Sinif Mucadelesi

Kâr oranları insan sağlığından önemli!

Cumartesi 12 Aralık 2020

Geçtiğimiz hafta Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı yayına katıldığı bir televizyon programında hastanelerindeki sağlık çalışanlarının %10’unun Covid-19 ile enfekte olduğunu ifade etti. Yani kendi ağzıyla kendi çalışanlarını koruyamadıklarını utanmadan kabul etti. Test sonucu pozitif olan sağlık çalışanlarının mazeret izni almış sayıldığını yani ücretlerinin kesildiğini biliyoruz. İzolasyon sonunda ikinci bir test yaptırmaları konusunda öneriler olsa bile teşvik kesinlikle yok; 10 gün bitince işe geri dönmeleri yönünde artan baskılar uygulanıyor, işçi sınıfının tümü gibi sağlık çalışanları da ikinci negatif testte iş başı yapıyorlar.

Aylardır meslek odaları Covid-19’un bir iş kazası veya meslek hastalığı sayılması gerektiğini söylüyor. Sağlık komisyonu bu konuda görüş birliğine varsa da resmi bir düzenleme yapılmadı. Bu süre zarfında mazeret izinleri ile ücretleri kesilen sağlık çalışanları kendilerine bakacak kimse bulunmadığını, eşlerinin çalışması gerektiği için çocuklarına bakamadıklarını, çalışmaya devam eden iş arkadaşlarının iş yükünün çok fazla arttığını ifade ettiler. Hatırlatmak gerekirse, 2020 yılı “Yatırım Programı” kapsamında 10 adet şehir hastanesi için sadece bina kirası olarak ayrılan tutar 31 milyar tl. Salgının başında hastanelerde sağlık çalışanları için maske, siperlik, tulum bile bulunmakta zorluk çekilmişti.

Geçtiğimiz aylarda patronların baskısıyla günlük hayatı “normale döndüren” Sağlık bakanlığı; “ülkenin çıkarları için” olduğunu ifade ederek dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir uygulamayla yalnızca hastalık belirtisi olanların sayısını açıklayarak gerçek vaka sayılarını gizledi. Sonra ülkenin çıkarları değişmiş olacak ki gerçek vaka sayılarını açıklamaya karar verdi. Üstelik ülkesinin çıkarlarını düşünen bu bakanlık bugün hala temaslılara test yapmıyor! PCR testinin fiyatını 250 TL olarak belirleyerek Covid-19 testi yaptırmak isteyenleri özel hastane patronlarının insafına bırakıyor.

Yeni açıklanan gerçek vaka sayılarıyla birlikte Türkiye, ABD ve Hindistan’dan sonra en çok vaka açıklayan üçüncü ülke oldu. Bu sırada aşı yarışı kıran kırana devam ediyor.

Bazı aşıların faz 3 sonuçları raporlanmaya başladı. Pfizer, aşısının deneklerin %90’ında başarılı olduğunu açıkladıktan hemen sonra 5.6 milyon dolar değerinde hisse satışı gerçekleştirdi. Şimdiden ABD’nin ve Avrupalı devletlerin kendi nüfuslarının birkaç katı aşı rezerve ettiği biliniyor. Pazar büyüdükçe Türkiye’nin kapitalist sınıfı da bu pazardan pay elde etmek istiyor. Gerçek vaka sayısının açıklanmasının sebebi bu olabilir. Ülkedeki vaka bolluğunu göstererek hem Türkiye’yi aşıların klinik çalışmalarının parçası yapmak hem de Türkiye pazarını bu büyük ilaç şirketleri ve onların hissedarlarına açmak. Cumhurbaşkanı Erdoğan Aralık ayının başında yeni kısıtlamaları açıklarken herkesin ücretsiz aşılanacağını sağlayacaklarını ifade etti.

Temaslılara test yapmaya, sağlık çalışanlarının ücretlerini ödemeye yanaşmayan sağlık bakanlığı mı herkesi ücretsiz aşılayacak? Maddi açıdan imkansız değil, herkesi ücretsiz aşılamak için işçi sınıfından kesilen SGK primleri yeter de artar bile. Ancak SGK primleri, halk sağlığını korumak ve devam ettirmeye değil patronların cebini doldurmaya harcanıyor.

Kapitalist düzende insan sağlığı patronların kâr hırsının yanında önemli bile değil. İlaç şirketlerinin tek derdi olabildiğince çok aşı satarak kendilerine ve hissedarlarına daha da çok para kazandırmak. Devletler de patronların temsilcileri olarak bu yarışın içindeler. Oysa hiçbirimizin sağlığı borsada alınıp satılacak bir mal değil. Yaşadığımız tablo kötü gözükse de bu gidişatı durdurmak bizim elimizde. (03.12.20)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı: 267 - 11 Aralık 2020  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?