Sinif Mucadelesi

ABD emperyalizmi Çin’e baskıyı arttırıyor

Cuma 10 Aralık 2021

Güney Çin Denizi’nde çatışma
...
Güney Çin Denizi sekiz ülke ile sınırlanmış durumda: Çin ve Tayvan, Vietnam, Tayland, Malezya, Singapur, Endonezya, Filipinler ve küçük Brunei. Birkaç ada var, çok sayıda resif, kısmen ortaya çıkmış kumsallar var. Paracels ve Spratley adlarında iki de küçük takımada var.

1970’lerde, petrol krizi ve para arayışı zemininde, tüm kıyıdaş ülkeler, bu kara parçaları üzerinde hak talebinde bulunmaya başladı. Çin, ilk olarak Vietnam birliklerini yerinden etti ve Spratley’de resifleri ve kumsalları işgal ederek Paracels’de bir yer edindi. 1992’de bir Çin yasası, Paracels’i ve Spratley’i karasularına dahil etti. Bu tartışmalı takımadalar, bundan böyle Tayvan ve Tibet ile birlikte "ulusal çıkar"ın bir parçasıydı.

2009’da Vietnam ve Filipinler, ekonomik bölgelerini Çin’in işgal ettiği deniz bölgelerine genişletmek istediğinde durum biraz daha gerginleşti. Buna karşılık Çin, kontrol ettiği adacıkları geri almaya ve askerileştirmeye başladı, denize erişim kazanırken birçoğunun üzerine hava ve deniz üsleri kurdu.

ABD’nin baskısı

ABD’nin bölgedeki varlığı son yıllarda arttı. Çin’in emellerini kontrol altına alarak ve yükselen Çin gücü üzerindeki baskıyı koruyarak, yerel müttefiklerini destekliyor. ABD burada, dünyanın polisi ve egemen emperyalizm olarak üzerine düşeni yapıyor. Çin’in 18 bin km’lik bir kıyı şeridi var ancak hepsi komşuları ve rakipleri tarafından yarı kapalı denizlerle çevrili: Vietnam, Malezya, güneyde Filipinler; kuzeyde Tayvan;daha kuzeyde Japonya ve Güney Kore. Bu devletlerin çoğu uzun zamandır ABD’nin müttefiki. Vietnam bile, birkaç devriye botu alarak ABD’ye yakınlaştı. Filipinler 2016’dan beri, Çin’e yakınlaşmak istiyorsa da, ABD ve Japonya ile ittifakta da istekli. Amerikan stratejisi uzun zamandır tüm meseleleri kontrol etmekten ibaretti. ABD devleti, şimdiye kadar yapmasa da, Çin ticari trafiğini her an kesebilir. Müttefikleriyle birlikte Çin askeri donanmasının, Pasifik ve Hint okyanuslarına erişmesini engelliyor.

2015’ten bu yana Çin Denizi’nde, deniz devriyeleri aracığıyla, uluslararası hukuka saygı adına, yolun ücretsiz ve herkese açık olduğunun doğrulandığını iddia eden Amerikan baskıları oldu. Hepsi bir güç gösterisiydi. Bu operasyonlar, yani Fonops, Amerika’nın saldırı gücünü öne çıkarmak amacıyla, dünyanın farklı yerlerindeki tartışmalı bölgelerde, kamuoyuna duyurularak yürütülüyor. Güney Çin Denizindekiler, Amerikan askeri gemilerinin Çin’in elindeki yapay adaların 12 deniz mili içinde manevra yapmasını ve böylece onları, uluslararası ve Çin dışı sular olarak kabul etmelerini içeriyor. Çinliler bu provokasyonlara sırasıyla bölgeye uçak ve savaş gemileri göndererek ya da “uçak gemisi katili” lakaplı füzeler atarak karşılık verdi. Şimdiye kadar, her iki taraftaki manevralar, herhangi bir kaymayı önlemek için dikkatlice ayarlandı. Ancak 2018’de, bu operasyonlardan birinde bir Çinli muhrip, bir Amerikan muhripin 40 metre yakınına geldi. Ve o zamandan beri, sıklıkları neredeyse ayda bire çıkarak kıvılcım üretme riskini arttırdı.

Çin’den ayrılan 23 milyonluk bir ada olan Tayvan’da da bu yaz gerginlik arttı. 1 temmuzda Çin, tartışmalı resiflerin iki yeni idari eyalete bağladığını açıklayarak, Tayvan yakınlarında uçak gemisi saldırı grubu konuşlandırdı. ABD, kendininkilerden birini göndererek karşılık verdi. Daha sonra Ağustosda, 1979’dan beri ilk kez bir Amerikan heyeti, Tayvan’a kabul edildi. Bu ziyaretin ardından Tayvan, büyük bir F-16 avcı uçağı satın aldığını doğruladı. ABD, 17 eylülde, Tayvan’ı fiilen egemen bir devlet olarak tanıyan ve on yıllardır yapmaktan kaçındığı bir bakanı, aslında bir devlet görevlisini göndererek baskıyı arttırdı. Çin, Pekin’e göre adanın işgaline hazırlanmak için bir "hazırlık" olan geniş askeri manevralarla karşılık verdi.

Son olarak, Hindistan-Çin sınırdaki Ladakh’ı, sürtüşme bölgeleri listesine eklemeliyiz. Haziran ortasında birkaç kişinin ölümüne neden olan savaştan sonra Hindistan, iki Rafale uçağı yerleştirdi ve Avrupa Birliği’nden destek aldı.

Temmuzda konuşlandırılan Amerikan filosunda bir Avustralya gemisinin varlığı önemsiz değil. Son yıllarda, bölgedeki en zengin müttefiklerinin, özellikle Japonya ve Avustralya’nın askeri potansiyelinin güçlendirilmesiyle Amerikan gücü, iki katına çıktı. Avustralya, genişleyen Çin donanmasından teknolojik olarak üstün bir askeri kapasiteye sahip olmak amacıyla, Fransız Deniz Kuvvetleri tarafından inşa edilen denizaltılarla donatılıyor. Japonya, savaş gemilerinin yanı sıra düzinelerce son teknoloji Amerikan savaş uçağı satın alıyor. Japon ordusunun gerekçesi, Çin tarafından tartışılan Senkaku Adaları’nın savunulması. Japon donanması, Amerikalılarla birlikte ya da onlarsız Güney Çin Denizi’nde seyir halinde ve kendini Hint Okyanusu’na yansıtma niyetinde. Bütün bunlar, 1945’ten beri Japonya’nın teorik olarak yalnızca "savunma" ordusuna sahip olmasına rağmen.

Çin rejiminin çelişkileri

Mao’yu iktidara getiren köylü ayaklanması ve ondan doğan devlet aygıtı, Çin’e emperyalizmin doğrudan siyasi hakimiyetinden kurtulma olanağı verdi. İşçi sınıfının ve köylülüğün sömürülmesi temelinde devlet, temel sanayilerin, demir-çeliğin, madenlerin, enerjinin gelişmesine izin verdi. Çin devletinin gerçekleştirdiği bu tür ilkel birikim, 1980’lerde ekonomisini Batı sermayesine açmasının temelini oluşturdu. Otuz yılı aşkındır, aynı devlet aygıtı, sermayenin emperyalist güçlerden dönüşünün vektörü oldu. Bu sermaye, işçi sınıfını sömürerek ve en zenginlere mal sağlayarak yeniden yaratılır. Hong Kong veya Tayvan’dan dönen ama aynı zamanda devlet işletmelerini parçalayan bürokrasiden gelen Çin burjuvazisi, yerel işgücü, Çin pazarı ve dünya pazarı arasında, aracı kısıtlaması olmaksızın kendini zenginleştiriyor. Bütün bunlar, işçiler ile yeni kapitalistler ve kapitalist bürokratlar arasındaki, küçük zengin azınlık ile yüz milyonlarca yoksul işçi ve köylü arasındaki ve ayrıca merkezin bürokratları ile taşradaki bürokratlar arasındaki içsel çelişkileri çoğaltmadan olamaz.

Şehirler ile kırlar arasında, şehirler içinde göçmen işçiler ve diğerleri arasında… Yerel yönetimlerin, il yönetimlerinin artan önemi, kendi kontrolleri altındaki devlet işletmelerinin borçlarıyla ölçülebilir. Şi Jinping iktidara geldiğinden beri keskinleştirdiği milliyetçilik, tüm bu çelişkileri, Çin devletinin genel çerçevesine hapsetme girişimidir.

Bu çelişkiler, ülkenin artan ekonomik zorluklarıyla daha kötüleşti. 2008 krizi, Çinli imalatçıların ana müşterisi olan Amerika ve Avrupa pazarları dahil olmak üzere dünya kapitalist ekonomisinin gelişimini yavaşlatma etkisine sahipti. Yavaşlamayı, iç pazarda tüketimin gelişmesiyle telafi etmeye çalışan politika, propaganda dışında gerçekten bir sonuç vermedi. İç pazar, birkaç yılda gelişmez. Böyle bir pazar, her şeyden önce Çin’in bugünkü durumuna aykırı olarak, tüm bir tarihin, toplumun farklı katmanları arasındaki karşılıklı bağımlılıkların ve geniş kitleler için belirli bir gelir düzeyinin ürünüdür. Kamu bütçesi öncelikle köylüleri veya yoksul işçileri değil, işletmeleri desteklemeyi amaçlıyor. Tüm zorluklar rejimi, Çinli şirketlere ve bankalara iş ve gelir sağlamak için Çin’den daha yoksul, borçlu ülkelere sermaye ihraç eden "yeni ipek yolu"na yöneltti. Çin büyümesinin zayıflamasını da durdurmadı. Sözde "yeni ipek yolu" politikasına, Çin’in tarihi büyüklüğünü restore etmesi, sahaya lider bir güç olarak geri dönüşü hakkında milliyetçi propaganda eşlik etti. Bir asırlık sıkıntı, yabancı yatırım, Çin diplomasisinin ağır bir argümanı.

Çin’in geçmişteki büyüklüğüne gönderme yapan bu demagoji, önemli askeri yatırımları beraberinde getirdi. Çin’in askeri bütçesi dünyada ikinci, ancak ABD’nin çok gerisinde. Yerel sanayicilere verimli pazar ve hem içeride hem de dışarıda askeri ve siyasi manevra için birçok olanak sağlıyor. 2000’lerden beri, yetkililer donanımlarını zorla geliştiriyor. 2014 - 2019 arasında Çin tonajındaki artış, İngiliz ve Japon donanmasının toplamına eşdeğerdi. Tüm bunlara rağmen Çin, ABD ve müttefiklerine kıyasla, askeri bir cüce olmaya devam ediyor. Sadece yurtdışında, Cibuti’de bir üssü var ve teknolojik geriliği önemini koruyor. Gücü sayılarda yatıyor. Özünde emperyalizme karşı savunma konumunda.

Çin milliyetçiliği, esasen emperyalist güçler karşısında lafta geri kalmış olarak tanımlanan Uygur, Tibet veya Moğol olsun, ulusal azınlıklara karşı bir baskı politikasına dönüşüyor. Çin devleti, ulusal azınlıkların olduğu bölgelerde veya Hong Kong’da muhalefete müsamaha göstermez. Rejim, Maoizmin orijinal fikirlerine bağlılık kampanyalarını artırarak ve yolsuzluğu kınayarak, her yerde saflarını daralttı.

ÇKP, "Çin’e özgü sosyalizm" yolunu savunduğunu iddia ediyor. Afrika’daki veya Avrupa’daki milliyetçi aydınlar, onu emperyalizme bir alternatif, egemenliğine karşı bir destek noktası olarak görüyor. ABD ile Çin arasındaki ilişkileri "yeni soğuk savaş" olarak adlandırmak bu yanılsamaya katkıda bulunuyor.

Büyük ölçüde devlete dayanan en vahşi kapitalizm olan Çin kapitalizmi, emperyalizme karşı bir dayanak noktası olmayacak. Çin burjuvazisinin ve devlet liderlerinin ona ihtiyacı var. Hatta, kendine has özellikleri olan bir çarktır, ancak yine de küresel üretim zincirlerine entegre edilmiş bir çark. Yazdıklarında ifade ettikleri bu bağımlılıktır: “Tarih ve gerçekler gösteriyor ki Çin ve ABD, işbirliğinden her şeyi kazanır, savaşarak her şeyi kaybeder." Övdükleri ortaklık her şeyden önce kendileri, zengin sınıf ile Batılı kapitalistler arasında. Çin’deki tek ilerici güç, fabrikalarda ve dev şehirlerde toplanmış, kaybedecek tek şeyi zincirleri olan yüz milyonlarca işçiden oluşan Çin proletaryasıdır.(LCD, Sayı 211; 18.10.2020)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 278 - 4 Aralık 2021  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?