Sinif Mucadelesi

Türkiye’nin 2017 ekonomik görünümü

Perşembe 11 Ocak 2018

Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yılda ekonomik anlamda emekçilerin yararına olmayan birçok şey yaşadı. Yüksek faiz, yüksek kur, yüksek enflasyon, artan işsizlik, artan sömürü ve dahası.

Yıl içinde Türk lirası Amerikan dolarına karşı %17’lere varan değer kaybı yaşadı. Bu değer kaybı neredeyse ülkedeki her şeyin üretimi için gerekli olan enerji, makine ve hammadde ithal olduğu için doğrudan biz emekçilerin alım gücünü etkiledi. Sene başında aylık asgari ücretiyle 413 dolar satın alabilen bir işçi yılsonunda yalnızca 354 dolar satın alabilir duruma geldi. Artan kur, fiyatları da arttırdığı için enflasyon %12 civarına çıktı ama enflasyon hesabına katılan ürünler de gerçek rakamı gizleyecek şekilde hileli.

Emekçiler için temel gıda maddeleri, kira, ulaşım, eğitim gibi gerçekten ihtiyaç olan kalemlerdeki enflasyonsa en az %15 oldu.

Enflasyon ve kurdaki bu denli artış faizleri de kaçınılmaz olarak yukarı doğru itti. Her ne kadar Merkez Bankası faiz artışı yapmasa da bankaların birbirleri arasından ve yurt dışından borçlanma faizleri yükseldi. Faizlerin yükselmesi bankalardan borçlanmanın maliyetini arttırdığından krediye olan talebi azalttı. Burada devreye Cumhurbaşkanı Erdoğan girdi ve faizlerin düşürülmesi yönünde konuştu. Bunları söylerken emekçilerin çıkarını gütmüyordu. Düşük faiz isteği aslında sözcülüğünü yaptığı finans ve sanayi sermayesinin isteğiydi. Çünkü finans sermayesinin kârının en fazla olduğu dönemler, her zaman düşük faiz dönemi. Bu dönemlerde borçlanmanın maliyeti düşük olur ve rahatlıkla kredi verebilirler. Aynı zamanda sanayi sermayesi de bu durumdan kârlı çıkar; artan kredi talebi onların mallarına olan talebi de yükseltir ve karşılıklı bir kazan -kazan ilişkisi olur.

Kapitalizmin içine girdiği krizden ötürü yaşanan durgunluktan, piyasaya ucuz para pompalamanın kurtaracağını düşündükleri için faizleri düşürmek isterler. 2008 krizinden sonra yaşanan durgunluktan beri yapılan tam olarak budur. İşte Erdoğan da bunları yakından bildiğinden sermaye gruplarının isteğini dillendiriyor.

Aynı nedenle Başbakan Yıldırım KOBİ’leri desteklemek için oluşturulan Kredi Garanti Fonundaki süre limitini kaldırdıklarını ve kefalet miktarını 200 milyar TL’ye yükselttiklerini müjdeledi. Sene başında derinleşen kriz, bu yolla ertelenmeye çalışıldı, sene başından bugüne kadar verilen KGF’li kredi tutarı 22 yılda verilen toplam tutarın yaklaşık 14 katına çıktı. Türkiye’deki işletmelerin %99,8’inin KOBİ olduğu. Emekçilerin %78’in buralarda istihdam edildiği, üretimin %54’ünün KOBİ’ler tarafından yapıldığını hesaba kattığımızda, burada yaşanan krizin daha da derinleşip kendilerine tehlike doğurmaması için devlet garantili ucuz maliyetli parayı devreye sokup onlara can suyu verdiler. Buradan başlayarak yükselecek bir isyan dalgasının onları rahat koltuklarından edeceğini çok iyi biliyorlar.

Türkiye ekonomisi, TÜİK’in hesaplamalarına göre son üç ayda %11 büyüdü ancak büyüme işsizlik oranını çift haneli sayılardan aşağı düşürmeye yetmedi. Yüksek büyüme rakamlarına rağmen gençlere hala iş yaratılmıyor. Her 5 gençten 1 tanesi işsiz ve bu rakam sadece İŞKUR’a kayıtlı olanları kapsıyor. Her yıl daha fazla genç, yedek işçi ordusuna katılıyor ve patronlar için ücret ve hakları düşürme yolunda bahane gösteriliyor.

İşsizlik korkusuyla gençler istedikleri işlerde çalışamıyor potansiyellerini ortaya çıkaramıyorlar. Çalışanlar, işlerinden olmamak için daha fazla fedakarlık yapmaya zorlanıyor.

Yüksek büyüme rakamı yüksek borçla beraber geliyor. Borçlanarak büyüyen Türkiye dış piyasalarda yaşananlara daha da duyarlı hale geldi. 432 milyar doları geçen dış borcu Milli Hasılanın yarısından fazlası ediyor. Borcun 110 milyar dolarlık kısmı kısa vadeli ve 93 milyar doları özel sektörün. Borçların özel sektörün olması bizi etkilemez diye düşünmeyelim 2008 krizinin öğrettikleri ortada; devlet bankaları kurtarır; faturasını emekçilere keser.

Tüm bunlar ne kader ne alınyazısı ne de Türkiye’ye karşı dış güçlerin bir oyunu. Dünya’nın her yerinde bu ve benzeri durumlar yaşanıyor. Bu durum kapitalizmin kendisinden kaynaklı problemlerin sonucu. Emekçiler sorunlu kapitalist sistem yerine daha iyisini koyabilir, yeter ki kendilerinin yapabileceğini bilsinler. (27.12.17)


Ana sayfa | İletişim | Site planı | |

Site yaşamını izle tr  Site yaşamını izle Sınıf Mücadelesi Sayı:235 - 8 Ocak 2018  Site yaşamını izle Emekçinin Gündemi   ?