Sinif Mucadelesi

Kürt düşmanlığı siyasetinde ekonomik krizin gölgesi var

Cumartesi 13 Mart 2021

Siyasi parti yönetici ve temsilcileri arasında yaşanan tartışmaların temelinde ekonomik daralma, kriz var. Çünkü siyaset, işçi sınıfının çalışarak ürettiği zenginliğin kimin eline, hangi yolla geçeceği, ne için ve nasıl kullanılacağı üzerine yapılan tartışmadır. Ekonominin nispeten büyüdüğü, gelirin arttığı dönemde siyasetteki değişim azalmıştı. Hatta geçmişten gelen sorunları çözüm için para, vakit olanağı doğduğundan Kürt Açılımı girişimi oldu. Yüzlerce insan, yüzlerce toplantı, yasal değişiklik, eğitim çalışması, sağlıktan eğitime, belediyeden derneklere, teşviklerden altyapı yatırımlarına, çeşitli kurumların kurulması, çalışan sayısının artışı, medya kampanyaları, çok yönlü bu süreçte milyarlar akıtıldı.

Elbette tüm bunlara rağmen, Kürt illeri ile batı illeri arasındaki mesafenin çok az kapandığını eklemek gerekiyor. Sonuçta Kürt illeri cumhuriyetin başından beri olduğu gibi hala Türkiye’nin en yoksul illeri olmaya devam etti, ediyor.

Bugün kriz ortamında tam tersine bir durum görüyoruz. Sadece siyasi temsilcileri değil, Kürt olmak bile neredeyse suçlu olmak anlamında kullanılıyor. Oysa fabrikalarda, işyerlerinde, hastanelerde, okullarda, her yerde birlikte çalışıyor, komşu veya akraba olarak birlikte yaşıyoruz. Vatandaşlığın çok önemsendiği bu düzende, Suriyeli göçmenlere sağlananların ülkenin vatandaşı olan Kürtlere sağlanmaması hem saçma hem de isyan ettirici.

Gittikçe tonu yükselen Kürtleri düşmanlaştırıcı siyasetin nedeni, PKK’nin veya HDP’nin, herhangi bir siyaset değişikliği değil, hatta devletin, ordunun veya Irak ya da Suriye’de yaşanan gelişmeler değil, doğrudan siyasi iktidarın, Erdoğan ve AKP’nin siyasi çizgisini değiştirmesinden ötürü yaşanıyor. “Barış” siyasetinden “savaş” siyasetine geçişin arkasında, daralan ekonomik zenginliğin paylaşımında ilk olarak Kürtlerin dışlanması var. Ardından, AKP’li olmayan herkesin, bugün ise çok daha dar bir çevre dışında AKP’lilerin bile dışlandığı günleri yaşıyoruz.

Kürtlerin dışlanmasının ardından Fethullahçıların dışlanması izlemişti. Darbe girişimi dershanelerin kapatılmasıyla başlayan büyük bir ekonomik ambargonun sonunda geldi. Erdoğan, onların para musluklarını keserken oğlu paraları sıfırlamaya çalışıyordu. Yaşananlar, kavganın ne kadar büyük olduğunu gösterdi.

Dincilerden güveni kırılan Erdoğan, partisini milliyetçilere doğru yöneltti. Bu kıvırma başarı getirdi ancak ekonomik krizin tırmanışı başarıyı biraz daha zora sokuyor. Bu nedenle milliyetçilik miktarı sürekli artıyor. Milliyete karşı din temelli bütünleştirici, ümmetçi bir siyasetten gelip dini görmeyen bölücü milliyetçi bir siyasete sıkı sıkıya sarılan iktidar, bu siyasetin toplumda ortaya çıkardığı zararlı sonuçları dikkate almıyor. Çünkü iktidarda kalmaya, ekonominin dümenini elinde tutmaya odaklanmış durumda.

Erdoğan, bu siyaseti her koşulda sürdürecek. Kendisini hiçbir şart ileri sürmeden destekleyen MHP’ya bakanlık vermek istemesi bunu anlatıyor. Böylece MHP’den İYİ partiye gidebilecek milliyetçi oyları, koltuk, olanak, pastadan pay alma vaadiyle yerinde tutmak istiyor. Hatta tersine bir geçiş başlatmayı amaçlıyor. Ancak ekonomik olarak verebileceği çok az olduğundan, daha fazla Kürt düşmanlığı veriyor.

HDP’li siyasetçilerin PKK ile aralarına mesafe koyması, hatta zaten öyle olan CHP’nin bile bunu açıklaması, asla AKP’yi ve MHP’yi ikna etmez. HDP’de şimdi, en radikal milliyetçiler değil, İslamcı çevrelerden gelen milletvekilleri tasfiye ediliyor. Böylece uzlaşmaya açık olanlar susturulup düşmanlaştırma siyaseti sürebilecek.

Kürt düşmanlığı siyaseti, sadece Kürtlere zarar vermiyor, tüm halklara özellikle de işçi sınıfına zarar veriyor. Siyasi çürümenin ötesinde işçi sınıfının ağır koşullarda ürettiği zenginlik, silahlara, bombalara, insan öldürmeye heba ediliyor. Kürtlerle birlikte, işçi sınıfının, yoksulların çocukları ölüyor. Suriye’de ordunun denetimindeki bölgelerde, yüksek ücret için giden askerler yoksul çocukları, Erdoğan gösteriş yapsın diye mağarada öldürülenler de rüşvetle alınmış helikopterle çatışmaya götürülürken ölenler de siyasetçilerin, patronların çocukları değil. Cenazelerde, yoksul evler, çaresiz aileler, açıkça görülüyor. Her şey bir yana Çözüm Süreci döneminde tek bir cenazenin gelmediğini akılda tutmak gerekli. (09.03.21)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 270 - 12 Mart 2021  Site yaşamını izle Siyasetin Gündemi   ?