Sinif Mucadelesi

Darbeye giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmedi

Cuma 2 Ağustos 2019

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin üçüncü yıldönümü, Erdoğan’ın tek yıldız olduğu törenlerle kutlandı. Erdoğan, bu vesileyle tüm kitleleri FETÖ karşısında kendi safında birlik olmaya çağırdı, ancak sesi üç yıl öncesine göre daha az yankı buldu. Bunun bir nedeni darbeye giden yolda kendisinin ve partisinin belirleyici rolünü sürekli örtmeye çalışmasına duyulan tepki de var.

Darbeye giden yol

ABD derin devletiyle ilişkileri bulunun Graham Fuller, 2008’de Türkçe basılan “Yeni Türkiye Cumhuriyeti Yükselen Bölgesel Aktör” isimli kitabında, şunları yazmıştı:
“…Türkiye, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda genelde günümüz İslam dünyası için oldukça önemli iki dinamik İslami hareket üretmiştir: Gayet politik AKP ve Büyük ölçüde apolitik cemaatçi F. Gülen hareketi. Gülen cemaatinin birçok üyesi bugün artık Gülen Hareketine bir alternatif olarak değil ama onun siyasi bir tamamlayıcısı olarak AKP’ye katılmıştır.”
 
Fuller’ı, doğrudan Türkiye ve FETÖ üzerine kitap yazmaya iten ABD’nin o dönemde gündemde tutuğu Yeni Ortadoğu projesiydi. Sözde ılımlı İslamcı yönetimlere dayanan bir Ortadoğu oluşturma planı vardı. Erdoğan, bir süre ABD’nin projesinin “eş başkanı” olmakla övündü, sonra ucunun kendine dokunacağını anladığında “İslam, İslam’dır, ılımlısı falan olmaz” diyerek çark edecekti.
 
Kendilerine “hizmet hareketi” diyen Gülen tarikatının, ABD derin devletiyle; CIA ve NATO’nun komünizm karşıtı illegal yapılanmasıyla bağlantısı olduğu, destek, yardım ve koruma aldığı artık sır değil. FETÖ’nün en fazla, sözde laik, yıllarca siyasal islamı tehlike gören, birçok mensubunu bu gerekçeyle atan ordu içinde güçlenmesini sağlayan bu ilişkiler ağıdır.
 
Büyük burjuvazinin programını uygulamak üzere Erdoğan liderliğindeki AKP 2002’de iktidara geldiğinde yönetime tam olarak hakim olmadığını gördü. İktidarı; ordu ve bürokrasi ile paylaşması gerekiyordu. Ordu ağırlıklı olarak Kemalistlerin, yargı başta olmak üzere bürokrasi ise ağırlıklı olarak milliyetçilerin elindeydi.
 
İslamcı siyasetçiler, Erbakan’la başlayarak, dışarıdan destek vererek, koalisyonlar yoluyla yönetim kademelerine yükseldi. Ancak bürokrasiye hakim olmaya yetecek kadroları yoktu ve hem silahlı gücü hem de ekonomik gücü nedeniyle orduyu geriletmek daha büyük sorundu.
 
İşte AKP böyle bir işte azimli olduğunu ortaya koyduğunda, o zamana kadar Erdoğan ve partisinden uzak duran, eleştiren, Gülen, AKP’ye yöneldi. Erdoğan’ın bu çabası, Irak işgalinde ABD’ye karşı çıkan Kemalistlere ve Kemalist generallere öfkelenen ABD’nin ve Türkiye pazarını açacak ekonomik dönüşümleri yapmayı hedeflediği için de AB’nin hararetli desteğini almıştı.

İşbirliği

Açtığı okullar ve dershaneleri kullanan tarikat, sınava dayalı kadro alma ve terfi sisteminden faydalandı. Her türlü hileyle ve AKP’nin hızlıca meclisten geçirdiği değişikliklerle, tarikat üyeleri ve çevresi diploma, belge sahibi oluyor ve üst düzey devlet kadrolarına atanıyordu. Özellikle polis ve yargı, muhalifleri ezmek üzere kullanmak için tıka basa dolduruldu. Bir andan da ordunun okulları, sınav sorularının cevapları ezberletilmiş tarikatçıların çocuklarıyla dolmuştu.
 
AKP-FETÖ işbirliği başarılı oldu; büyük burjuvazinin istediği düzeyde temizlik yapıldı. Büyük patronların dünya sermayesine eklemlenmek için uluslar arası sermayenin de Türkiye pazarına ulaşmak için aynı doğrultuda yapılmasını istediği liberal dönüşümlere karşı duracak mahkeme kararları alan yargı kalmadı; siyasi elitlerin aldığı kararlara itiraz edecek ordu generalleri kalmadı; başka bir kurum ve yetkili de.
 
Erdoğan o dönemde Gülen’in en büyük destekçisi ve savunucusuydu. Hakkını vermek lazım; FETÖ’cüler bu desteğin gereğini yaptılar.
 
 Ancak bu karşılıklı çıkar ilişkisi, beraberinde güç birikmesini getirdi. Tarikatın çevresindeki patronlar, sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu, Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerinde kazançlı bağlantılar kurdular. Güçsüz Türk burjuvazinin bir parçası olan tarikat patronları da devletin beslemesiydi. Hatta tamamen siyasi ve bürokrasinin eline muhtaç olan Nurjuvazinin parçasıydı.
 
Türkiye ekonomisi büyüdüğü dönemde bu bir sorun değildi; AKP izlediği siyasetle patronlara komşu bölgelerde iş anlaşmaları yapmasına yardım ediyordu. En fazla anlaşma yapılan ülkelerden biri de Suriye idi. 2008’de dünya ekonomik krizi başladı; dalga dalga yayıldı. Türkiye’ye ilk dalga 2009 civarında, sora da hala süren 2013 civarındaki dalga geldi. Ancak, Türk patronların yatırım yaptığı ülkeler daha önce battı. Nurjuvazi, AKP’ye koştu batan parasını, iş olanağı, sipariş istedi. İşte o zaman ipler kopmaya başladı. Erdoğan ilk kez Gülen tarikatını kameralar önünde eleştirdi “parayla ne işleri var” diye sordu. Ancak başka örneklerde olduğu gibi tarikat, artık kendi çıkarlarını dayatacak güce ulaşmıştı.

İşbirliğinden düşmanlığa

Her zaman ABD yanlısı siyaseti savunan, Ortadoğu’da ABD karşıtı siyaset izleyen Erdoğan’ı eleştiren Gülen ile ilişkiler, tam bu nedenlerle koptu. Irak, Suriye, Kürt siyaseti, Rusya ile yakınlaşma; tarikat Erdoğan’ı bürokrasi ve yargı üzerinde kuşatmak, siyasetini değiştirmek için zorlamak üzere harekete geçti. Önce yargı kararıyla Suriye’ye gizlice silah götüren tırlar durduruldu; ardından doğrudan MİT’in başındaki tutuklanmak istendi. Doğrudan Erdoğan devreye girdi.
 
Tarikat ikinci adımını attı; 17 ve 25 aralık 2013’te; bakanlarının ve oğlunun yolsuzlukları üzerinden Erdoğan’ı hedef alan soruşturma ve gözaltına alma adımını attı. Erdoğan, kendisinin hedef alındığını hemen anladı ve çok sert tepki gösterdi. Bürokrasiden başlayarak temizlik başladı. Tarikat çevresine hem para hem itibar hem de kadro sağlayan dershaneler kapatıldı. Tarikat, PDY (paralel devlet yapılanması) ilan edilerek suç örgütü kabul edildi.
 
Erdoğan, daha sonra “ne istediler de vermedik” diye eleştireceği tarikat mensuplarına açıkça tercih yapmalarını istedi. Bugün FETÖ soruşturmalarında bu tarih başlangıç olarak kabul edilir; dönenler temiz, dönmeyenler suçludur.
 
 Tarikat ile Erdoğan arasındaki mücadeleyi Erdoğan kazandı; devlet kurumlarında büyük çalkantı oldu; yargı ve polis karıştı; milletvekilleri koltuklarından oldu; medya el değiştirdi; iş yerleri kapandı, satıldı. 2014-2016 arası gerçek bir mücadele yaşandı.
 
Darbe başarılı mı başarısız mı?

2016 yazında Erdoğan kendini yeterince güçlü hissettiği için ordunun üst düzey kadrosunda çok büyük çaplı bir temizlik yapma palanı hazırlamıştı. Bunu yargı ve diğer kurumların izleyeceğini, HSYK’nın darbe gecesi ansızın toplanıp FETÖ’cü yargıçları ihraç etmesinden tahmin edebiliriz. Yaveri bile FETÖ’cü çıkan Erdoğan’ın başında bulunduğu ordudaki 300 generalden FETÖ’cü olan 150’si, 15 temmuzda harekete geçti.

Erdoğan başarısız darbe girişimi için “Bize Allah’ın bir lütfü” demişti. Elbette Allahın lütfü değildi ama Erdoğan, darbeye direnip kitleleri darbeye karşı mücadeleye çağırarak, milyonların gönlünü kazandı ve bir lütuf haline bizzat kendisi dönüştürdü.
Darbelerden çok çekmiş olan kitleler, Erdoğan’ın çağrısına cevap verip kurşunlayan askeri helikoptere; bomba atan uçaklara; top atan tanklara ve kurşun sıkan askerlere karşı mücadele etti. Farklı ülkelerden, farklı meslek ve yaştan 251 kişi öldü, 2.193 kişi yaralandı. Biri banka; dördü 22 bin işçinin çalıştığı büyük şirket olmak üzere 885 şirkete el kondu; dernek, medya dahi 2.761 kurum ve kuruluş kapatıldı; 125.678 kamu çalışanı tüm hakları alınarak atıldı; 500 bini aşkın kişi hakkında soruşturma yapıldı.

Darbe girişiminin yenilmesini “milletin iradesine” bağlayan Erdoğan, şimdi her şeyi kendi iradesine bağlamış durumda. Parlamenter sistemi değiştirip Cumhurbaşkanlığı sistemini getirdi; yargı, yürütme ve birçok kurum doğrudan Erdoğan’a bağlı. FETÖ’ye aldandım diyen Erdoğan kişisel bir iktidar kurdu. Başarısız darbe girişimi tüm toplumu alt üst etti, bir tek Erdoğan ve AKP bu işten kazançlı çıktı. (20.07.19)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:254- 2 Ağustos 2019  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi’nin Sözü   ?