Sinif Mucadelesi

Ekonomik kriz ve savaş tehdidi II

Cuma 8 Ocak 2021

Çin ve ABD arasındaki gerginlik

Tüm bunların yanı sıra, ABD ile Çin arasındaki ticari savaş gerçek bir savaşa dönüşebilir. Çin ve ABD yeniden seçilme arifesindeki Trump’ın tutumu askeri güç kaybı korkusunun tetikleyebilir. Trump’ı dinleyen biri -seçmenlerinin yabancı düşmanlığını körükleyen şiddet dilinden kesinlikle vazgeçmiyor- ABD’nin her an Çin’e, Kuzey Kore’ye veya İran’a karşı savaş çıkartabileceği izlenime kapılabilir. Ancak 4 yıllık başkanlık serüveni boyunca Trump, özellikle Kuzey Kore’ye karşı söylemlerinde ve Hürmüz Boğazı’nda bir Suudi tankçıya yapılan saldırıdan sonra da İran’la ilgili atıp tutmalarında sürekli geri adım attı.

Çin’in hakimiyet iddia ettiği Güney Çin Denizi’nde güçlendirdiği donanmasının seferlerinde kuvvetli ABD donanmasıyla sık sık karşılaşması, durumu takip edenleri yıllardır her an bir gerginlik doğması ihtimaliyle tedirgin ediyor.

Cumhuriyetçi Nixon iktidarı sırasında Amerikan diplomatlığı yapmış ve Çin’in dünya kapitalist pazarına yeniden takdim edilmesinin mimarı olan 96 yaşındaki eski diplomat Henri Kissinger’ın Aralık 2019’da açıkladığı fikirleri şu yönde: “Eğer gerginliğin tırmanmasına izin verilirse, sonuç Avrupa’da 20. Yüzyılda olanlardan çok daha kötü olabilir. Trump, Güney Çin Deniz’inde, Başkan Şi Jinping’in Amerikancı yaklaşımını ortaya çıkartmak için askeri gücünü kullanabilir.”

New York Times’ın haberine göre geçtiğimiz yaz, ABD’nin eski Fransız Büyükelçisine bu konuda yetki verildi. Ölüm döşeğinde bile olsa Kissinger’ın bir pasifiste dönüşmesi pek mümkün değil. Aksine, Kissinger’ın sözleri Çin ile sıkı ticari ilişkilerin sürdürülmesinin elzem olduğunu düşünen Amerikan burjuvazisinin kaygılarını dile getiriyor. Ticari rekabetin ve askeri güç gösterilerinin ardında, Çin ve Amerikan burjuvazisi çıkarları birbirine dolanmış iyi birer suç ortağı.

Orduya ayrılan bütçe her ülkede arttırılıyor

Tüm dünyada artan tansiyonun diğer göstergesi artan askeri harcamalar ve hızlanan silahlanma yarışı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün raporuna göre, dünyadaki askeri harcama 2019’da 1.917 milyar dolara (yaklaşık 1.782 milyar euro’ya) ulaştı. Bu meblağ, dünya üzerinde yaşayan herkes için, çocuklar dahil olmak üzere, kişi başı 240 euro harcama yapılması anlamına geliyor. Enstitüye göre “askeri harcama, soğuk savaş döneminden beri görülmemiş bir yüksekliğe erişti.” Geçen yıla kıyasla %3.6 oranla arttı. Böyle bir artış son 10 yıl içerisinde hiç görülmemişti.

Bazı ülkeler, askeri harcamalarını arttırıyorken ABD, yarışın başını çekiyor: ABD’nin sadece kendi askeri bütçesi, onu takip eden 8 ülkenin bütçesinin toplamına neredeyse eşit. ABD’nin askeri bütçesi 731 milyar dolar, Çin’in ise 261 milyar dolar. Fransa’da 2021’de artması planlanan savunma harcamaları göze çarpıyor: 1.7 milyar euro artış ile 39.2 milyar euro’ya ulaşan bütçe 2020’ye kıyasla %4.5, 2017’ye kıyasla %20 artmış olacak. Silahlanma işinden sorumlu Silahlı Kuvvetler Başkanı Florence Parly, 4 yıl boyunca giderek artan Savunma Bakanlığı bütçesindeki artışın “Ordunun 2 yıllık ekipman giderlerine” denk geldiğini gururlanarak ifade etti.

Kapitalizmin tüm tarihi boyunca devletin silahlı kuvvetleri üreticiler için pazar artışının suni bir yöntemi oldu. Rosa Luxemburg’un 1913’te belirttiği gibi: “Tümüyle iktisadi bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, militarizm, sermaye için seçkin bir artı-değer yaratma yöntemidir yani başka bir deyişle; militarizm sermaye birikimi için elverişli bir arazidir.”[3]

Militarizmin yani “işçilerden dolaylı vergi aracılığıyla gasp edilmiş paranın” devlet tarafından silah-omuza kullanılmasının, emperyalist ülkelerdeki işçi sınıfının yaşam standartlarını düşürerek, onları ordunun finansal dayanağı haline getirmesine ve işçi sınıfı üzerindeki sömürünün şiddetlenmesine nasıl vesile olduğunu Rosa Luxemburg detaylı bir şekilde anlatır. Yine de, silah üretimi, kriz dönemlerinde kapitalistlere verilen bir çeşit ödenek değildir sadece. Üretilen silahlar, kullanılmak için de üretilir.

Dünya henüz, 1914-1918 ya da 1939-1945 yıllarındaki gibi savaşa girecek tertibatta değil. Bu savaşlar sırasında rakip emperyalist ülkeler iki blok halinde, kendi malları ve sermayelerinin kaynağı olan hammaddeler ve pazar için milyonlarca işçinin canını ortaya koyarak birbirleriyle çarpışmıştı. ABD’nin askeri üstünlüğü; milyonlarca Amerikalı proletaryanın emek-saatlerinin değerine karşılık gelen sağlık hizmetinden, eğitimden, barınma hakkından yoksun bırakılması ve tüm kıtalardaki yoksul ülkelerin emek-gücünü çeşitli yollarla yağmalanması karşılığında sürdürüldü. Yağma ve yoksun bırakma öyle bir düzeyde gerçekleştirildi ki bugüne dek gücünden bir şey kaybetmedi ve yine olacağını düşünmek zor değil. Soğuk savaş döneminde, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki rekabetten doğan ve her birinin kendi bölgesinde jandarma rolü oynadığı bölgesel ve yerel savaşlar tezgahlandı. Sovyetler Birliği yok olduktan sonra, çeşitli bölgesel güçler arasındaki rekabet ve emperyalist güçlerin manevraları, işlerine geldiği gibi o ya da bu hükümeti veya siyasi partiyi destekledi, cesaretlendirdi ya da zayıf düşürdü. Bunlar olurken herkesin üstüne benzin yağdırıldı ve çakmak çakıldı. Balkanlar’dan Afganistan’a, Libya’dan Irak’a; ABD her yere burnunu soktu. Bunu “barış ve demokrasiyi güvence altına almak için” değil, bu bölgedeki liderlerden herhangi birini, artan düzensizliği ve karmaşayı sorgulayacak baş kahraman olma cesaretini gösterdiğinde yaptı.

Birçok durumda görüldüğü üzere, Amerikan emperyalizmi çatışmaları arttırmayı, ulusal ya da etnik kızışmaları alevlendirmeyi; üstelik tüm bunları uzaktan kendi sözünü dinleyen çeteleri kullanarak yapmayı tercih etti. Bazen de öyle geri çekildi ki, varlığındakinden çok daha büyük karmaşaya sebep oldu. Bugün zengin Batılı ülkeler için ufukta, ekonomik kriz ile perçinlenerek gelen büyük bir dengesizlik söz konusu.

Ya sosyalizm ya barbarlık

Bu gözlemler ile yüzleşen burjuva devlet liderleri, askeri birlikleri ve silahları bir savaş çıkartmak için bir araya topluyor. Bazıları, yarın büyük ölçekte bir askeri propaganda yapılması durumunda kendi subaylarının yola getirmek (disiplini kılmak için) konusunda biraz kaygılı.

General Burkhard, subayları eğitimini düzenlemeyle ilgili öneride bulunduğu sırada bu durumu dile getirdi ve eğitimin “yeterince sert olmadığını” ifade etti. Çünkü Saint-Cyr Harp okulu komutanına göre “Fransız toplumu trajediden ve dolayısıyla da tarihten yıllar boyunca uzak durmaya çalıştı. Gençlerini 25 yaşında karşılaşacakları aşırı sorumluluklara hazırlayamıyor. Bu yaş ki emir komuta zincirinin de ölümün de ilk öğrenildiği yaştır. Gençlerimizi olabildiğinde hızlı olgunlaştırmamız gerekiyor”[4]

Bu “trajedi ve tarih” derken aslında söz edilen şey; milyonlarca köylünün ve işçinin, burjuvazinin çocuklarından seçilmiş subayların rehberliğinde iki dünya savaşının muharebe meydanlarında biçilmesi, sakatlanması ve canlı canlı o meydanlara gömülmesidir. Bunların üstüne bir de rezil sömürge savaşları eklendi ki bu savaşlarda “Tahribata karşı savaşan Fransız okulları” uydurması ileri sürüldü, başka bir deyişle işkence alenen yaygınlaştırıldı. Aurès’te “olgunlaştırılan” on binlerce genç çocuk “sertleştirilmişti” elbet… Muhtemelen de ömürleri mahvedildi. Generallerin zorunlu askerliğin geri getirilmesi için henüz çağrıda bulunmaması bir şey ifade etmiyor, her an olabilir. Bu arada Silahlı Kuvvetler Generali, bütçesini sunarken şu ifadeleri kullandı: “2021’de orduya asker alan ilk ülke olacağız; bir kısmı vasıflı bir kısmı vasıfsız olmak üzere 26.700 genç insanı orduya katacağız.”

Burjuvazinin liderlerinin gençliğe sunduğu gelecek; tek bir top ateşiyle ölüme gönderilmek. Reformist solcuların sık sık başlattığı gülünç barışa çağrı bildirileri yerine şu an ivedilikle yapılması gereken ve hayati şey, işçilerin siyasal silahlanmasıdır. Eğer ordu başkomutanı birlikleri topluyorsa o zaman devrimciler de burjuvazinin iktidarının yıkılması gerektiğini düşünen kadın ve erkeklerden oluşan kendi birliklerini toplamalı. Savaşların olmasını engellemek için dünya ölçeğinde devrimden başka bir çare yok.
(Lutte de Classe; Ekim 2020 Sayı:211)
[3] Rosa Luksemburg, Sermaye Birikimi, 1913
[4] General PatrickCollet’nin Le Monde gazetesinde yayınlanan yorumları, (07.09.2020)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 268 - 8 Ocak 2021  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?