faizi artıyorsa şirketin de faiz ödemesi artacağı için genel anlamda maliyetleri artar.

Maliyetlerdeki artış, üretilen mal ve hizmetlere yansıtılır ve enflasyon oluşur. Bu temeller altında faiz indirmenin de tersi bir etkiye sebep olacağını ve enflasyonun düşürülebileceği hedefleniyor. Ancak, faizleri indirmek için sarf edilen çaba dövizin artışına yeniliyor ve şirketler özelinde daha fazla fiyat artışı ile emekçilere geri dönüyor.

Rekabetçi kur söylemi damat bakanın döneminde çok kullanılıyordu. Düşük faiz vererek TL’yi değersizleştirmek ve karşılığında ihracat gelirlerinde bir artış olmasını beklemek. TL’nin değersizleşmesi ihracatçılar için olumlu görünüyor olabilir ancak 1 dolarlık ihracat yapabilmek için önce 80 cent ithalat yapmamız gerekiyor. Ara malı ve sermaye mallarına olan bağımlılık bu politikanın da gerçekleşmesine engel oluyor.

Değersiz TL ile ilgili bir diğer beklenti ise borsada şirketlerin ucuzlaması ve genel anlamda ülke varlıklarının ucuzlaması, yabancı sermaye için buraya yatırım yapmasında bir fırsat ve bu şekilde girecek olan bir dövizin kurları yeniden düşürerek kendi kendine dengeye getireceği yönündeki inanıştır.

Bir diğer bahane ise bol keseden alınıp patronlara dağıtılan, hesabı sorulmayan, takip edilmeyen kamu borç yükünü hafifletmek. Damat bakanın 128 milyar doları, dış borcu ödeyemeyen patronlara ucuza sattığı yeni ortaya döküldü. Kamu, Merkez Bankası’nın açıkladığı faiz oranlarına göre borçlanır ve borç öder. Bu orandaki düşüş, kamu borcunu olumlu etkileyebilir.

Ancak bu kamuya güveni azalttığı için özel sektörün hane halkından daha fazla borç talep etmesi olarak geri dönmektedir. Yani etkisi olmayan bir harekettir.

Son olarak rekabetçi kur söylemi ile cari açığın finansmanı ve mümkünse cari fazla vererek dövizi denge altında tutma çabası tartışılıyor.

Ancak, hedef ne olursa olsun temelde patronlara verilen pastadan payın azalmaması başat koşul. Asgari ücret Çin’den daha düşük seviyelerde. Kendi medyaları bunu pazarlamaya başladı bile. İçerdeyse düşen alım gücüne karşı muazzam bir hızla artan enflasyon, hayat pahalılığı ve otoriterlik.

Emekçiler tüm bu oynanan oyunların, ekonomi politikalarının aslında kime hizmet ettiğinin farkında. Eksik olan bu sıkıntının çok yaygın olduğunu bilmek ve artık beraber hareket ederek bu zorlukların üzerinden gelineceği dair bir şeyler yapmaktır. (04.12.21)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 278 - 4 Aralık 2021  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?